UMUDA TUTUNMAK
Edebiyatçı Yazar Sümeyye Öztaş Yazdı UMUDA TUTUNMAK
11/02/2024 11:51 | Son Güncelleme : 16/09/2026 18:00 | Sümeyye Öztaş
UMUDA TUTUNMAK
İnsan dünyaya geldikten sonra hayat sahifelerini bir bir çevirirken yaşamın bin bir türlü cilveleriyle karşılaşır. Dört mevsim gibidir hayat…
Her mevsimi insan için farklı güzellikler barındırdığı kadar bir kısım zorluklara da gebedir. Zaten bir bebek olarak dünyaya gelen insan büyüme sürecinin her evresinde çeşitli sancılar çekmektedir. Bu sancılarla başa çıkabilmek bile insan için büyük meseleyken; bunun üstüne hiç tahmin edemediğimiz, başa çıkamayacağımızı düşündüğümüz, üstesinden gelmenin çok zor olduğu çeşitli hadiseler yaşarız. Yaşadıklarımızla hangi yaşta karşı karşıya kaldığımızın hiçbir önemi yoktur.
Her yük çekene, çektiği zaman, ve çektiği şekliyle ağırdır.
Zor bir durumla ilk yüz yüze geldiğimizde dünyanın başımıza yıkıldığını zannederiz. Bir boşluğun bizi çepeçevre sarıverdiğini hissederiz. Bir yük binmiştir omuzlarımıza. Kaldırmak mümkün değil; yük çok ağır bedenimiz ise çok güçsüzdür. Takatimiz kalmamış; nefesimiz kesilmiştir.
Böyle zamanda içimizi saran hüzün dalgası dünyayı durdurmak ister. Ama mümkünatı yoktur bunun.
Bizim için hayat dursa da dünya kendi döngüsünde, yolunda devam etmektedir dönmeye.
Doğan Cüceloğlu bir ropörtajında gençlik yıllarında bir kızın onun teklifini reddettikten sonra kendisinin hayal kırıklığıyla caddede yürürken dikkatsizliği yüzünden neredeyse araba çarpacağı sırada bir adamın ona; ‘’Delikanlı sen hüzünlüsün diye dünya çekilip sana yol vermez.’’ deyişini anlatır. Bu olay aslında her sıkıntı ile karşı karşıya gelen kişinin bilmesi gereken bir gerçektir. Başımıza gelen zorluklarda, sıkıntılarda biz zamanı, insanları, hatta dünyayı bile durdurmak isteriz; ama bu dünyanın gidişatına terstir. Her şey akar...
Akması aslında belki de sıkıntıları atlatabilmemizin en önemli yoludur.
Zor anlarımızda, boğazımız bir mengenede sıkışmış gibi hissederken, ruhumuz daralırken, dilimiz üç beş kelimeyi bile dillendirmekten aciz bir hale geldiğinde nasıl baş ederiz bizi bu daraltan hadiselerle?
Halimizi anlatacak sözcükler yitmişken, halden anlayan insan bulmak da bu kadar imkansızken nasıl çıkarız bu dipsiz çukurdan?
Bu zor anlarda ilk hissettiğimiz duygu yeis (ümitsizlik)tir. Ne kadar ilk başta reddetsek de olanı olmamış gibi varsaymaya çalışsak da bir süre sonra gerçeğin soğuk yüzü karşılar bizi. Ve gerçeği kabullenmek zorunda kalırız. Bir şamar gibi vurur yüzümüze gerçeği hayat... Kabullenişe geçtikten sonra ümitsizlik duygusu sarar dört bir yanımızı.
Bir daha bu dipsiz çukurdan çıkamayacağımızı fısıldar ruhumuza. Ayağa kalkmaya, mutlu olmaya, zor durumun üstesinden gelmeye ne enerjimiz ne de hakkımız vardır.
Ümitsizlik aynı bir bataklık gibi debelendikçe daha da aşağı çekmektedir bizi.
Her hamlemizde bizi daha da aşağılara atmaktadır. Ümitsiz olmak aynı zamanda insanın kendine çelme atmasıdır. Kendi değerinin farkında olmamasıdır. Yapacağı hiçbir şeye takat bulamamasıdır.
Takat bulsa da varacağı her yolun anlamsızlaşmasıdır...
Peki bunun panzehiri nedir.? Umuda Tutunmak.
Umut bir şeyin olacağına dair güven duygusu beslemektir. O şey gerçekleşmese bile umut etmek insanın hayatın zorluklarına karşı direnmesine güç bulabilmesini sağlar. Umut insanın duygularını, düşüncelerini, hayallerini yeşerten bir duygudur. ‘’Umut; hiç bitmeyen bahar mevsimidir. İçine kar da yağar, fırtına da kopar; ama çiçekler hep açar.’’ der Mevlana.
Her türlü mevsimde açan çiçeklerin peşine düşmektir umut.
Hayatta nefes alıp verdiğimiz sürece umut etmek için bir sebep vardır.
Umut; günü geldiğinde filizlenip meyveye duran bir tohum gibidir.
O tohumu gömüp, su, hava ve güneşle besleyip topraktan çıkacağına dair bir güven beslemenin adıdır umut. Sebepleri yerine getirip sonuca inanmanın adıdır.
Kışın sert soğuğunda hiçbir emare yokken başını kardan çıkarıp çiçeklenen bir kardelendir, bitmek bilmeyen bir yağmurun ardından çıkan gökkuşağıdır, sabahın koyu karanlığını yırtan şafak vaktidir umut...
İçimizde ne kadar umudu beslersek umduğumuza o kadar yaklaşırız.
Yeni bir güne uyanabilmek başlı başına umut edebilmenin sebebidir.
Ne yaşarsak yaşayalım, neyle savaşırsak savaşalım hiçbir şeyin umudumuzu yok etmesine izin vermeyelim. Şairin dediği gibi,
‘’Umudumuz acımızdan daha büyük olmalı.’’ Acımıza umudumuzla karşılık verelim; çünkü umut acının kıvrandırdığı ruhumuza bir nefes aldırma hali, bir çıkış kapısı, bir kurtuluş reçetesidir.
Büyük şair Mehmet Akif’in dediği gibi;
‘’Kurtulmaya azmin niye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin, yoksa ümidin mi yüreksiz?’’
Umut her zorluktan, sıkıntıdan kurtulmanın yegane anahtarı.
Bu dünyada nefes aldığımız sürece umut edilecek şeylerin olduğunu bilmek mücadele gücümüzü artıracak, yaşamın anlam bulmasına yardım edecek ve sonsuzluğa teşne ruhumuza bir ab-ı hayat sunacaktır. Umutla ve sevgiyle kalın.
Selametle...
Edebiyatçı Yazar
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.
1 gün önceKendinden Kaçarken Kendine Varmak
Yazar Soner Atabek Yazdı: Kendinden Kaçarken Kendine Varmak
3 gün önceTEBLİGAT ADRESİ BULUNAMAYAN SUÇLU
Yazar Amine Demir Yazdı: TEBLİGAT ADRESİ BULUNAMAYAN SUÇLU
4 gün önce


