İNCİNME ÂŞIK
Edebiyatçı Yazar Sümeyye Öztaş yazdı: İNCİNME ÂŞIK
21/11/2025 16:38 | Son Güncelleme : 05/11/2026 14:36 | Sümeyye Öztaş
İNCİNME ÂŞIK
İnsan, kemâlât yolunda ne kadar mesafe kat ederse, incinmenin zarafetini o kadar derinden idrak eder. Çünkü incinmek, gönül aynasının parlatılma sürecidir. Her kırılma kalpteki pası giderir, her yara içteki benliğe ışık sızdırır. Bazen bedenin, bazen ruhun dar bir mengenede sıkışır; küçük bir söz yahut masum bir bakış kalbini bin parçaya böler. Sanki ufak bir taşla tuzla buz olmuş ince bir cam gibidir hâlin. Bir başkasını hiç etkilemeyecek bir şey seni neden bu kadar sarsmıştır, anlam veremezsin. Kırıklarını toplamaya gücün yetmez; inkâr etsen gönlün razı gelmez.
Zamanla fark edersin ki dünya, hassas kalpleri daha çok yorar. Anlamak da bir noktadan sonra incinmeye çare olmaz. Bu dertten bir derman devşirmen gerekir artık. Mevlana’nın sözüne sığınırsın: ‘’Yara, ışığın içeri girdiği yerdir.’’ O zaman anlarsın ki incinmek, bir eksiklik veya zayıflık değil; görünmeyen bir olgunluğun kapısında seni bekleyen misafirdir.
‘’Âşık der inci tenden,
İncinme incitenden.’’
İnsanın içi bazen kocaman bir sükûtla yankılanır: Kimse dokunmasa da bir yer kırılır. Kırılma, çoğu zaman dıştan gelen bir darbeyle değil, içteki narinliğin kendi ağırlığıyla olur. Âşık incindiğinde, aslında kendi duvarlarına çarpmıştır; çünkü her incinmede, içte hâlâ varlığını ispat etmeye çalışan bir ‘’ben’’ vardır. Bu yönüyle ‘’incinme’’ hitabı çoğu zaman dış âleme yönelik değil; aşığın kendi nefsinedir. Çünkü incinmek aynı zamanda nefse pay biçmektir.
Nefis incinir; çünkü sahiplenir. Kalp incinir; çünkü sever, ruh ise sadece seyreder; çünkü hükmü zamana bırakır. Benlik adalet ister, onay bekler; övgü arar. Bu uğurda canhıraş bir çaba içerisinde bulur kendini. Bazen de ‘’Bana bunu nasıl yapar?’’ direncinin yorgunluğunda kaybolur. Ve çoğu kez bu yorgunlukla incindiği davranışları başkalarına yansıtarak adaleti sağlamaya çalışır. Oysa hakiki zarafet, kırılmamakta değil; kırıldığında bile incitmemekte gizlidir. Çünkü gönül aynı zamanda Hakk’ın nazar ettiği yerdir.
‘’Sahibi hürmetine
Kulu incitme gönül.’’
Ruh her şeyin bir hikmeti olduğunu bilir; fakat benlik daima ‘’neden?’’ peşindedir. Ruhla benliğin gizli çatışması insanda yorgunluk doğurur. Bir gönül kırığı, suskunluğun koynunda ne kadar olgunlaşırsa insan da kemâle o kadar yaklaşır. Çünkü ‘’Ben, benim içim kırılmış kalplerin yanındayım.’’ diyen kudrete sığınan, kırıldığı yerden çiçek açmayı öğrenir. Ve kendi kırılganlığını ve zayıflığını hisseden insan, zamanla yaralarını Yaradan’ın şefkatine bırakmanın huzurunda demlenir.
‘’Kemâlde noksan imiş
İncinen incitenden’’
Tasavvuf, incinmeyi bir kusur değil, noksan kemalin delili olarak görür, çünkü olgunlaşma, ancak benliğin sınırlarını daraltmakla mümkündür. Ne kadar çok inciniyorsak benliğimiz o kadar güçlü demektir. Ve her incinme, biraz daha az ‘’ben’’ ve biraz daha çok ‘’o’’ olmaya çağırır bizi. Böylece incinmek, ilahi yakınlığın nahif bir davetiyesine dönüşür.
İncitmemek bir edep alameti olsa da, incinmemek bir kemal hâlidir. O noktada varlığa artık bir bütün halinde bakarsın. Her insanın ve her olayın, Hakk’ın seni kendi hakikatine uyandırmak için gönderdiği nazik bir işaret olduğunu fark edersin. Sende törpülenmesi gereken her şeyi bir başkasının eliyle sana gösteren Rabb’e şükredersin. İnsanların birbirinin aynası olduğu hakikatine erince, incinmenin de bu hikâyenin tabii bir parçası olduğunu idrak edersin. Ve sonra anlarsın ki, incinmeden sevmeyi, kırılmadan sabretmeyi öğrenen, artık ilahi bir terbiyenin elinden geçip, benliğinden Hakk’a yol almış demektir.
Modern insan için incinmek, zayıflık göstergesidir. Çağımızda insan ne kadar güçlüyse, o kadar yaşamaya hak sahibi olduğu yanılgısına kapılır. Bu yüzden insana ait hassasiyetler gizlenir; güçlü bir imaj çizmek, var olmanın şartı sanılır. Ruhsal katılığımıza böylece kılıf uydururuz. Oysa insan psikolojisinin derinine indiğimizde görürüz ki incinme, aslında bir farkındalığın doğumudur. Ve insanın benliği, duygusal sınırlarını incinmelerle tanır; tıpkı darbelerle şekillenen bir heykel gibi…
Bir başkasının sözüyle, davranışıyla, ilgisizliğiyle ya da reddiyle canımız yanar gibi görünse de, acının merceği içimize döndüğünde aslında eksik kalan yanlarımızın işaretini görürüz. Dış dünyanın dokunduğu yer, içimizdeki kırılgan bölgedir. Bu yüzden incinmişizdir. İncinmek, bir taraftan benliği yeniden inşa etme sürecine dönüşür bu farkındalıkla. Eğer her duygunun alt katmanını anlayıp, adını koyup, ona dış bir gözle bakabilirsek; o zaman olgunluk yolunda mesafe kaydetmiş oluruz. Psikolojide buna, olaylar karşısında duygusal dengesini koruyabilme yetisi olan ‘’duygusal esneklik’’, tasavvufta ise ‘’rıza hali’’ denir. Ve incinme ancak bu bakışla iyileşebilir.
Her iki bakış açısının da seslendiği yer aynıdır: ’Olanı kabullenmek.’’ Kabullenmek sadece olayı değil, o olayın sende uyandırdığı duyguyu da anlamaktır. Olaylar bazında da duygular düzleminde de bu kabulleniş, insanı bulunduğu hayata yerleştirir. Çünkü bazen olanı kabulleniriz; ama olanın bizde yarattığı duygudan bir ömür kurtulamayız. Bu duygular bazen bedenimize kadar yerleşir. Günümüzde sıkça kullanılan ‘’travma’’ kavramı da bunu anlatır: yaşanan olayın değil, o olaya verdiğimiz yüksek tepkinin bilinçaltımıza kazınıp bizi yönetecek kadar güçlü olması. Ve bazen bir söz, bir davranış, bir yüz ifadesi değil, onların insanda dokunduğu eski bir yaranın hafızasıdır asıl acıtan…
Bir ömür bu duyguların esaretinde yaşamak, insanın gelişimini de engeller. İnsanı esir alan acı değil, o acıyı zihninde tekrar tekrar yaşamasıdır. Sürekli bir zihinsel geviş getirme hali – psikolojideki adıyla ‘’ruminasyon’’- insanı kendi geçmişinin ve kırılganlıklarının gölgesine hapseder. Bu yüzden incinmeyi kabullenmek bir zayıflık değil; bilakis kendini bilme sürecinin ilk adımıdır. Çünkü kırılmaktan korkan yaşamaktan korkar. Bir insan ne kadar çok kırılmaktan korkarsa, o kadar az adım atar, az sever, az hisseder. Her şeyden kendini geri çeker. Oysa kırılmayı göze alan, bir gün o kırılganlıkları üzerinden inşa ettiği benliği ile her şeyin üstesinden gelecek gücü kendinde bulur.
Jung’un dediği gibi: ‘’İnsan başına gelen değil, başına geleni nasıl anlamlandırdığıyla kaderini belirler.’’ İncinmek de böyledir; bir acıdan anlam, bir kırılmadan kendine ait bir hakikat çıkarabildiğinde, acı artık seni yönetemez; sen o acının anlamını yönetirsin. Çünkü insan ne kadar acıdan kaçarsa, kader onu dönüp dolaşıp aynı imtihanda buldurur. Ve bazen kader, seni incitenlerle değil; incinmeyi öğrenemediğin yanınla imtihan eder. Bu imtihanlarda acıdan kaçmak için alınan rasyonel bir karar bile o acının ortasında savunmasız bırakabilir insanı. Ta ki imtihan ve getirdiği o acı içsel bir anlama kavuşana kadar…
‘’Yine zevrak-ı derûnum kırılıp kenâre düştü
Dayanır mı şîşedir bu, reh-i sengsâre düştü.’’
(Yine gönül kayığım kırılıp kıyıya düştü; bu gönül şişedendir, düştüğü yer ise taşlıktır, dayanması ne mümkün.)
Şeyh Galip nazik üslubuyla ‘’incinme’’yi derin bir sembolle anlatır. Gönlünü kayığa, hassasiyetini cam bir şişeye benzetir. İnsanoğlu bu dünya hayatının dalgalı denizinde fırtınalarla boğuşurken onun en nadide varlığı olan gönlü de kayık misali bir oraya, bir buraya suyun akışına göre (hadiselere göre) salınmaktadır. Bazen insan gönül kayığını sahil-i selamete ulaştırmaya çalışsa da, onun bir kayaya çarpıp parçalanmasına engel olabilecek kudrete sahip değildir. Şair de aynı şekilde gönlünün incinmesine engel olamamıştır. Gönül kayığı kırılıp, kıyıya düşmüştür. ''Kenare düşmek'' ifadesinde aynı zamanda yalnızlık da saklıdır. Hem kırılmak, hem de kenare düşmek, incitilip yalnızlaşmayı da sembolize eder bu yönüyle...
Şairin bu anlatımının ardında bir farkındalık da gizlidir. ‘’Dayanması ne mümkün’’ derken tüm bu olanları kabule de geçmiştir. Çünkü gönül kayığının, bir kayaya çarpıp kırılması da; şişeden olan gönlün taşlık bir yer olan dünyada paramparça olması da olağandır. Çünkü gönlü şeffaf, narin, kırılgan cam bir şişedendir ve taşlığın sertliğine dayanacak güce sahip değildir. Aynı insan kalbinin dünya hayatının türlü imtihanlarında kırılması ve bu incinmeyle yalnızlaşması gibi... Bu yönüyle kırılmak, insan yaratılışının bir parçasıdır. Ve insan hakikâtına ait önemli gerçeği fısıldamaktadır.
Bu yüzden incinmek, dünyanın taşlığında kırılmadan kalma mücadelesi değildir; kırıldığında bile ışığı geçirebilmeyi öğrenmektir. Ve belki de, gönül kayığının kırıldığı yer, sahil-i selametin ta kendisidir.
Günümüz dünyasında insanlar duygularına karşı sert duvarlar örerek sahte bir güç sanrısının arkasına sığınıyor. Oysa gerçek güç, duyguları gizlemekte ve incinmemekte değil; incindiğinde bile sevgiye, merhamete ve iyiliğe olan güvenini kaybetmemektedir. Çünkü kalbin kırılganlığı bir kusur değil, tabiatıdır. İncinmek, hâlâ hissedebildiğin, hâlâ insan olduğunun kanıtıdır. Ve belki de bu çağda insana ait en büyük ayrıcalık, kırılmamak değil, kırıldıktan sonra yeniden sevmeye devam edebilmektir. Çünkü sevgi, kırılganların lütfudur; katı olanın değil…
Tarkovski’nin deyimiyle: ‘’Kütükler büyük ve güçlü olur çünkü cansızdır; fidanlar zayıftır; ama canlıdır.’’ Kütükler katı, kaba, sert, güçlü; ama cansızdır, çürümeye ve yanmaya mahkûmdur. Fidanlar ise hafif bir rüzgârda oradan buraya savrulur, en ufak bir darbeyle yere serilir ve dış koşullara aşırı duyarlıdır; ama canlıdır. Hayat emaresi taşıyan bir fidan olmak; güçlü ama cansız bir kütük olmaktan evladır… İncinmek de canlı bir fidan olduğumuzun göstergesidir.
Ve unutma: İncinmenin en büyük öğretmeni aşktır. Âşık olan incinmeyi de incitmeyi de aynı kalpte taşır; her ikisini de Hakk’a yaklaşmanın bir vesilesi bilerek. O yüzden incinmek, aşkın içindeki ilahi terbiyenin ilk dersidir.
Ve bu dersle Hakk’a yol almak için: ''İncinme Âşık…''
Gönül kayığını dalgalı denizde yüzdürmeye çalışanlara selam…
Edebiyatçı- Yazar
Sümeyye Öztaş
sumeyyeoztas@bilgigazetesi.org
Bunlar da ilginizi çekebilir
SON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
22 saat önceMeteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.
22 saat önceTarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.
22 saat önce


