Arama

                                                

YETİM KALMIŞ DUYGULAR

YETİM KALMIŞ DUYGULAR

03/10/2025 15:11 | Son Güncelleme : 16/09/2026 16:12 | Sümeyye Öztaş


YETİM KALMIŞ DUYGULAR
ad image
ad image

YETİM KALMIŞ DUYGULAR

İnsan büyürken duygularını yanına almayı unutuyor bazen. Çocukluğunun o ince sırları, okul defterine çizilen minik kalpler, yatmadan önce dualara sızan küçük dilekler ve dillendirilemeyen büyük korkular… Büyüdükçe hepsi geride kaldı zannettiğin o küçük duygular, aslında içimizin belli belirsiz bir köşesinde yetim bir çocuk gibi kucaklanmayı bekliyor.

İçimizde unutulmuş kapalı bekleyen oda gibi duran bu duyguların anahtarı da zamanın içine düşüyor. Kapının ardındaki sesler bize yabancı gelse de anlaşılmayı en çok onlar hak ediyor. Sesini ve anahtarını zamana emanet eden duygular, görüleceği bir günün hayaliyle avunuyor çaresizce…

İnsan ruhu zamanla bir yetimhane misali, sahiplenilmeyen duyguların sığınağına dönüşüyor. İçinde unutulmuş sevinçler, tutulmamış yaslar, dile gelmemiş özlemler ve yarım kalmış korkular barınıyor. Kimsenin dokunmadığı bu duygular sahiplenilmedikçe yetim kalıyor; ıssız bir köşeye çekilip; halinden anlayan bir kalp bulana kadar içimizde büyüyen bir boşluk haline geliyor. Çocuk büyüyor, takvim yaprakları bir bir kopuyor, yıllar geçiyor; ama ‘’içimizdeki kırılgan yan’’ bir köşede hep yetim kalıyor.

‘’Her şey ben yaşarken oldu

bunu bilsin insanlar

ben yaşarken koptu gövdemden başım.’’

Yetişkin kimliğimiz her ne kadar içimizdeki kırılgan çocuğu ötelese de, o hep oradadır. Sadece daha sessiz daha derine çekilmiş... Çocuklukta adını koyamadığımız, büyürken sesini, neşesini kıstığımız duygular derin bir bekleyişin esiri olurlar. Bir bakışın, bir sözün, bir terk edişin artığıdır hepsi. Ne tam ölürler ne de tam yaşarlar; iki arada bir derede asılı kalırlar. Ve şairin dediği gibi bastırdığımız her acının çıt çıkaracağı bir gün mutlaka gelir ve o acıdan geçerek yeni bir ezginin kapısını aralarız.

‘’Ne zamandır ertelediğim her acı,

Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi.’’

İlgisiz, sevgisiz, değersiz kalmış bir çocuk gibi sessizce köşesine sinen duygular görünmezdir; ama ağırlıkları vardır. Gece uykularımıza sızar, gündüz bir bakışın, bir sözün içine gizlenir. Kimi zaman tebessümü yarım bırakır, kimi zaman maskelerle gizlemeye çalıştığımız boşluklarımızı bize gösterir. İçimizin dehlizlerinde kapalı kalmış duygular dışarıya sızmaya yol bulduğu zaman hakikatin aynasında kendimizle yeniden yüzleşmek zorunda kalırız. Her bastırılan his, kalbin köşesinde savunmasızca ağlayan küçük bir benlik gibidir; ağladıkça bizi büyütür; ama aynı zamanda içimizde derin yarıklar da bırakır.

Psikolojide buna ‘’duygusal ihmal’’ denir. Küçüklükte yaşanılan görülmeme, hissedilmeme, anlaşılmama, fark edilmeme durumlarını kapsar. İçimizde öksüz bir koro gibi sessizce bekleyen bu duygular büyüdüğümüzde farklı maskelerle ortaya çıkar.  Ve biz içimizdeki ‘’küçük ben’in’’ saramadığı yaraların acısıyla baş başa kalırız.

Acıyla karşılaşınca ne yapacağımızı bilemeyiz; elimiz ayağımıza dolaşır.  Önce onları tanımayız, görmezden gelir, kendi başına yok olmasını bekleriz. Duygularımıza yabancı olduğumuzda ise gerçek hislerimizi bastırır, bizi zorlayan davranışlarımızı ise el üstünde tutarız. ‘’Ben böyleyim.’’ der geçeriz. Öfkeliyizdir, saldırganız, belki biraz kibirliyiz biraz da bencil; ya da aşırı fedakar…

Büyük öfke patlamaları, saldırganlıklar çoğu kez anlaşılmayan çocuğun çığlıklarıdır. Bizi zorlayan davranışlar aslında içimizdeki kırılgan tarafın karşılanmayan ihtiyaçlarından, anlaşılamamaktan, haksızlığa uğradığımızı düşünmekten kaynaklanır. Kibirli davranışların üzerindeki tozu kaldırdığımızda çoğu kez büyük bir değersizlik hissiyle karşılaşırız. Fazla fedakarlık yapan, karşılığını alamadığında bitkin düşen insanların yorgunluğu ise çoğu kez küçükken görülmeyen benliğin onay alma çabasıdır.

‘’Beni gör, beni sev, beni takdir et.’’ ‘’Güvene, ilgiye, değere ihtiyacım var.’’ diyemeyen yetişkin, aslında kendi duygularının yetimidir. Ve bu isteklerini, çoğu kez zorlayıcı davranışlarla karşısındakinden almaya çalışır.

Durup dururken incinirsin. Sözün sana söylenmesi de gerekmez; içindeki yarımlıklarını kanatan küçücük bir imayla dünyaların yıkıldığını hissedersin. Bir parça gülsen, biraz sevinsen, işin gücün yolunda gitse bile o anlamlandıramadığın acı kalbinin en derin yerine saplanır. Bu yüzden dudağının kenarında yarım bir tebessümün izi kalır. Bazen de dünyaya karşı konulamaz bir öfke sarar seni:

‘’Kimse dokunmasın bana,

ben böyle iyiyim’’

Yetişkinliğin ironisi budur. Güçlü görünmek, duvarlar örmek, bazen de kabuğuna çekilmek… Oysa bunlar kırılgan yanlarımızı saklamak için taktığımız maskelerdir. Hislerimizi sahiplenmek yerine ötelediğimizde katı, ciddi, güçlü bir görüntü altında kendimizi sakladığımızı, yara almaktan kurtulacağımızı ve böylece iyi olacağımızı zannederiz. Ama suskun duygular ‘’çıt çıkarmaya’’ başladığında sadece güzel bir ezgi ortaya çıkmaz; kimi zaman yılların tortusu, simsiyah bir kurum gibi içimizden taşar. Önce dingin görünen göl, bir anda coşkun sele dönüşür. Büyük öfke, sarsıcı yorgunluk ve kayıtsızlık hisleriyle baş başa kalırız. Bu durumla karşılaşmamak için içeride bastırdığımız hisleri kabul etmek, anlamak ve onlara eşlik etmek gerekir. Kendimize karşı şefkatin de en büyük kapısı budur. Çünkü acıyı sahiplenmek bazen en büyük şifadır.

Ve bir gün, insan yorulur kendi yetimhanesinden. Yüzünü içine çevirmek ister… Yavaşça, ürkek adımlarla kapıyı aralar; içeridekilerle karşılaşacak gücü bulduğunda koşar yetim duygularının yanına. Onların gözlerine baktıkça, yıllardır görmezden geldiği kırgınlıkları, sevinçleri, özlemleri bulur. Onları sahiplenmek, isimlerini yeniden söylemek, kalplerine samimi bir şekilde dokunmak, içimizdeki yetimhaneyi yuvaya dönüştürmektir aslında. İşte insanın asıl şifası da burada başlar.

Şifa eksik parçamızı bulmakta değil; var olan parçalarımızı kucaklayabilmekte saklıdır. Kırılmış, örselenmiş, yok sayılmış parçalarımızın da bizi biz yapan duygular olduğunu fark ettiğimizde büyük düğüm çözülür. Onlara sıcak bir kucak açıp başını okşadığımızda, merhamet gösterdiğimizde kırgınlıklar çözülür, öfkeler yumuşar, anlaşılmamışlıklar rahmete dönüşür. Duygular sahiplenildikçe yetim olmaktan çıkar, sahibini bulur.

‘’Gel, gönül evini aç,

sahipsiz kalmasın hiçbir his.

Zira her yetim duygu,

Seni Allah’a daha çok yaklaştırır.’’

Bu yüzden, yetim kalmış duyguları fark etmek büyük bir kazançtır. İçimizde kırılgan ama sahici tarafla barışmaktır. Asıl olgunluk duygularımızı görmezden gelmek değil; onların elinden tutup, saçını okşayarak bir yuvanın sıcaklığına kavuşturmaktır. Çünkü hiçbir duygu sahipsiz kalmayı hak etmez. Onlar bizim hafızamız, varlığımız ve en gerçek hikayemizdir. Ve işte insan, kendi yetim duygularını kucaklayıp, onlara şefkatli bir el olduğunda gerçek anlamda büyür.

Bir şarkı çalıyor içimde

Adsız, sözsüz, nakaratsız

Ne çocuk şarkısı ne yetişkin sesi,

Ama hepsinin ayrı bir sıcaklığı.

Bu şarkıyla yürüyorum ve ilk defa

duygularımın sahiplenildiğini hissediyorum.

Felsefe bize, varoluşun temelinde yalnızlık olduğunu söyler. Ama psikoloji, yalnızlığın ilacının ‘’görülmek’’ olduğunu öğretir. Bu iki hakikat birleştiğinde ortaya şu çıkar: İnsan, kendi içindeki yetim duygularla göz göze geldiğinde hem varoluşunu hem de şifasını bulur.

Yetim duygularımıza yuva olmak dileğiyle…

Sümeyye Öztaş

Edebiyatçı- Yazar

Etiketler : EDEBİYAT SÜMEYYE ÖZTAŞ DUYGULAR KÖŞE YAZISI YETİM KALMIŞ DUYGULAR DENEME
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

Kurtlar Vadisi Dizisine Bilirkişi İncelemesi

Kurtlar Vadisi Dizisine Bilirkişi İncelemesi

2011 yılında Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin 2026 yılında yeniden açılan soruşturma, kapsamını genişleterek devam ediyor.

28 dakika önce
OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.

23 saat önce
SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.

23 saat önce
Yorumlar

Other Posts
11.09.2026 - YOL VE GÖLGE 04.09.2026 - YOL VE YAREN 28.08.2026 - YOL VE AZIK 21.08.2026 - YOL VE BEKLENTİ 14.08.2026 - YOL VE KONTROL 07.08.2026 - YOL VE ÖFFFKE 31.07.2026 - YOL VE ACELE 24.07.2026 - YOL VE YÜK-SEKLİK 17.07.2026 - YOL VE YÜK 10.07.2026 - YOL VE RÜZGÂR 03.07.2026 - YOL VE YOLCU 26.06.2026 - EŞİĞİN ÖTESİ 19.06.2026 - GECİKMENİN RAHMETİ 12.06.2026 - ASKIDA KALMAK 05.06.2026 - ZAMANIN KIYISINDA 29.05.2026 - UÇURTMAYA KÜSMEK 22.05.2026 - SEN UÇUŞU HATIRLA 15.05.2026 - KUTSAL ARAYIŞ 08.05.2026 - KENDİ OLMA CESARETİ 06.02.2026 - KI-RIL-MA 30.01.2026 - BALTANIN DEĞDİĞİ YER 23.01.2026 - HİÇ 16.01.2026 - HZ. İNSAN 09.01.2026 - ALGI KAFESİ 02.01.2026 - DAMLANIN SADAKATİ 26.12.2025 - AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER 19.12.2025 - NOKSAN DA OLUR 12.12.2025 - ÖZE YOLCULUK 05.12.2025 - KOŞMADAN VARMAK 28.11.2025 - KABUĞUN ÇATLADIĞI YER 21.11.2025 - İNCİNME ÂŞIK 14.11.2025 - KADERİN DANTELASI 07.11.2025 - TEVEKKÜL VE ‘’BU BÖYLEDİR’’ KONFORU 31.10.2025 - YOL AYRIMI 24.10.2025 - EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR 17.10.2025 - ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK 10.10.2025 - YA TAHAMMÜL YA SABIR 03.10.2025 - YETİM KALMIŞ DUYGULAR 26.09.2025 - Nefsin Uzun Soluklu Yolu 19.09.2025 - AŞKIN ELİNDEN 12.09.2025 - YAZININ TANIKLIĞI 04.09.2025 - YALNIZLIKLA BARIŞMAK 20.08.2025 - YARIM KALANLAR 27.12.2024 - ASLA DÜŞÜNME! 21.09.2024 - SÖZÜN BÜYÜSÜ 12.09.2024 - En ‘’NARİN’’ Yerimizden Kırdılar 25.08.2024 - YAŞAMAK SANCISI 09.03.2024 - SU KASİDESİ'NDEN SEÇME BEYİTLER 17.02.2024 - İÇİMDEKİ GURBET 12.02.2024 - BİR NEFES SIHHAT 11.02.2024 - ZAMANIN ÇARKLARI 11.02.2024 - UMUDA TUTUNMAK 11.02.2024 - YİTİK MONA’YA AĞIT 11.02.2024 - SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI 11.02.2024 - KÖR KUYU 11.02.2024 - KOR ATEŞ 11.02.2024 - GÖNÜL ŞAİRİ
ad image
ad image