Karakteri Hür Olanı Hangi Korkuyla Yeneceksiniz?
Yazar Soner Atabek Yazdı: Karakteri Hür Olanı Hangi Korkuyla Yeneceksiniz?
23/05/2026 18:58 | Son Güncelleme : 16/09/2026 14:01 | Soner Atabek
Karakteri Hür Olanı Hangi Korkuyla Yeneceksiniz?
Bugün etrafımıza baktığımızda gördüğümüz şey hep aynı: İnsanlar çılgınca bir gücün, bir sisteme yamanmanın, yani en yalın haliyle bir koltuğun peşinde koşuyor. Güçlü olanın haklı sayıldığı, sesin yüksek çıktığı oranda saygı gördüğü tuhaf bir illüzyonun içindeyiz. Oysa bir insanın gerçek karakteri, gücü elinde tuttuğunda değil; kendisine asla zarar veremeyecek bir canlıya, bir mazluma nasıl davrandığında ortaya çıkar. Çoğu zaman tepki görmekten, konforumuzu kaybetmekten korkup vicdanımızı susturuyoruz. Bilmiyoruz ki, vicdan sustuğunda insan sadece merhametini kaybetmez; ruhunu da yavaş yavaş o peşinden koştuğu kirli sisteme teslim eder. Bu çağda bizi karartan şey nefret değil dostlar; koltuk ve güç sevdası uğruna her şeyi normalleştirerek, her şeye alışarak taşlaşmamızdır. Kuran-ı Kerim’de, kalbin bu tehlikeli taşlaşma hali ne kadar zarif uyarılır: “...Sonra kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu.” (Bakara, 74). İşte tam da bu yüzden, kalbi taşlaşan insan her şeye körleşir.
İnsan, dünyadan elini eteğini çekip kimseden bir şey beklemediğinde olayları daha berrak görmeye başlar. Bu dünyada kaybedecek bir koltuğu, feda edecek bir menfaati kalmayan insan, sistemin gözündeki en tehlikeli insandır. Onunla ne pazarlık yapabilirsin ne de onu bir şeyle tehdit edebilirsin. Devlet olsan, koca bir sistem olsan çaresizsindir böylesinin karşısında. Çünkü ona vereceğin bir rütbe, ondan alacağın bir imtiyaz yoktur artık. Bugün gerek dünyada gerek kendi ülkemizde yaşananlara bir bakın; resim ne kadar net, değil mi? Partilere atanan kayyumlar, apar topar hapse atılanlar, birilerini tasfiye edip başka birilerine yer açmak için kurulan o sinsi kumpaslar... Hepsi tepedeki o görünmez sistemin, insanları korkuyla, baskıyla ve muhtaçlıkla yönetmek için kurduğu tekerleğin dişlileridir. Sistem hep aynı sinsi döngüyle beslenir: Önce bir mekanizmayla seni düşürür, çaresiz ve muhtaç hale getirirler. Sonra seni o bataklıktan kurtarmak için "kurtarıcı" maskesi takmış başka birini gönderirler. İşte büyük uyanış tam bu noktada başlar. Sizi düşüren odaklarla, size yardım ediyor gibi görünenlerin arka planda aynı düzenin parçası olduğunu görmeye başladığınız an, o tekerleğe çomak sokmuş olursunuz. O andan sonra ne kolay kolay düşersiniz ne de o koltuk sevdalıları gibi birilerine el açarsınız. Hz. İsa’nın dediği gibi: “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak.” (Yuhanna, 8:32).
Bu uyanışa eren bir insanı artık yönetemezsiniz, onu korkuyla terbiye edemezsiniz. Çünkü onun kuldan isteyeceği, kula el açacağı hiçbir şey kalmamıştır. Onun yüzünü döndüğü, rızkını ve gücünü isteyeceği tek yer Allah’tır. İşte insan bu bilince ulaştığı zaman, egemenlerin kurduğu tüm o yapay sistemler, o kibirli koltuklar sarsılır ve çöker. Çünkü sistem, senin korkundan ve bağımlılığından beslenir; sen Allah'tan başka kimseden korkmadığın an, sistemin elindeki tüm silahlar işlevsiz kalır. Doğru yerden bakmayı öğrendiğinizde, hayatı ve zamanı en tepeden seyretmeye başlarsınız. O zaman insanların “karmaşa” ya da "kaos" dediği şeyin, aslında kendi içinde sürekli tekrar eden bir düzen, bir denge olduğunu fark edersiniz. Buddha’nın asırlar önce fısıldadığı gibi: “Düzenli bir yaşam sürenler ölmezler. Aklı başında olmayanlar ise zaten ölmüş sayılırlar.” Bazı insanlar dinlenerek iyileşir bu hayatta, bazıları ise yalnızca anlamını kaybetmediği sürece yürümeye devam eder. Çünkü insanı ayakta tutan şey bedeninin ya da kaslarının gücü değil, ruhunun neden hala yürüdüğünü bilmesidir. Anlamını kaybeden insan, dünyanın en güvenli sarayında bile dağılır; ama içinde hala bir hakikat, bir "neden" taşıyan insan, en karanlık, en engebeli yoldan bile tek başına geçebilir. Osho’nun dediği gibi: “Eğer bir amacın, bir içsel hakikatin varsa, tüm dünya seni karanlığa gömmek istese de sen kendi ışığınla yürürsün.” İnsan dışarıdaki savaşı kazanmadan önce, kendi içindeki o teslim olma, güce tapma hissini yenmek zorundadır. Hz. Musa’nın arkasında koca bir firavun ordusu varken denizin önünde durup korkmaması, arkasındaki kalabalığa değil, sadece Allah’a güvenmesindendi.
İşte tam bu noktada, Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadelesini çok daha iyi anlıyoruz. Atatürk’ün en büyük gücü elindeki ordusu ya da cephanesi değildi. Herkesin "Bitti, buralar işgal edildi, çare kalmadı" diyerek mandacılığa, yani başka bir gücün sistemine sığınmaya çalıştığı o umutsuzluk çağında, onun zihnini ve ruhunu hiçbir güce teslim etmemesiyledir. Dünya düzeni, onu da yalnızlıkla, en yakınlarının ihanetiyle, idama mahkum ederek ve imkansızlıklarla kırıp itaat ettirmeye çalıştı. Günümüzdeki baskı mekanizmalarının aynısı o gün de devredeydi. Ama bazı ruhlar baskı gördükçe küçülmez, tam tersine çeliğe dönüşür. Biz yıllarca Atatürk’ün, “Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözünü sadece siyasi bir slogan sandık. Oysa bu söz; bir insanın ruhunu, iradesini hiçbir koltuğa, hiçbir kula, hiçbir sisteme satmayacağına dair ettiği o büyük, muazzam yemindi. Çünkü bazı insanlar zinciri sadece bileğinde değil, zihninde taşır. Ve bir insanın karakteri gerçekten özgürse, onu ne koltuk vaadiyle, ne parayla, ne de yalnızlıkla yönetebilirsiniz. Bazı insanlar sadece bilgi öğrenir ve entelektüel birer figür olurlar; bazıları ise bizzat bir bakış açısına, bir ekole dönüşürler. Gerçek dönüşüm, yeni şeyler ezberlemekle değil; dünyaya baktığın yerin değişmesiyle başlar. Baktığın yer değiştiğinde korkuların, cesaretin, hatta yalnızlığın bile biçim değiştirir.
Kendi iradenizle yanlış bir yola girmek, başkasının, o sistemin iradesiyle size çizilen en "doğru" yola girmekten bin kat daha iyidir. Çünkü insan kendi yürüdüğü yanlış yolda hata yapsa bile günün birinde doğrusunu yaşayarak, öğrenerek bulabilir. Ama sırf bir koltuk, sırf bir güç uğruna başkasının çizdiği o kirli yolda yürürse, yolun sonunda varacağı yer ne kadar parlak olursa olsun, en nihayetinde ruhunu ve kendisini kaybeder. İnsanlar gerçekte dışarıdan gelen darbelerle yıkılmazlar; kendi karakterlerinin içindeki o körlükle ve çürümeyle kendi sonlarına yürürler. Yüzünü kula değil, sadece Hakk'a dönenlerin, zihnindeki zincirleri kırıp kendi yolunda cesaretle yürüyenlerin çoğalması dileğiyle... Çünkü zihnindeki zinciri kırıp yüzünü kula değil Hakk’a dönen insanı; ne bir koltukla satın alabilirsiniz ne de bir korkuyla yönetebilirsiniz."
Yazar Soner Atabek
soneratabek@bilgigazetesi.org
Bunlar da ilginizi çekebilir
OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.
20 saat önceSAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ
Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.
20 saat önceKendinden Kaçarken Kendine Varmak
Yazar Soner Atabek Yazdı: Kendinden Kaçarken Kendine Varmak
2 gün önce


