Arama

                                                

Suskunluğun Ferhanesi

Yazar Soner Atabek Yazdı: Suskunluğun Ferhanesi

12/06/2025 12:16 | Son Güncelleme : 05/11/2026 20:00 | Soner Atabek


Suskunluğun Ferhanesi
ad image
ad image

Suskunluğun Ferhanesi

Konuşuyoruz. Durmadan, nefes almadan konuşuyoruz. Sanki kelimelerden bir duvar örmüşüz etrafımıza, dışarıdan hiçbir ses girmesin, içeriden hiçbir gerçek çıkmasın diye. Siyasetçimiz, yazarımız, esnafımız, akademisyenimiz… Hepimiz, ama istisnasız hepimiz, o duvarın ardında konuşuyoruz. Biliyor musunuz, bazen aynaya bakınca, kusurlarını örtmek için ne kadar da süslenmiş, ne kadar da rüküş, çirkin bir suret görüyorum. Takıp takıştırdığımız her şey, aslında daha çok ele veriyor bizi, çıplaklığımızı daha bir gözler önüne seriyor. Bilmiyoruz da konuşuyoruz, bilmeden de, bilmediğimiz ne varsa da konuşuyoruz. Bir fısıltıdan ibaret kalan gerçeklerin önünde, koca bir gürültü yığını olmuşuz. Ah, ne acı bir döngü bu…

Siyasetçimiz, omuzlarındaki yükün altında ezilirken, susmak yerine konuşuyor. Çünkü çözemediği sorunların ağırlığı altında eziliyor, omuzları çöküyor. Ses tonunun yükselişinden anlıyoruz, kalbindeki fırtınanın şiddetini. Aydınlarımız, cehaletlerini örtmek için laf kalabalığına sığınıyor. Konuya dair bilmemiz gerekeni değil, kendi bildikleri her şeyi döküyorlar ortaya, bir çırpınış içinde. Ve o çırpınış, aslında hiçbir şey bilmediklerinin sessiz çığlığı. Esnafımızın durmak bilmeyen konuşması, sattığı malın kalitesizliğini haykırıyor sanki. Akademisyenlerimiz, bilim adamlarımız ne zaman 'olmak'tan bahsetse, o sözler, aslında olamadıklarının, yüreklerindeki boşluğun itirafı oluyor. Konuşuyoruz… Hepimiz konuşuyoruz.

Çocuğuna bir çift ayakkabı alamadığı için hayata veda eden bir babanın acısına, o acıyı görme şehvetiyle yaklaşan bir muhabir gibi konuşuyoruz. O muhabiri dinleyen bizler, dehşetle ama yine de yüzeysel bir kabullenişle konuşuyoruz. Sadece konuşuyoruz! Oysa intihar eden baba konuşmuyor, hiç konuşmadı ki. O sadece feryat etti. O feryat, acının ta kendisini, kederi, derdi, o derin ıstırabı anlatıyor. Belki de biz de o duruma düşene kadar susmalıyız. Çünkü o acıyı, o yangını anlamıyoruz. Gördüğümüzü sanki yaşamışız gibi anlatmayı bırakıp, gerçekten 'olduğumuz'da, görenlerin bizi anlayacağı güne kadar susmalıyız. O feryadı anlatmak için, o feryadın yüreğimizde yanmasını beklemeliyiz. Çünkü o feryat yüreğinde yanmadıkça, anlayamazsın, hiçbir şeyi.

"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." derler. Ama bazen susmak, o dilsiz şeytanın bile dile getiremediği bir çığlık olur. Yunus Emre'nin dediği gibi: "Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz." Ama bizim sözlerimiz, bal ve yağ değil de, zehirli bir yara gibi. İşte bu yüzden, Hz. Mevlana'nın şu sözü ruhumuza kazınmalı: "Sükût ettim, çünkü sözler gönlümün fısıltısına yetişemiyordu."

Hangi konuşmamızdan, hangi yazımdan kimlerin kalbine neler sirayet etmiştir diye düşünmeden edemiyorum bazen. Varlığımız, birlikte olduğumuz insanlara bir esenlik mi sunuyor, yoksa bir eziyet mi? Yanımıza gelenlere kalbimizden acı mı ikram ediyoruz, yoksa muhabbet mi? Yük mü alıyoruz, yoksa yük mü oluyoruz? Kendi varlığı kendine yük olan bir insan, başkasının yükünü nasıl alabilir ki?

Yüce Yaradan, Kur'an'ında şöyle buyuruyor: "Güzel söz de, kötü söz de kendi sahibine aittir." (İbrahim Suresi, 24-25. ayetleri.) Söylediğimiz her kelime, yazdığımız her cümle, ruhumuzun bir yansımasıdır. Amin Maalouf'un o dokunaklı sözü gibi: "İnsan, kelimeleriyle var olur." Varlığımızın bir yük değil, bir rahmet olması için, dilimizi sadece susturmak değil, kalbimizi de temizlemek gerekmez mi?

Konuşarak kendime bile anlatamadığım bu iç yangınımı, yazarak size anlatmaya çalışıyorum. Eğer Türkiye'de insanlar yeniden bir "basü badel mevt" (ölümden sonra diriliş) sırrına ermek istiyorsa, eğer o dirilişi yeniden yaşamak istiyorsa, o zaman uykuyu unutmalıyız. Evet, niyetim tam da bu: zaten uykusu az olan sizlerin, o azıcık uykusunu da kaçırmak, yatağınızı dar etmek. Sizin içinize bir azap, bir çile, bir dram tohumu ekmek istiyorum.

O tohum nasıl yeşerecek dersiniz?

"Başımızı ellerimizin arasına alarak, her türlü silahı terk ederek, 'ben nefsimi katlettim hem şehidim hem gazi' diyerek, cihadın büyüğünden küçüğüne dönerek…" Yüreğimizdeki o en büyük cihadı, nefsimizin cihadını kastediyorum.

Eğer bir dost yüzünü göremiyorsak, bırakın uykularımız kaçsın. Eğer bir dostun acısını tadamıyorsak, günlerimize azap olsun. Zaten öyle de olmuyor mu?

"Acıya yanmıyorsa yüreğimiz, yansın yüreğimiz."

Acıya yanmıyorsa yüreğimiz, yansın yüreğimiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne güzel buyurmuştur: "Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve birbirlerini korumada tek bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı rahatsızlanırsa, diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona ortak olurlar." Bizim yüreğimiz, komşumuzun, kardeşimizin acısıyla yanmıyorsa, nasıl mümin sayılabiliriz ki? Hz. Ömer'in o derin sözü gibi: "Kötülüğü ortadan kaldırmak için, önce kendi içindeki kötülüğü öldür." Kendi bencilliğimizden ve duyarsızlığımızdan kurtulmadıkça, başkalarının acısına nasıl gerçekten ortak olabiliriz?

Peki, bu suskunluğun ve acıyla yanan yüreklerin feryadı, ne zaman gerçek bir dirilişe, yeniden doğuşa dönüşecek?

 

Etiketler : Soner Atabek Yazar KöşeYazarı KöşeYazısı SonDakika Haber Haberler
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.

3 saat önce
Fenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı

Fenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.

4 saat önce
SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

1 gün önce
Yorumlar

Other Posts
23.10.2026 - Bütün Yollar Nereye Çıkıyor? 10.10.2026 - Tüm Kapılar Kapandığında Açılan O Tek Yol 26.09.2026 - Yorulmadın mı Her Şeyle Savaşmaktan? 19.09.2026 - Yol, Dua ve Şifa 13.09.2026 - Kendinden Kaçarken Kendine Varmak 29.08.2026 - Sahip Olduklarımızın Sahibi Midir İrademiz? 22.08.2026 - Kazandım Derken Ne Bıraktın Arkanda? 15.08.2026 - Kendi Kendine Geç Kalma 01.08.2026 - Kapılar Kapandığında Kimsin? 25.07.2026 - Kendi Yalnızlığına Hoş Geldin 18.07.2026 - Kapı Aslında Hiç Kapanmadı: Modern Zamanlarda Hakikate Uyanmak 11.07.2026 - İÇİNDEKİ SULTAN 04.07.2026 - İçerideki Kapıları Kapatmak: En Büyük Özgürlük 27.06.2026 - Hakikatin Soğuk Çıplaklığı: Bizi Ayakta Tutan O Sancılı Bağ 19.06.2026 - Kalabalıktan Uzak, Hakikate Yakın 13.06.2026 - Büyük Kapılardan Önce Geçilen Dar Yollar 06.06.2026 - Görünmeyen Güven ve Kalbin Evi 30.05.2026 - Ruhun Özgürlük Yürüyüşü 23.05.2026 - Karakteri Hür Olanı Hangi Korkuyla Yeneceksiniz? 16.05.2026 - Zamanın Sessiz Bilgisi ve Kaderle Yeniden Tanışmak 09.05.2026 - Korku Panayırında Uyanmak 01.05.2026 - Kaderin Kapısını Kalbiyle Çalanlar 06.02.2026 - Kaybederken Kendini Bulmak: En Güzel Yenilgi 24.01.2026 - Aynadaki Yüzümüz 09.01.2026 - Asanın Kırıldığı Yer 26.12.2025 - Aidiyetin Sessiz Çöküşü 06.12.2025 - Büyük Davaların Yuttuğu Vicdan 07.11.2025 - Kul Olanın Boyun Eğmezliği 26.10.2025 - AH BURSAM... GÖNLÜMÜN YARASI 17.10.2025 - Bizi Bize Bırakmıyorlar 03.10.2025 - Hani O Efendi, Namuslu Ülke Nerede? 24.09.2025 - Hizmetkâr Olması Gerekenler Efendi Oldu! 13.09.2025 - Vicdanın Enkazı 07.09.2025 - Kötülüğün Sıradanlığına Alışmak: Vicdanımız Nereye Gidiyor? 03.09.2025 - Ateş Çemberinin Kenarında 24.08.2025 - Liyakatsizliğin Acı Faturası 15.08.2025 - Kalbimiz Neden Sustu? 07.08.2025 - Kendimize Söylediğimiz Yalanlar 27.07.2025 - Hayat Filminde Sen Yönetmensin 22.07.2025 - Yaşamak Diye Bir Korku Var İçimizde... 12.07.2025 - Hayatımın En Zor Yazısı... 23.06.2025 - Uygarlığın Kanlı Çelişkisi 12.06.2025 - Suskunluğun Ferhanesi 31.05.2025 - Kötülere İyi Demenin Bedeli 25.05.2025 - Koltuk Mu İnsan Mı? Masanın İki Yüzü ve Onur Sınavı 21.05.2025 - Allah Bizi Duyuyor mu? Kalbin Sessiz Çığlıkları 17.05.2025 - Kalbi Kırık Aynalar: Kaybolan Güvenin Gölgesinde 09.05.2025 - Cenneti Cehennemde Aramak! 02.05.2025 - Yorgun Kalplerin Sessiz Çığlığı 25.04.2025 - Kalplerimiz Neden Çoraklaştı? 16.04.2025 - Ödünç Alınan Hayatlar 21.02.2025 - İyilerin Kenarda Kaldığı Türkiye 05.01.2025 - Sahte Dünya Oyunları 24.11.2024 - Asla Düşünme! 01.11.2024 - "Eğitim Sistemimiz: Bizi Hangi Hayvana Benzetiyor?" 17.10.2024 - Vur Vatandaşın Sırtına! 21.09.2024 - Gerçekten Din Kardeşi miyiz? 12.09.2024 - Bize Ne Oluyor? 24.08.2024 - Biz neden bu kadar beceriksiziz? 08.08.2024 - Öfkeli insanlar ülkesi! 18.07.2024 - Kaosu Ve Ölümü Kim Çağırıyor? 11.07.2024 - Çürümenin sonu hep aynıdır, yok olmaya mahkûmdur! 02.06.2024 - Harese 17.05.2024 - Bu Ülkeye Ne Oldu Böyle? 10.05.2024 - Kimse Unutamaz! 23.04.2024 - Türkiye'nin Trajikomik Hayatı 13.04.2024 - Çocuklarımızı Kim Ateşin İçine Atıyor? 04.04.2024 - Neden Öldürüyoruz? 24.03.2024 - Türkiye Yorgun mu? 15.03.2024 - ‘’İncinmişsin’’Dedi 09.03.2024 - Değerlerini Kaybeden Bir Toplum 17.02.2024 - DIŞ GÜÇLER 12.02.2024 - Aydınlık ile karanlığın kavgası 11.02.2024 - UMUTLA BAK 11.02.2024 - ÜLKEMİ ÖZLÜYORUM 11.02.2024 - SÜRÜDEN AYRILMAK 11.02.2024 - KÖLELERE İYİ DAVRANIN 11.02.2024 - İŞİ EHLİNE VERMEK 11.02.2024 - ÇAĞDAŞ KÖLELİK 11.02.2024 - BU YOL BİZİ KAVGAYA GÖTÜRÜR 11.02.2024 - BEN NE YAPIYORUM 11.02.2024 - BEN NE DERSEM O 11.02.2024 - BEDELİNİ ÖDEYENLER 11.02.2024 - AH BURSAM AH!
ad image
ad image