Kalabalıktan Uzak, Hakikate Yakın
Yazar Soner Atabek Yazdı: Kalabalıktan Uzak, Hakikate Yakın
19/06/2026 18:01 | Son Güncelleme : 05/11/2026 20:01 | Soner Atabek
Kalabalıktan Uzak, Hakikate Yakın
Her sabah alarmın sesiyle uyanıp, nereye ve niye yetiştiğimizi bilmeden amansız bir koşturmacanın içine dalıyoruz. Gün boyu yüzlerce yüze bakıyor, binlerce mesaja dönüyor, sürekli bir yerlerde var olmaya, birilerine kendimizi ispatlamaya çalışıyoruz. İçimizdeki o dinmeyen huzursuzluğu ve derin boşluğu ise hep daha çok kalabalıklaşarak, daha çok tüketerek kapatabileceğimizi sanıyoruz. Oysa insan gücünü kalabalıktan aldığında kalabalık kadar büyür; Allah'tan aldığında ise ölçü tamamen değişir. Çünkü o zaman mesele kaç kişi olduğun değil, neye, kime dayandığın olur. Bugünün dünyasını bir düşünelim... Telefon ekranlarında binlerce "takipçisi", çevresinde onlarca tanıdığı olan ama akşam başını yastığa koyduğunda derin bir yalnızlık hisseden modern insanı... Kaç kişiyiz o dijital meydanlarda? Çok. Peki, kaçımız gerçekten "varız" ve güvendeyiz?
Kalabalıklar dağıtılabilir, makamlar bir gecede elden gidebilir, servetler kaybedilebilir ve devletler yıkılabilir. Ama insan dayanağını dışarıda, o geçici alkışlarda değil de içeride bulduğunda, onu eksiltmek artık çok zorlaşır. İşte bu yüzden bazı insanlar arkalarında bin kişiyle yürürken bile içten içe korkar ve titrer; bazıları ise şu yalan dünyada tek başına yürür ama bir milim bile geri adım atmaz. Kur'an-ı Kerim, adeta bu tek başına sarsılmayan ruhu bize fısıldar gibi Hz. İbrahim için, "Şüphesiz İbrahim, tek başına bir ümmetti..." buyurur. Yüzyıllar öncesinden bize seslenen Buddha da sanki bugünün onaylanma ve sürüye uyma çılgınlığına ayna tutarak, "Kendiniz için bir ışık olun, başkalarının ışığını aramayın" derken tam olarak bu içsel güce işaret eder.
Fakat bizler o kadar aceleciyiz ki, bu içsel ışığı fark etmek yerine her şeyin bir anda, hemen olmasını istiyoruz. Mesajımıza iki saniye geç cevap verildiğinde sinirlendiğimiz, her başarının, her zenginliğin "en hızlısına" bağımlı olduğumuz bu çağda, unuttuğumuz çok derin bir sır var: Bazı gerçekler erken ortaya çıksaydı asla anlaşılmazdı, bazı kapılar erken açılsaydı kıymeti bilinmezdi. Bu yüzden hayattaki hiçbir gecikme, sadece bir mahrumiyet değildir. Düşünsenize, dalındaki bir meyve bile zamanı gelmeden, olgunlaşmadan koparılıp yenmez; yense de ne tadı olur ne tuzu. Hatta ham bir meyveyi zorla koparmak, hem dala zarar verir hem de onu yiyene kasvet olur. Doğadaki her şey büyük bir teslimiyetle sırasını beklerken, biz neden bu kadar sabırsızız? Bil ki dostum, her şey kendi vaktine ram olmuşken, ham meyveyi zorla koparmak sadece ziyan getirir. Gecikme mahrumiyet değil, olgunlaşma lütfudur. Bazen Cenâb-ı Allah istediğin şeyi senden esirgemez; sadece onu anlayacağın, taşıyacağın ve değerini gerçekten bileceğin o olgunluk vaktine bırakır. İnan böylesi senin için daha iyi, daha güzeldir. Çünkü bazı nimetler erken geldiğinde hoyratça kaybedilir; tam vaktinde geldiğinde ise insanın ruhuna işler, kaderine dönüşür. Hayatında çok istediğin ama o an olmayan bir işi, bir ilişkiyi ya da bir hayali düşün... Belki o gün olsaydı, toy bir kalple onu kırıp dökecektin, o ham meyve gibi ziyan edecektin. Nitekim Rabbimiz aceleyle kendi kuyusunu kazan insanı, "İnsan hayrı istediği gibi şerri de ister. İnsan pek acelecidir!" ayetiyle ne kadar zarifçe uyarır. Bizler kapının kapalı kalmasını bir ceza sanarak yırtınırken, bilmeyiz ki o kapı, arkasındaki fırtınadan bizi korumak ve bizi içeride olgunlaştırmak için sıkı sıkıya örtülmüştür.
İşte insan kalbiyle görmeye başladığında, ömrü boyunca aradığı bazı şeylerin aslında zaten ona doğru gelmekte olduğunu anlar. Fakat geçmişin pişmanlığı ya da geleceğin kaygısı yüzünden korkularımız, aceleciliğimiz veya "ya hiç bulamazsam" şeklindeki yokluk düşüncemiz nedeniyle yanı başımızdaki güzellikleri fark edemeyiz. Ay sonunu getirme endişesiyle başımızı gökyüzüne çevirmeyi, bir dostun tebessümündeki o manevi ferahlığı hissetmeyi kaçırırız. Çünkü bazen insanın önündeki en büyük engel kapalı kapılar değil, açık kapıları göremeyen o perdeli bakışlarıdır. Osho, modern insanın bu "hep başka yerde, hep gelecekte olma" sancısını ne kadar güzel özetler: "Kapı açık, ama sen o kadar meşgulsün ki kapının açık olduğunu göremiyorsun. Sen zihninde binbir tane kilit yaratıyorsun, sonra da ömrünü o kilitleri açacak sahte anahtarlar aramakla geçiriyorsun." Oysa insan hakikate yaklaştıkça, zihnindeki o sahte kilitler birer birer kırılır; daha önce tesadüf sandığı o can yakıcı şeylerde muazzam bir düzen, daha önce dağınık ve anlamsız sandığı olaylarda derin bir hikmet görmeye başlar.
İşte tam o teslimiyet noktasında, içimizi kemiren o yokluk ve gelecek korkusu zayıflar. Çünkü kişi, fani sebeplerin değil, o sebepleri yoktan var eden Yaratıcı'nın mülkünde yaşadığını tüm zerreleriyle idrak eder. Ve kalp bunu gerçekten kavradığında, rızkın çehresi de bütünüyle değişir. O zaman anlarsın ki, rızık yalnız cebe giren para değildir; doğru zamanda gelen doğru düşünce, zor anında verdiğin doğru karar ve yoluna çıkan doğru insandır. İşte bu idrakle rızık, artık yalnız gelecekte beklenen, banka hesabına yatacak bir paradan ibaret olmaktan çıkar; insanın her gün şükürle içinde yürüdüğü, fakat çoğu zaman körü körüne fark etmediği bir hakikate dönüşür. Aldığın nefes rızıktır, aklına düşen bir güzel fikir rızıktır, seni ayakta tutan o inanç rızıktır. Gözündeki o kör noktalar kalkıp da insan gerçekten görmeye başladığında, daha önce kapalı sandığı birçok kapının aslında hiçbir zaman kapanmamış olduğunu fark ederek hayret içinde kalır.
Çünkü canım dostum, bazı kapıları kapatan kader değildir; bizim kendi korkularımızdır. Bazı fırsatları gizleyen zaman değildir; insanın kendi zihninde büyüttüğü o kalın perdedir. İşte, "Lâ ilâhe illallâh. El-Melikü'l-Hakku'l-Mübîn" zikri, yani "Allah'tan başka ilah yoktur, O mülkün gerçek sahibi ve hakkı apaçık ortaya çıkarandır" hakikati, insanı yavaş yavaş zihnindeki bu karanlık perdelerin ötesine taşır. Mülkün sahibinin O olduğunu anlayan ruh, dünyevi yüklerinden arınır ve hafifler. O zaman çok net görürsün ki; rızık para pulla sınırlanamayacak kadar büyüktür; o, doğru zamanda atılan o cesur ve doğru adımdır. Kapı hep açıktı, sadece senin korkun gözünü bağlamıştı; şimdi o bağı çözme, zihnindeki perdeleri aralama ve güvenle yürüme vaktidir.
Yazar Soner Atabek
Bunlar da ilginizi çekebilir
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.
3 saat önceFenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.
4 saat önceSON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önce


