ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK
ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK
17/10/2025 17:35 | Son Güncelleme : 05/11/2026 14:36 | Sümeyye Öztaş
ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK
İnsanın varoluş hikâyesi, aslında bir arayışın peşinde olan ruhun hikâyesidir. Her gönül, görünmeyen ardındaki sırra vakıf olmak, bilinmeyeni anlamlandırmak ister. Çünkü insan, anlam arayışının çocuğudur. Sorar, sorgular, cevabın peşinden koşar. Bazen yanılır, bazen cevapsız kalır; ama her hâlükârda hakikat kapısına biraz daha yaklaşır. Bu arayış, ilk insandan son insana kadar sürecek bir yolculuktur. Arayışın sesi, tarihte Hz. İbrahim’in yaşamında yankı bulur. Onun sesi, çağları delip günümüze ulaşmıştır.
O, kavminin kendisine öğrettiklerini kalbine ve zihnine oturtamamıştı. Ezberlerin kalıpları ona dar gelmiş, arayışa koyulmuştu. Bir gün yıldızlara baktı: parlak ve göz alıcıydı. ‘’Bu mu Rabbim?’’ dedi. Sonra yıldız kaydı, ay çekildi gökyüzünden, güneş doğdu. O yeniden sordu; çünkü hakikatin çeperinden içeri girmek istiyordu. Her doğan ışık, onu biraz daha aydınlatıyor, her batan gök cismi içindeki karanlığa biraz daha yaklaştırıyordu. Sordu, yanıldı ve sonunda idrak etti.
‘’Lâ uhibbu’l-âfilîn.’’ (Ben batıp gidenleri sevmem.)
Hz. İbrahim’in bu sözü, insanlığın en kadim içsel farkındalıklarından biridir. Zira insanın hakikat yolculuğunda, dışındaki putları yıkması ilk adımdır; ama asıl devrim, içindeki putları kırabilmesindendir.
Arayış, anlamın izini sürme yolculuğudur. Bu yüzden farkındalık kadar sabır da ister. Sorgulamak, kendi düşüncelerinle çelişmek, öğretilerin ipini çekmek bu yolun zorlu ama olmazsa olmaz duraklarıdır. Arayış aynı zamanda ilmin rehberliğini, imanın derinliğini ve sürekliliğin sabrını gerektirir.
‘’Biz İbrahim’e delille akıl yürütmesi, kesin bir ilme ve imana sahip olması için göklerin ve yerin muhteşem saltanatını öylece gösteriyorduk. (Enam/75)
İbrahim’in put imalatçısı babasına, o inançla örülü kavmine karşı çıkışı büyük bir devrimdir. Kimsenin olmadığı bir vakitte puthaneye girip tüm putları yerle bir etmesi ve baltayı da en büyük putun omuzuna asması içindeki sessiz devrimin davranışa dönüşmüş halidir. Kendisine ‘’Bunu yapan sen misin?’’ diye sorulduğunda, ‘’Belki büyükleri yapmıştır, balta onun omuzunda.’’ demesi de o devrimin kelimelere bürünmüş halidir. O kavmini düşündürmek, onların zihinlerine bir soru işareti düşürmek istiyordu. Çünkü hakikati bulmak, bazen bir cevaptan değil; iyi yerleştirmiş bir sorudan doğar.
Arayışa çıkan her insanın iç aleminde hükmeden, bastıran, sorgulatmayan bir Nemrut bulunur. ''Bir noktada, eline bir balta alır insan- tıpkı Asaf Halet’in dizelerinde yankılandığı gibi:''
‘’İbrahim, içindeki putları devir elindeki baltayla…’’
Bu çağrı, dış dünyadaki taş putlara değil; insanın kalbine, iç alemine yöneliktir. Baltanın hedefi bir taş değil; arzu, hırs, heva, hevesle örülü benliktir. İçteki putlar kırılınca hissedilen boşluk, hakikatin sessizliğidir. Benliğin sesi kısılınca Hakk’ın sesi duyulur. Şair Hz. İbrahim’in hikayesini içselleştirerek adeta şöyle der:
‘’Kendi içindeki sahte tanrıları kırmadan Hakk’a ulaşamazsın.’’ Bir başka şairin dediği gibi: ‘’Padişah girmez saraya hane ma’mur olmadan.’’
‘’Güneş, buzdan evimi yıktı.’’
Bu mısra, insanın benliğiyle kurduğu geçici ve sahte dünyanın, hakikat güneşinin ışığında erimesidir. ‘’Buzdan ev’’ aslında soğuktur; ama koruyucudur; yani insanın benliğidir. Kimliğinden, unvanından, korkularından bir sığınak kurar; ama bu ev, güneş doğduğunda erimeye mahkûmdur. Çünkü Hakk’ın nuru, sahte benliklerin varlığına tahammül edemez.
Söyle şaire İbrahim
Putları kıran da sen
Yeni bir put yontan da
Güneş buzdan evini yıktığında
Güneşi evine sokan da
Soru da sensin cevap da…
Ve sonra büyük sahne gelir:
‘’Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!’’ Bu cümle, bir tereddüt değil; içsel bir tatmin arzusudur. Çünkü iman bazen kalbin inandığı; ama zihnin de görmek istediği bir sırdır. Rabbi ‘’Yoksa inanmıyor musun.’’ diye sorduğunda İbrahim ‘’Elbette inanıyorum, fakat kalbim iyice kanaat getirip yatışsın diye.’’ der. Bu konuşma insan ruhunun kadim dilemmasını taşır: inanmak mı, anlamak mı? İbrahim aslında hepimizin içindeki soru işaretlerini dile getirir. Çünkü bazen kalp inansa da akıl şehadet ister; ruh teslim olur ama zihin görmek ister. Onun duası, inancın sorgulamayla derinleştiğini gösterir. Belki de iman, soruların susmadığı ama kalbin huzur bulduğu o noktada başlar.
Bugünün insanı da hala ateşin etrafında dolaşır. Artık putlar taştan, altın buzağıdan, Firavun’dan, Nemrut’tan ibaret değildir. Onlar hırs, hız, haz ve ego kılığına bürünmüşlerdir. Modern insan dıştaki putları reddeder; ama içte inşa ettiklerinin sessiz esaretindedir. Kendini sürekli kanıtlama çabası, mükemmellik arzusu, sevilme ve övülme isteği… Hepsi birer ruh çatlağı, bir modern puttur. Ve bu putlar her birimizde farklı biçimlerde olsa da içimizde hüküm sürmektedir. Ve gerçek özgürlük, insanın kendi putunu tanıyıp onu kırmayı göze almasıyla başlar.
Azizim! düşünen ve sorgulayan, anlamın içini oymaya uğraşan dimağlardan korkma. Asıl her şeyi süzgeçsiz kabul edenlerden kork. Çünkü bir gün güneş buzdan evi yıktığında enkazın altından sadece sorgulayan zihin çıkabilir. İnandığı tüm değerlere kavgalı olacak olan ise kör iman sahibi sorgulamayan zihindir. O güneş bir gün benliği erittiğinde, yeni bir doğuşun başlangıcını sadece soran zihin gerçekleştirecektir.
İbrahim’in arayışı, insanın kadim bir duasıdır:
‘’Bana kendimi göster.’’
Çünkü hakikat, dışarıda bir yerde değil; insanın iç evinde saklıdır. Mevlana’nın ‘’Ne arıyorsan kendi içinde ara.’’ sözü, bu sırrın başka bir yankısıdır. Ve bazen o evin duvarlarını yıkmak gerekir, gerçek sandığımız inançlarla dolu olsa da.
Her yıkım, yeni bir inşanın başlangıcıdır.
Arayışın sonunda insan bir cevap değil; bir hal bulur: teslimiyet.
İbrahim aradı buldu ve ‘’tek başına ümmet’’ oldu.
Ey ateş! Serin ve selametli ol
İbrahim kuluna merhametli ol
Hz. İbrahim’e ateşi gül bahçesine çeviren hal, sorularının değil; imanının ve teslimiyetinin içerisindedir. Bu hal artık ‘’inanmak’’la ‘’bilmek’’ arasındaki çizgide değil; ikisinin birleştiği yerde durur. Ve orada kelimeler susar; sorular ve cevaplar değil, haller konuşur.
Ve insan, her çağda kendi içindeki putları devirmekle yükümlüdür.
Çünkü hakikate giden yol insanın kendi iç dünyasından geçer. Çünkü insan her arayışının sonunda kendine varır.
Kendini tanımadan Hakk’ı arayan, buzdan evde güneş arar.
Arayışın kıyısından bulma umuduna selam…
Selametle…
Edebiyatçı- Yazar
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
SON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
22 saat önceMeteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.
22 saat önceTarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.
22 saat önce


