AŞKIN ELİNDEN
Aşk kelimesinin kökeninde gizli bir sır vardır; öyle bir sır ki hem saklı hem de aşikardır. Kendi içinde sır olan bu duygu insanın kalbine yol bulduğunda herkesin malumu haline gelir. Arapça’da ‘’ışk’’ yani aşk, sarmaşık demektir. Nasıl ki sarmaşık dokunduğu her şeyi sarıp sarmalayarak, kendine dolayarak var olur; sarıldıkça güçlenir, çoğalır, derinleşir. Aşkın da eline düşene yaptığı bundan farksız değildir. Bu nedenle aşk kelimesinin sarmaşıkla sarmaş dolaş olması da, kader ortaklığı da tesadüfi değildir.
Sarmaşığın dokunduğu yeri baştan başa kaplaması gibi; aşk da girdiği gönlü çepeçevre sarar sarmalar, kendine benzetir ve en nihayetinde de dönüştürür. Bu yüzden aşk sıradan bir duygu değil; tutunduğu ruhu besleyen, ondan beslenen, onunla birlikte yeni bir şekil alan bir varoluş halidir. Aşkın elinden geçmek, aslında bir nevi bir sarmaşığa dolanmak gibidir; hem kısıtlanmak hem de o dolanmanın içinde köklenip yeniden yeşermek… Aşk, görünmez damarlarıyla insanın en kuytu yerlerine kadar nüfuz edip yeni bir varlık meydana getirir.
Aşkın ne olduğunu biliriz belki, ama onu tarif etmek, kelimelere dökmek kolay değildir. Edebiyatımızda her şair ve yazar bu derin, kuşatıcı ve gizemli hissi kendi penceresinden yorumlamış; gönlünden geçenleri kağıda emanet etmiştir. Kimi aşkın talihi ile mutlu olmuş; kimi ise aşkın ıstırabında kaybolmuştur. Acı veya tatlı ne şekilde anlatırsa anlatsın her kalem, bir şekilde aşkın durağına uğramıştır. Bu durakta uzun süre oyalananlar da olmuştur, burayı sadece geçici bir menzil olarak gören de, kısa süre soluklanıp geçip giden de… Kimi burada mutluluğu bulmuş, kimi de ömür boyu bu durakta hicranla baş başa kalmış, ıstırapı kendine yoldaş etmiştir.
Bu aşk durağında en çok bekleyen şairlerden biri de Fuzuli’dir. Onun için aşk, ruhun sınanma alanıdır. Benlik dağını aşarak ilahi aşka kanatlanmanın geçici bir menzilidir. Bu yüzden kaleminden süzülen her kelime, yüreğinin en derin sızısının ilanıdır. O, aşkı en çok acının kollarında olgunlaştırmış, her dizesinde bir hicranı sabra; bir derdi de sükunete dönüştürmüştür. O, derdi derman bilenlerden olmuştur.
‘’Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma dermanım kim helakim zehri dermandadır.’’
(Ey doktor! Aşk derdiyle hoşnudum, bana ilaç verme. Benim helak olmam, senin derman olsun diye vereceğin zehirdendir.) Aşkın derdinde kendine derman bulan şair düştüğü bu duygunun ateşine razıdır. Çünkü derdiyle barışmış, acısıyla dost olmuştur. O, aşkın getirdiği tüm zorlukları birer merdiven yaparak ulaşmak istediği yüce durağa bir geçit açmıştır.
Aşk, yakıcı bir ateş gibidir; ama bu yanış kül bırakmaz; tam tersine içte bir arınmanın kıvılcımını çakar. Kişi kendi sınırlarını aşarken yanar; küllerinden yeniden doğduğu her an kendini biraz daha keşfeder. Böylece aşk bir imtihanın ateşi, sabırla fısıldayan, susarak öğeten bir öğretmenin sesi olur. İnsan en çok kendine yabancıdır ya, işte aşk kendini bilmeyen insana kendini tanıtan en karmaşık duygudur. Ve elbette ki, bu zorlardan zordur.
‘’Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir.
Her kişi aşık olurdu eğer asan olsa.’’
Aşk her yiğidin göğüsleyebileceği bir duygu değildir. Büyük cesaret, fedakarlık, ve zorluklara göğüs germek ister. Zaten kolay olsa herkesin yolu bu duygudan geçerdi. Her insan bu duygunun pınarından kana kana içerdi.
Aşk, en çok gözlerde yaşar; bakışlarda saklar derinliğini. Gözler, söylenmemiş sözlerin ötesinde en gizli hisleri aktarır; bu yönüyle sessizliğin en güçlü dili olur bakışlar. Bir bakış, yürekten taşan duyguların en derin ifadesi olur; bazen bir kelimeden daha fazla şey anlatır. Bu bakışlar ruhun en gizli köşelerine dokunur. Aşk; sessiz bir ırmağın derinliği gibidir bu ırmak denize kavuşmayı arzular. Sevdanın en sessiz türküleri söze dökülmez, bakışlarda saklanır. Duygular usul usul içe akarken sevdanın sesine bakışlar tercüman olur.
‘’Gözlerin gözlerime değince felaketin olurdu ağlardım.’’
‘’Bir bakışın ölmem için yetecek.’’
‘’Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.’’
‘’Bir anda su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma.’’
Aşkın en güçlü yanı, zamanla sınırlanmaması, mevsimlere ya da takvime bağlı olmamasıdır. Beklenmedik bir anda kapıyı çalan bir misafir gibidir aşk.; bazen yıllar geçse de o ilk anın yankısı kalpten hiç silinmez. Aşk zamansız ve mekansızdır; geçmişle gelecek arasında ve anın içinde sonsuzluğa uzanır. İşte bu zamansızlık, aşkı hem dayanılmaz kılar hem de unutulmaz.
‘’Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.’’
İşte bu sözlerde aşkın zamana meydan okuyan kudreti saklıdır. Zaman geçse de mesafeler araya aşılmaz duvarlar örse de, aşkın kalpteki hükmü sona ermez. Çünkü aşk her an doğup, her an yeniden yaşanan varoluş ötesi bir haldir.
Aşk insanı yücelttiği kadar yalnızlaştırır da. Sarmaşığın en yukarıdaki dalı güneşi en önce görür; ama aynı zamanda en çok rüzgara maruz kalan da odur. Aynı şekilde aşık olan kişi de kendini bulmak içim kalabalıklardan sıyrılır. Bir dağ başı yalnızlığına mahkum olur. Bu yalnızlık, bazen ölümden daha ağırdır; insanın varlığı sessizliğin, boşluğun, anlamsızlığın içinde erir gider. Ancak tüm bu yalnızlığın içinde, sevdiğinin varlığı bir sığınak olur… Bu yalnızlıkta, sevdiğinin varlığı bile ulaşılmaz bir hayal gibidir; ama onun varlığı umut etmeye yeterlidir…
‘’Dağ başı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter.’’
Aşkın dili kelimelerin ötesindedir. Harflerden sızan bir ışık gibi, yazının satır aralarına, bakışların kıyısına yerleşir. Ne kadar anlatmaya çalışsan da hep biraz eksik kalır, çünkü aşk varlığını tam da bu eksiklikten alır. Onu anlamak pek mümkün değildir; çünkü aşk yaşanmadan anlaşılmayan, tarif edilmeyen, her insanda yeniden keşfedilen bir sırdır.
‘’Var mı beni içinizde tanıyan
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
Kalmasa da şöhretimi duymayan
Kimliğimi tarif etmek zor benim.’’
Aşk, insan hafızasında silinmeyen bir yazı gibidir. Şairin dediği gibi ‘’adını mıh gibi aklımda tutuyorum.’’ aşkın ne kadar derin kalıcı bir iz bıraktığını çok derin anlatan bir ifadedir. Aşkın her harfi her bir satırı görünmez bir kalemle yazılır ve aradan geçen yıllar ne kadar mesafe koymaya çalışsa da aşk ilk günkü sıcaklığıyla kalpte yer alır. Yıllar sonra bir bakış, bir renk, bir koku bile üzerindeki tozları savurur, o satırların örtüsünü kaldırır ve aşk ilk günkü gibi yeniden canlanır. Bu yüzden aşk geçmişte kalsa bile, gönüldeki yeri ve izi hep sıcaktır. Çünkü gönül vuslatla değil; hasretle dem bulur.
Aşk, bir yönüyle insana en narin yerini de hatırlatır. Sert duvarların ardındaki en hassas en kırılgan halini de ortaya çıkarır. Bu derde düşmeden önce kendini güçlü zanneden insan, aşkın karşısında en savunmasız yanını görür. Aşık olmak, sert bir duvara çarpmak gibidir; ne zaman ne şekilde geleceği bilinmez, ama etkisi kalıcıdır. Aşkın bu şaşkınlığı ve yorgunluğu, aslında onun ruhu sarıp sarmalamasının işaretidir. Aşık, bazen kendini bile anlamakta zorlanır; çünkü aşk, akılla kavranamayacak kadar yoğun ve karmaşıktır.
‘’Avareyim, asudeyim, yorgunum
Bilmiyorum neden sana vurgunum.’’
‘’Şaşırdım kaldım işte bilmem ki nemsin.’’
Aşk sadece yakıp, yıkıp, kül etmez gönül hanesini; aynı zamanda da en usta ellerin maharetiyle inşa ettiği bir eser gibi, aşk da insanı inşa eder, onarır, yeniden kurar. Eski benliğin altını üstüne getirirken, onun külleri arasından yepyeni bir kimlik doğurur. Bu yönüyle aşk, hem kazandırır hem kaybettirir; hem kaybettirir hem buldurur, en çok da insan oldurur. Çünkü denilir ki ‘’Aşk gelince cümle noksanlar biter.’’
‘’Aşk mıdır can u dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sinem içre gelip de can eyleyen.’’
(Sevgilinin gönül varlığını yağma eyleyen aşk mıdır? Sonrasında cansız göğsüm içinde gelişi ile bana tekrar can veren aşk mıdır.?) Aşk, bir gönle girdiğinde kalp sanki yağmaya uğramış gibi darmadağın olur; ama aynı zamanda aşk bu dağınık gönle bir can da sunar. Aşkın yakıcılığı, yıkıcılığı, onarıcılığıyla iç içe geçer; eksik kalan ne varsa tamamlanır.
Aşk, içinde saklı cesaret taşır. O gelince insan gözü kara olur. Daha önce ihtimal dahilinde olmayan her şey göze mümkün görünür. İnsan aşkla birlikte kendi korkularının sınırlarından aşar, en derin suskunlukların, en büyük engellerin üzerine yürür. Bu yüzden aşk bir yandan sükunetin, bir yandan da cesaretin ta kendisidir. Aşkın acısı ve yarası olsa da oradan özgürlüğe uzanan bir yol vardır. Tutsaklık gibi görünen bu bağlılık, aslında ruhun en büyük özgürlüğüdür. Siyah gözlerin esiri olan aşık, hem kendini kaybeder, hem de gerçek cesaretle kendini bulur. Sevdasını yüreğinin en derinine saklayan aşık da aşk celladının üzerine yürür.
‘’Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır.’’
‘’Özgürlüğe giden tutsaklar gibi
Siyah gözlerine beni de götür.’’
Aşık olanın gözleri, sıradan dünyaya bambaşka anlam yükler. Aşk, dünyaya bakan gözleri değiştirir. Sıradan olanı büyülü kılar, en basit ayrıntıyı bile anlamla doldurur. İnsan aşkla birlikte doğanın sesine, rüzgarın fısıltısına, gökyüzündeki bulutlara farklı bakmaya başlar. Renkler daha canlı olur, kokular daha keskin, her an yaşanmaya daha değer bir hale gelir. Kısacası aşk dünyaya yeni anlamlar katan bir büyüdür; tüm varlıklar aşkla birlikte canlanır, insan aşkın elinden başka bir dünyaya yol alır.
‘’Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum.
Daha bir seviyorum dağları.’’
Burada söz konusu olan ilahi aşk değil; insanın bu dünyada tattığı, yüreğini sarmaşık misali saran, en insani, en gerçek aşkın ta kendisidir. İlahi aşkın yüceliği başka bir alemde saklıdır. Burada ise insanın kendisiyle, tutkularıyla, acılarıyla, umutlarıyla yüzleştiği, dönüştüğü, hayatına anlam kattığı dünyevi aşkın hikayesi anlatılmaktadır. Bu hikaye ne kadar satırlara sığmayacak kadar büyük olsa da dilimizin döndüğünce, kelimelerimizin yettiğince anlatılmaya çalışılmıştır. Ve belki de aşkı tam anlamıyla ifade edemeyişimizdir onu bu denli derin ve sonsuz kılan… İşte tam da bu yüzden, aşkın elinden geçmek, insan olmanın en sahici, en sancılı ve en büyüleyici halidir.
Aşkın elinden geçen, artık eskisi gibi kalamaz; ya kendini bulur ya da kendinde kaybolur…
Sümeyye Öztaş
Edebiyatçı- Yazar
Bunlar da ilginizi çekebilir
SON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
22 saat önceMeteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.
22 saat önceTarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.
22 saat önce


