Arama

                                                

ÖZE YOLCULUK

Edebiyatçı-Yazar Sümeyye Öztaş

12/12/2025 16:46 | Son Güncelleme : 05/11/2026 14:36 | Sümeyye Öztaş


ÖZE YOLCULUK
ad image
ad image

ÖZE YOLCULUK

İnsanın en uzun ve en meşakkatli yolculuğu çoğu zaman en kısa mesafede gerçekleşir: Kendine doğru… Yeryüzünde ne arıyorsak; neyin peşinde ömür tüketiyorsak, aslında hep kendimizi arıyoruz. Kendi hakikatimizden uzak kalan bir ömrün sarmalında, bazen aradığımız şeyi uzak diyarlarda, başkalarının sözlerinde ve davranışlarında bazen de hayat dışındaki bir meçhul menzilin varış noktasında arıyoruz. Oysa Mevlana’nın yüzyıllar öncesinden seslenen çağrısı hâlâ tazeliğini korur:

‘’Aradığını dışarda değil; kendi içinde ara.’’

İnsanın hakikati dışarıda değil; iç âlemin derinliklerinde saklıdır. Bu yüzden bütün arayışlar, dönüp dolaşıp içe çıkar.

İşte bu iç yolculuğun en güzel sembollerinden biridir Simurg efsanesi. Kuşlar kaybettiklerini zannettikleri sultanlarını bulmak için çok zorlu yollara düşerler. Bu çetin yolda yedi vadiyi aşmaları gerekmektedir: İstek, Aşk, Marifet, İstiğna, Tevhid, Hayret ve Fenâ… Her vadide kuşların kimi yolun ağırlığına, kimi arzularına, kimi nefsin oyunlarına yenilir. Zira bu vadilerde irade, cesaret ve dayanıklılık test edilir. Geriye kalanlar ise eksile eksile, yanıp arınıp hafifleyerek ilerler. Çünkü bu yol Simurg’a değil; Simurg’un onlardaki uyanışınadır aslında.

Kalan kuşlar her vadide bir parça kaybeder, bir parça kazanırlar. Düştükleri, kırıldıkları, savruldukları bu yolculuk, aslında onları kuşların padişahı olan Simurg’a değil, kendi içlerindeki Simurg’a taşır. Kaf dağına vardıklarında gördükleri şey çok şaşırtıcıdır: Bulmayı umdukları kurtarıcı sultan aslında kendileridir. Simurg ‘’otuz kuş’’ demektir. Aradıkları ve uğruna birçok zorluğa göğüs gerdikleri Simurg, otuz kuşun aynadaki sûreti; yani kendi birlik hâlleridir. Yunus’un diliyle:

‘’Her nereye bakarsan kendi yüzündür.

Kimde ne görürsen kendi özündür.’’

Bu, insanın en kadim hakikatlerinden biridir. Arayanla bulunan, bakanla görünen aslında aynıdır. Aynanın suretindeki yansıma gibi… İnsan bir ömür dışarıda dolaşır; fakat yolun sonunda kendine varır.

Modern insanın bu hikâyeye bu denli tutunması boşuna değildir. Zaman kalınlaştıkça insan incelmiş, dışarıdaki sesler çoğaldıkça içteki ses kısılmıştır. Günün telaşı, başarının baskısı, güç vehmi büyüdükçe, insan kendine varmaktan çok uzaklaşmıştır. Oysa insan ne kadar meşgul olursa olsun, içindeki o ince sızı, o belirsiz arayış duygusu hiç susmaz. Çoğu zaman bunun farkında bile olmadan arar; bir işten diğerine, bir ilişkiden başka bir ilişkiye, bir duygudan başka bir duyguya savrulurken aslında tek bir şeyi aramaktadır: Kendisini…

Ruha düşen bu uzun yol, çoğu zaman dışarıya doğru atılan adımla başlar. İnsan bir işin peşinden koşar, bir başarının peşine düşer, bir yola çıkar, bir ilişkiye tutunur. Zanneder ki aradığı şeyi orada bulacaktır. Oysa Mevlana’nın dediği gibi: ‘’Dışarıdan bir şey arayan, içindeki hazinenin üstünde oturan fakir gibidir.’’ İnsan çoğu zaman kendi gönlünün kapısından, içindeki cevherden habersizdir. Bu yüzden dışarının yolları, kapıları onu daha çok içine çeker. Fakat insan nereye giderse gitsin, hangi başarıya ulaşırsa ulaşsın, hangi sevgiliyle hemhâl olursa olsun, içindeki boşluk bir şekilde kendisini ona hatırlatır.

Simurg’un vadileri insanın iç iklimlerinin bir yansıması gibidir. Her vadi birilerini ayıklar kalanların ise ruhunun bir perdesini aralar; her durak insanı kendi derinliğine biraz daha çeker. Her kayıp bir arınma, her sarsılış bir uyanıştır. Çünkü insan kendine varmadan önce kendinden geçmek zorundadır. Bu geçişler bazen kabz gibi daraltır, bazen bast misali genişletir; bazen kabuğu çatlatır, bazen nefesi açar. Ama her hâl aynı hakikatin hizmetkârıdır: Ruhun kendine uyanışına…

Ve bilinir ki her arayışın bir acısı, bir sancısı vardır. Necip Fazıl’ın ‘’çile’’ dediği o kutsal acı. İnsan içe doğru attığı her adımda bir kabuk bırakır; Simurg’un vadilerini aşan kuşlar gibi eksilir, arınır, hafifler. Çünkü insan bütün kalabilmek için önce parçalarla yüzleşmesi; benliğinden vazgeçmesi gerekir. Bu vazgeçiş bir yok oluş değil; sahte olanın elenmesi, hakiki olanın görünmesi içindir. Bahsettiğimiz tasavvuf yolcusunun nefis terbiyesidir. Ve nihayet insan anlar:

Aradıklarıyla yüzleşeceği durak dış dünya değil,  iç âlemdir. Nasreddin Hoca’nın meşhur fıkrası tam burada anlam kazanır:

Hoca bir gün samanlıkta iğnesini kaybeder. Gider, iğneyi sokakta aramaya başlar. Görenler sorar:

-Hoca, iğne içeride kaybolduysa niye dışarıda arıyorsun?

Çünkü içerisi karanlık; burada ışık var.

İnsanlar da çoğu zaman böyle değil midir?

Nerede kaybettiğini bildiği halde yanlış yerde arar. İğne içerideyken göz dışarıya çevrilir; çünkü içe bakmak daha karanlık, korkutucu ve çıplaktır. Buna cesaret etmek zordur; fakat iğneyi dışarıda aramak da yalnızca arayışı uzatır.

İnsan kendi karanlığına, iç labirentine, ruh mağarasına inmeyi göze alamadıkça ışığa kavuşamaz. Herkes dışarıda arar, oysa bulunan hep içeridedir. İnsan kendi merceğiyle iç dünyasıyla yüzleştiğinde, gerçek ihtiyaçlarını, kırılganlıklarını, saklı isteklerini görür. Bu yüzden yüzleşmenin ağırlığından kurtulmak için merceği dış dünyaya çevirir. İçe bakmak zor; ama en doğru olandır. Neden?

Çünkü içerisi sessizdir. Sessizlikse insanı bütün savunmasızlığıyla baş başa bırakır. Aradığımız şey çoğu zaman dışsal bir başarı, bir insan, bir güç ya da bir yer değildir; onlar vasıtasıyla içimizdeki eksik parçayı bulma arzusudur. O parçayı dışarıdan bularak bütünleşeceğimize dair bir inancımız vardır. Bu yüzden kişi çoğu zaman dışarının telaşına sığınır, kalabalıkla oyalanırken içindeki yitik tarafı görmezden gelir. Onay bekler, görülmek ister, başarıyla kendine isim arar. İçinde duyulmayan ses dışarıda yankı bulmaya çalışır. Oysa insan dışta ne kadar çoğalırsa çoğalsın içerideki eksiklik dışarıdan gelen hiçbir şeyle dolacak gibi değildir. Simurg’un vadileri bu yüzden bu iç boşlukları sembolize eder. İnsan eksilmeyi göze almadan tamamlanamaz ve iç boşluğunu doldurmadan dışarıdan çözüm bulamaz.

Olgunlaşmak da tam olarak budur:

Düşer, kalkar; yanar, yorulur; akar, durulur… Ama sonunda bir gün fark eder ki aradıklarıyla yüzleştiği yer dışı değil içidir. Kendi içimizde saklı duran ses, bazen bir gölün dibine çöken sessizlik gibidir. Su durulmadan dip görünmez. Ve su berraklaştıkça insan anlar ki aradığı sevgi, huzur, sükûnet, hafiflik, anlam içindedir. Ve bulmak çoğu zaman da görkemli değildir. Bir sessizliğin derin yerinde, bir sözün ince kıyısında, bir esintinin hafif sükûnetinde, bir şarkının en sızılı noktasında olur. Bu durumda söz biter, hâlin sekineti konuşur.

Tasavvuf ehlinin ‘’men arefe nefsehu, fekad arefe  Rabbehu’’ (Kendini bilen Rabbini bilir.) sırrı insanı varlığını anlamlandırmaya yaklaştıran önemli bir sözdür. Mevlana’nın ‘’Ne arıyorsan kendi içinde ara.’’ çağrısı, içte saklı cevheri hatırlatır. Yunus’un ‘’Nereye baksan kendi özündür.’’ sözü ise, insanın âlemde seyrettiği her güzelliğin kendi hakikatinin yansıması olduğunu söyler. Bu sözler birleşince hakikat berraklaşır.

İnsan kendini tanımadıkça âlemi tanıyamaz. Âlemi tanımadan sahibine ulaşamaz… Bu yolculuğa çıkanlar için Kaf Dağı, ne bir mekândır, ne de ulaşılması gereken bir menzil. Kaf Dağı kalptedir, Simurg ise gökte uçan efsanevî bir kuş değil; insanın kendi özüdür. Öze yolculuk da idrak edebilenler için en kısa mesafedir. Simurg’a yolculuk dışarıda değil; insanın kendi göğünde açtığı sessiz kanatta gerçekleşir.

İnsan başka birini ararken aslında kendini; huzur peşinde koşarken içindeki dinginliği; bir menzil ararken de kendi kalbinin kapısını arar. Bazen bu aradığımız cevabı bir kitapta, bazen bir başka insanda, bazen de karşılaştığımız bir acının yangınında buluruz. Ama o cevap nereden ve ne şekilde gelirse gelsin, sonunda içimize bir yerlere yerleşir. O eksik yanımız bu cevapla bütünleşir. Çünkü hakikat insana dışarıdan verilmez; içeriden dışarısı vasıtasıyla hatırlatılır.  

Otuz kuşun birleşerek  Simurg’a dönüşmesi gibi, insan da kendi içine yöneldiğinde tüm parçalarını birleştirerek kendi bütünlüğüne ulaşır. İnsanın yolculuğu başkalarının gölgelerinde değil, kendi iç vadilerinin ışığında tamamlanır.

Belki de asıl mesele şudur:

Dışarıda aradığımız, içeride kaybettiğimizdir.

Ve kendini bulan her şeyi bulur. Kendini bulan insan Simurg misali küllerinden yeniden doğar. Yeniden doğan, artık dünyayı başka bir gözle görür; acele yerini teslimiyete; nefis yerini iradeye; arayış da yerini hatırlayışa bırakır.

Kalbimizin saklı odalarında bulunan Simurg’a ulaşarak; içimizdeki hakiki ‘’öz’’ e ulaşabilmek dileğiyle…

Edebiyatçı- Yazar

Sümeyye Öztaş

Etiketler : Edebiyat Köşe Yazısı Deneme Öze Yolculuk Simurg Mevlana Yunus Emre Sümeyye Öztaş
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

22 saat önce
Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.

22 saat önce
Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.

22 saat önce
Yorumlar

DAD TV

Sümeyye Hanım, kaleminizden dökülen bu satırlar için yürekten teşekkür ederim. "Öze Yolculuk," modern hayatın karmaşasında dışarıda ne ararsak arayalım, dönüp dolaşıp kendi hakikatimize varacağımızı Mevlana'nın çağrısı ve Simurg'un yedi vadisi üzerinden öyle güzel anlatmış ki... Özellikle Nasreddin Hoca fıkrasıyla yaptığınız bağlantı ("İçerisi karanlık; burada ışık var.") ve zihnimizdeki bu kaçış mekanizmasını açıklamanız çok çarpıcıydı. Bize, "dinlenmek bir lüks değil" diyen bir önceki yazıyla da örtüşen, içe bakmanın zorluğunu ama aynı zamanda en doğru yol olduğunu hatırlattınız. Bu denli derin ve ruhu besleyen bir yazı okumak çok kıymetli. Kalbinizdeki Simurg'a ulaşma dileğinizle, elinize sağlık. Yeni yazılarınızı merakla bekliyorum. Saygılarımla.

10 ay önce
Ayşe

Sümeyye Öztaş Hanım, bu yazı bir köşe yazısından çok, ruha yazılmış bir ayna, bir davet! 🤩 Okurken adeta bir tasavvuf yolculuğuna çıktım ve kelimelerin Kaf Dağı'na vardım. "İnsanın en uzun ve en meşakkatli yolculuğu çoğu zaman en kısa mesafede gerçekleşir: Kendine doğru…" tespitiyle başlayan metniniz, Mevlana'nın çağrısını Simurg'un yedi vadisine (İstek, Tevhid, Fenâ) o kadar ustalıkla dokuyor ki, okuyucu olarak her vadide kendi parçalarımla yüzleştim. Özellikle şu iki nokta, yazının zirvesi: "Simurg 'otuz kuş' demektir." Tıpkı Yunus'un "Her nereye bakarsan kendi yüzündür" sözü gibi, arayanla bulunanın birliği hakikatini müthiş bir sembolle özetlemişsiniz. Nasreddin Hoca fıkrasına getirdiğiniz yorum: "İçerisi karanlık; burada ışık var." İçe bakma cesareti yerine, dışarıdaki telaşla oyalanma hâlimizi bu kadar çıplak ve zarif anlatmak, gerçekten kalemin gücünü gösteriyor. Bu metin, içimizdeki yitik parçayı bulma arayışımızın aslında bir "hatırlayış" olduğunu fısıldıyor. Kendini bulan her şeyi bulur. Bu ilham verici ve görkemli yazı için sonsuz teşekkürler! Kalbinizin Simurg'u daima uçsun!

10 ay önce
Other Posts
06.11.2026 - KENDİNDEN KAÇARKEN KENDİNE YAKLAŞMAK 30.10.2026 - YOLUMUZ GURBETE DÜŞTÜ 23.10.2026 - YOL VE VUSLAT 16.10.2026 - YOL VE MENZİL 09.10.2026 - YOL VE HİKÂYE 02.10.2026 - YOL VE İSTİKAMET 25.09.2026 - YOL VE KÖR NOKTA 18.09.2026 - YOL VE ÇİLE 11.09.2026 - YOL VE GÖLGE 04.09.2026 - YOL VE YAREN 28.08.2026 - YOL VE AZIK 21.08.2026 - YOL VE BEKLENTİ 14.08.2026 - YOL VE KONTROL 07.08.2026 - YOL VE ÖFFFKE 31.07.2026 - YOL VE ACELE 24.07.2026 - YOL VE YÜK-SEKLİK 17.07.2026 - YOL VE YÜK 10.07.2026 - YOL VE RÜZGÂR 03.07.2026 - YOL VE YOLCU 26.06.2026 - EŞİĞİN ÖTESİ 19.06.2026 - GECİKMENİN RAHMETİ 12.06.2026 - ASKIDA KALMAK 05.06.2026 - ZAMANIN KIYISINDA 29.05.2026 - UÇURTMAYA KÜSMEK 22.05.2026 - SEN UÇUŞU HATIRLA 15.05.2026 - KUTSAL ARAYIŞ 08.05.2026 - KENDİ OLMA CESARETİ 06.02.2026 - KI-RIL-MA 30.01.2026 - BALTANIN DEĞDİĞİ YER 23.01.2026 - HİÇ 16.01.2026 - HZ. İNSAN 09.01.2026 - ALGI KAFESİ 02.01.2026 - DAMLANIN SADAKATİ 26.12.2025 - AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER 19.12.2025 - NOKSAN DA OLUR 12.12.2025 - ÖZE YOLCULUK 05.12.2025 - KOŞMADAN VARMAK 28.11.2025 - KABUĞUN ÇATLADIĞI YER 21.11.2025 - İNCİNME ÂŞIK 14.11.2025 - KADERİN DANTELASI 07.11.2025 - TEVEKKÜL VE ‘’BU BÖYLEDİR’’ KONFORU 31.10.2025 - YOL AYRIMI 24.10.2025 - EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR 17.10.2025 - ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK 10.10.2025 - YA TAHAMMÜL YA SABIR 03.10.2025 - YETİM KALMIŞ DUYGULAR 26.09.2025 - Nefsin Uzun Soluklu Yolu 19.09.2025 - AŞKIN ELİNDEN 12.09.2025 - YAZININ TANIKLIĞI 04.09.2025 - YALNIZLIKLA BARIŞMAK 20.08.2025 - YARIM KALANLAR 27.12.2024 - ASLA DÜŞÜNME! 21.09.2024 - SÖZÜN BÜYÜSÜ 12.09.2024 - En ‘’NARİN’’ Yerimizden Kırdılar 25.08.2024 - YAŞAMAK SANCISI 09.03.2024 - SU KASİDESİ'NDEN SEÇME BEYİTLER 17.02.2024 - İÇİMDEKİ GURBET 12.02.2024 - BİR NEFES SIHHAT 11.02.2024 - ZAMANIN ÇARKLARI 11.02.2024 - UMUDA TUTUNMAK 11.02.2024 - YİTİK MONA’YA AĞIT 11.02.2024 - SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI 11.02.2024 - KÖR KUYU 11.02.2024 - KOR ATEŞ 11.02.2024 - GÖNÜL ŞAİRİ
ad image
ad image