ZAMANIN ÇARKLARI
Edebiyatçı Yazar Sümeyye Öztaş Yazdı ZAMANIN ÇARKLARI
11/02/2024 11:53 | Son Güncelleme : 05/11/2026 19:59 | Sümeyye Öztaş
ZAMANIN ÇARKLARI
İnsanın hayatta düşündüğü, üzerine kafa yorup anlamlandırmaya çalıştığı, onunla varlığına anlam bulduğu kavramlardan biri de “zaman”dır.
İnsan dünyaya geliş sürecinin ilk gününden ta ölümüne kadar zamanla mukayyet (kayıtlı) olan bir varlıktır.
Zamanın olmadığı bir dünyada bir değişim, dönüşüm, yenilenme ve hareket de olmazdı. Zaman olmayınca insan da yaşamın değerini bilmez, öylesine sıradan, anlamsız, amaçsız bir hayat sürerdi. Yani belki de bize verilen ömrün yani zamanın değerini onun sınırlı olmasında aramalıyız.
Zaman bizi hem büyüten, hem olgunlaştıran, hem de menzile varışımızda birçok düğümü çözmemizi sağlayan bir anahtardır.
Onu elle tutmak, gözle görmek, kovalamak, yakalamak, mümkün değil; çünkü soyut bir kavram. Ama onu anlayıp, kendimizi onun kollarına bırakıp, getirdiklerine, götürdüklerine razı olursak, dünyayı anlamlandırmada mesafe kat etmiş oluruz.
Zamanın mahiyeti konusunda birçok kişi kafa yormuştur. Şair Necip Fazıl da bu kavram hakkında sorgulamada bulunanlardandır. Şiirinde:
“Nedir zaman, nedir
Bir su mu, bir kuş mu
Nedir zaman, nedir
İniş mi yokuş mu? “
diye ifade ederken aslında onun su gibi akıp gittiğine, kuş gibi uçup gökyüzüne pervaz ettiğine vurgu yapmıştır.
Her ikisinde de zamana hükmetmek imkansızdır. Akan su mecrasına doğru ilerlerken, uçan kuş da kendi menziline gider ve buna insan olarak bizim müdahale edebilme imkanımız yoktur.
Varlığı ne kadar kesinse; akıcılığı, geçiciliği, biticiliği de o kadar kesindir zamanın.
Şair zaman konusunda diğer bir sorusu da “iniş mi yokuş mu? “ olduğudur.
İnsanın hayatındaki deneyimlerinde bazen iniş bazen yokuşlar vardır. Bazen düz bir yolda ilerlerken, bazen de yokuşa, sarpa sarar yolumuz. En yokuş yolumuzdan çıkarken nefesimiz kesilmek üzereyken hayat diğer ifadeyle zaman bize bir iniş hediye eder.
Aslında zaman hem inişli hem de yokuşludur.
Başka bir şair Enis Behiç Koryürek:
“Zaman sanki bir rüzgar.
Ve bir su gibi aksın. “
derken de zamanın aynı özelliklerine vurgu yapıyor. Zamanın akıcılığı, geçiciliği karşısında insanoğlu aciz. Bu acziyetini ancak onun getirdikleri her şeyi kabul ederek, ona uyarak, onunla hayatın seyrine dalarak giderebilir. Çünkü her şeyin zamanla zeval bulduğunu, bittiğini, yittiğini, gittiğini gören insan zamanın karşısında çaresizdir.
Ona hükmetmeye ya da onu alt etmeye çalışmak manasızdır.
İlk yazılı kaynağımız Orhun Kitabeleri’nde de “Öd tengri yaşar, kişi oglı köp ölgeli törümiş. “ ifadesi geçer. Anlamı “Zamanı tanrı yaşar; insanoğlu ölmek için yaratılmış.” İlk eserlerden günümüze bu konuda kafa yoran insanlar aslında zamanın geçiciliğinin, insanın ölümlü olduğunun farkında olmakla birlikte hayatlarında zamanlarını yeterince iyi değerlendirememenin, giden zaman karşısında acizliğin, yarım kalmış yaşanamamış hayatların faturasını bir nevi zamana keserler. Onu suçlu görürler. Belki de ölümlü insanın bir savunma mekanizmasıdır zamanı suçlamak...
Ya da “zaman kötü” sözünü hepimiz duyarız. Ve bu söz insan var olduğundan beri söylenegelmiştir. Zaman mı kötüdür akıp giden zamana karşı direnemeyen, ona bir anlam katamayan, onunla olgunlaşamayan insan mı kötülüğü tercih etmiştir bu bir muamma. Ama bence soyut bir kavrama bu kadar suçu yüklemektense görünür olan varlığı bilinir olan insanın kendisini sorgulaması daha akıllıca ve insancadır.
Cahit Sıtkı Tarancı'nın Otuzbeş Yaş şiirine baktığımızda o yaşa gelen her insanın yaşayabileceği duyguları anlattığını görürüz. Gençlik artık geride kalmış, ve giderken gözünün yaşına bile bakmamıştır. Ayna, yüzündeki çizgilerle, gözlerinin altındaki mor halkalarla, şakaklarına yağan karla gerçeği şairin yüzüne tokat gibi vurmuştur.
“Hangi resmime baksam ben değilim. “ diyen şair aynada gördüğüyle resimde gördükleri arasında derin farklardan dolayı kaygılanmaktadır. Dostlarıyla yolu bir bir ayrılmıştır, yaz bitmiş sonbahar hazan renkleriyle bir bir onun ruhuna çökmüştür. O kadar bunalmıştır ki artık gökte uçan kuştan, tarumar olmuş bir bahçeye hatta salası verilen bir cenazeye kadar çevresinde olup biten her şey onu daha da kaygılandırmaktadır. Ama nihayetinde şair herkes gibi bir kabullenmeye geçmiştir ve zaman karşısında yapabileceği başka bir şey de yoktur zaten.“Neylersin ölüm herkesin başında. “ diyerek bunca üzüntüsünü, korkusunu, kaygısını kabullenmiştir. Zaman karşısındaki tek gerçek insanın ölümlü olmasıdır.
Bu duyguyu Necip Fazıl:
“Akrep ve yelkovan
Varlığın nabzında
Akrep ve yelkovan
Yokluğun ağzında. “
şeklinde zamanı akrep ve yelkovanla nitelendirmiş. İnsanın her an varlık ve yoklukla iç içe olduğunu ifade etmiştir. Akrep ve yelkovan birilerini hayatla buluştururken, birilerini de yokluğa yani ölüme mahkum etmektedir.
Bu mahkumiyet karşısında başka bir şair Ahmet Erhan:
“Zamanı oy, sesini sakla...unutulmasın.
Tarih düşür her yazdığının altına. “ derken bu varlıkla yokluk sarkacı arasında gidip gelen insana bu dünyada bir çıkış yolu bulmaya çalışmıştır. Ama heyhat ne zaman oyulur, ne de ses kalır. Ne suret ne de iz kalır. Zamanın çarkları dönerken usul usul bulduğu her şeyi öğütür. Zanlarımız, hayallerimiz, hayatlarımız yarım kalır. Altına tarih düşürdüğümüz yazılar yetim kalır. Geriye kocaman bir boşluk kalır.
Suçlu zaman mı zamanı yoldaş edinip onunla barışık yaşayamayan biz mi? Onun ruhunu anlayamayıp mutluluğu, huzuru, sevinci hep müphem bir gelecekte arayan bizler mi? Sürekli geçmişin pişmanlıklarında, ya da geleceğin kaygılarında yaşayan insanlar da tam da bu anı ıskaladıkları için ne geçmişi değiştirebilir; ne de geleceğe yön verebilirler. Burada suçlanması gereken zaman değil; ona bakış, onu kullanışımızda sorun olan bizlerdir. Yaşanılan her şeye bir şahit, bir seyirci gözüyle bakmalı, zamanımızı anlamlı kılacak işlere yoğunlaşmalıyız. Çünkü zaman su üstünde yazı gibi geçip üç günlük bir maziye dönüştüğünde bize sadece pişmanlığın ağır hüznü çökecektir. Kuranda kafirlere hitaben dünya hayatında ne kadar kaldınız diye sorulduğunda
‘’Bir gün, ya da bir günden daha az kaldık.’’ cevabı aslında dünyadaki zaman algımızı anlatan en güzel cevaplardandır. Geldik, gördük, gidiyoruz ve buna engel olabilecek hiç bir kuvvet yok. Dünyanın kanunu kabul edip, ona göre arkamızda anlamlı bir hayat bırakmak dışında da başka çaremiz yok.
Şair Oruç Aruoba’nın dediği gibi:
“Her şeyi yazarım da
Zamanı yazamam
O yazar çünkü beni.”
Zaman saniye saniye bizi yazmakta, her lahza sesimizi, sözümüzü, yüzümüzü sonsuza kazımakta...
Her şey bitip, yitip, gitmekte... Ve buna rağmen;
“Baki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş. “
Hoş seda bırakabilmek dileğiyle.
Selametle...
Edebiyatçı Yazar
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
SON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önceTarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.
1 gün önceÇİN’İN TARIMDA DESSİGNSİZ "GO" STRATEJİSİ: TÜRKİYE KÜRESEL GIDA OYUNUNUN NERESİNDE DURMALI?
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Çin’in tarım ve gıda sektöründe izlemeye başladığı yeni küresel stratejiyi ve Türkiye’nin alması gereken pozisyonu değerlendirdi.
3 gün önce


