DAMLANIN SADAKATİ
Edebiyatçı-Yazar Sümeyye Öztaş
02/01/2026 18:00 | Son Güncelleme : 05/11/2026 19:03 | Sümeyye Öztaş
DAMLANIN SADAKATİ
‘’Taşı delen suyun gücü değil; damlaların sürekliliğidir.’’
Hayat da böyledir. İnsan çoğu zaman bir anda ve ani sıçrayışlarla değişebileceğini sanır. Bir gecede dönüşmek, bir anda varmak, kısa sürede ‘’olmak’’ ister. Çıraklık yapmadan ustalığa talip olur; çilesini çekmediği bir nimetin arzusuyla yanar. Oysa hakikat aceleye gelmez. İnsan bir anda ermez. Ruh, yavaş yavaş aralar perdesini. Kalıcı olan her şey, tekrar tekrar atılan küçük adımların içinden doğar. Emeğin, sabrın, istikrarın içinden hedefe varmış bir insan çıkar.
İstikrar, ihtişamlı bir öğreti gibi anlatılmaz çoğu zaman. Hatta çoğu kez farkına varılmayan bir güce sahiptir. Gösterişli değildir; alkış almaz. Sessizdir, sakindir, hemen varmaz. Kimsenin görmediği, bilmediği, farkına varmadığı yerlerde kendini ufak adımlarla inşa eder. O bir gün değil; her gün var olur. Vazgeçmeyi mümkün kılacak binlerce sebebe rağmen, yolun başına yeniden dönebilme cesareti vardır onda. Her dem yeniden doğar istikrar; her dem yeniden yola koyulur.
‘’Bir kere karar verip, azmettin mi Allah’a güven.’’ (Al-i İmran 159)
Bu inançla, her gün biraz daha üstüne koyar.
Psikoloji bize şunu söyler: İnsan iradesi bir anda yükselip orada kalmaz; alışkanlıklarla güçlenen bir kas gibidir. Büyük hedefler, küçük ve sürdürülebilir davranışlara bölünmediğinde insanı yorar, hatta eylemsizliğe sürükler. Tıpkı zirveye gözünü dikip; bakışı bulanan bir dağcı gibi… Bu yüzden çoğu insan yola çıkamaz değil; yolda kalır. Çünkü mükemmeli bekler, kusursuz zamanı kollarken adım atmayı erteler. Oysa ruhun istediği şey mükemmellik değil; sadakattir.
İrade tam da burada devreye girer. İrade; en çok istediğin şey uğruna, daha az istediklerinden vazgeçebilme gücüdür. İrade yola çıkma cesaretidir; istikrar ise yolda kalabilme ahlâkı… Modern psikolojinin söylediğiyle, kadim hikmet burada aynı yerden konuşur.
Hedefe varırken her adımın değerini bilmektir istikrar. Olsa da olmasa da yolundan dönmemektir. Ancak kararına sadık kalanlar, dağın zirvesinden aşağıya bakmaya layık olabilir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu hakikati şöyle dile getirir: “Amellerin en hayırlısı, az da olsa devamlı olanıdır.” Ufak ameller insanı yola koyar. Hak yolunda yürüyenler bilir; sabır, sebat, istikrar kerametlerden önce gelir. Peygamberlerin hayatı bu yüzden mucizelerden ibaret değildir. Onlar, en çok da beklemenin, tekrar etmenin, sabrın bin bir imtihanından geçmiş; sadakatlerini ispat ettikten sonra insanı aciz durumda bırakan mucizelerle müjdelenmişlerdir.
Çölün ortasında su arayan Hz. Hacer’i düşünelim. Umutsuzluğun en yakıcı olduğu o anda; sebeplerin sükût ettiği, gözle görünür bir çıkış kapısının olmadığı yerde… İki tepe arasında defalarca gidip gelen bir anne. Koşar, durur, geri döner; yine koşar. Bir kere değil, yedi kez. O koşuların her biri aslında “henüz yok”la yüzleşmektir. Ama vazgeçmez. Çünkü aramak, bulmaktan önce gelen bir sadakattir.
Ve tam da bu sebatın ardından, yerden bir su fışkırır: Zemzem… Bir mucize olarak anlatılır; ama çoğu zaman gözden kaçan şudur: O su, sabrın çağrısına cevap olarak çıkar. Sebepleri yırtar ve insana çıkış yolunun her zaman olduğunu gösterir. Zemzem kutsallığını, bir annenin vazgeçmeyen arayışından alır.
Hayatımızda da zemzemler böyle çıkar. Bir gecede değil; defalarca ‘’yok’la karşılaştıktan sonra. İnsan çoğu zaman “Neden olmuyor?” diye sorar. Oysa sorunun başka bir cevabı vardır: “Sadakat henüz tamamlanmadı.” Çünkü bazı kapılar, sadece ısrarla çalanlara açılır. Mevlânâ’nın ‘’Sen o kapının önünde durmayı bil.’’ dediği yer tam da burasıdır. Ve ‘’Tekkeyi bekleyen çorbayı da içecektir.’’
Bu hakikat sadece manevî yolculuklarda değil, insanlığın ilerleyişinde de kendini gösterir. Yunus Emre’nin Taptuk Emre’nin kapısına kırk yıl boyunca dağdan odun taşıması bu ısrarın en sahici örneklerindendir. O, yıllarca bir eğri odunun dergâhtan içeri girmesine izin vermemiş; istikrarını ve vazifesini aynı anda korumuştur. Onun samimiyeti, çabası ve istikrarı yüzyıllar ötesine ulaşan bir söz mirasına dönüşmüştür.
Tarihteki insanlığa faydalı birçok bilimsel keşif de dehaların ani parıltısından değil; uzun süreli bir sadakatin içinden doğmuştur. Büyük buluşların arkasında çoğu zaman, tekrar eden denemeler, sonuçsuz kalan çabalar ve sabırla sürdürülen arayışlar vardır. Bilim insanları, ‘’olmuyor’’ denilen yerde durup geri adım atmak yerine, aynı soruya defalarca başka bir yönden bakmayı göze almışlardır. Edison’un ampulü icat ederken ‘’Başarısız olmadım, işe yaramayan yolları buldum.’’ demesi bu istikrarın modern dildeki karşılığı gibidir.
İstikrar, aynı zamanda nefsin oyunlarını da bozar. Nefis büyük işlerin talibidir; çünkü büyük işler, egoyu besler. Ruh ise küçük ama sahici adımlar ister. Vazgeçilmeyen bir iyilik, yarım bırakılmayan bir dua, tekrar edilen bir emek… Bunlar görünmezdir; ama derin izler bırakır. Taşın içindeki çatlaklar da böyle oluşur. Bir gün değil; her gün damlayan suyla… Yani damlanın sadakatiyle.
Nefis ise damladan habersiz, denizin arzusuyla coşar. Elindeki ufak şeylere değil; hayalindeki büyük şeylere yatırım yapmak ister; hem de çaba sarf etmeden. Sadece ister, sahip olma arzusunun yakıcılığıyla başı döner, zihni bulanır. En iyinin, en güzelin, en mükemmelin peşinden koşarken; elde edebileceği ‘’iyi’’nin yokluğuyla yüzleşir.
İnsan bazen istikrarı pasif bir duruş, az bir emek sanır. Oysa o, aktif bir kararlılıktır. Vazgeçmemeye verilen sessiz bir sözdür. Ve istikrar, bu sözün her gün yeniden tutulmasıdır. Büyük dönüşümler, işte bu sözün bozulmadığı yerlerde gerçekleşir. İstikrar, kendimize verdiğimiz sözün izinden gitmektir. Ahdine sadık yaşayanlar, aradıklarını bulabileceklerdir.
İşte tam bu noktada hedefe kilitlenmek anlam kazanır. Hedefe kilitlenmek, misal âlemindeki sayısız ihtimalden kendimize güç devşirmektir. Belirsizlik enerjiyi dağıtırken, kararlılık insanı kâinatın ahengiyle hizalar. Hani denir ya: ‘’Nereye gideceğini bilen biri için dünya bir yana çekilir.’’ İstikrar da hedefe giderken dünyadaki sebeplere yön göstermektir. Hz. Musa’nın Hızır’ı bulmak için yola çıkışı da bunu öğretir bize: Yol uzar, geri dönmeyi göze alır; ama yönünden vazgeçmez. Çünkü bazen ilerlemek değil, geri dönmeyi göze almak da kararlılığın bir parçasıdır.
Sonunda insan şunu fark eder: Hayatta onu ileriye taşıyan şey, nadir ve mükemmel anlar değil; tekrar eden hâllerdir. Bir gün değil, her gün seçilen doğrular… Bir seferlik hevesler değil, uzun soluklu sadakatler. Anlık dürtüler değil; kararlı adımlar… Taşı delen de işte bu sessiz devamlılıktır.
Belki de bu yüzden yol, hızlı olanlara değil; sabit-kadem duranlara açılır. Ve belki de en büyük mucize, hiç vazgeçmeyen bir ruha sahip olmaktır. Her başarının ardında, defalarca denenmiş ama sonuca ulaşamamış bir istikrarın tohumu vardır.
Belki de bugün sorulması gereken soru şudur: Ben hangi kapının önünden sadakatimi tamamlamadan ayrıldım?
Belki de bize düşen, kapıyı zorlamak değil; önünde durmayı bilmektir.
Her gün yine ve yeniden…
Edebiyatçı- Yazar
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.
2 saat önceFenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.
3 saat önceSON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önce


