İçerideki Kapıları Kapatmak: En Büyük Özgürlük
Yazar Soner Atabek Yazdı: İçerideki Kapıları Kapatmak: En Büyük Özgürlük
04/07/2026 15:47 | Son Güncelleme : 05/11/2026 20:08 | Soner Atabek
İçerideki Kapıları Kapatmak: En Büyük Özgürlük
Dün gece, odanın o çıt çıkmayan sessizliğinde, sadece yağmurun cama vuran ritmini dinlerken uzun uzun düşündüm. Hayat dediğimiz bu upuzun, yorucu maratonda bizi gerçekten koşturan şey ne? Neden hepimiz günün sonunda yatağa başımızı koyduğumuzda o omuzlarımızdaki ağır yükle kalakalıyoruz?
Sonra bir gerçek tüm çıplaklığıyla yüzüme çarptı: Bizler, en çok korktuğumuz ve en çok arzuladığımız şeyler üzerinden yönetiliyoruz. Bizi avuçlarının içine almak isteyen dış dünya, önce içimizdeki zaafların haritasını çıkarıyor.
Her şey o küçük, sinsi fısıltılarla başlıyor aslında. Hepimizin kalbinde, en dipten yukarıya doğru tırmanan bir korku merdiveni var. En aşağıda, o en tanıdık, en insani olanı bekliyor bizi: Aşk korkusu. “Ya seversem ve terk edilirsem? Ya kalbimi açtığımda darmadağın olursam?” diyerek duygularımızı kilitlemeye başlıyoruz önce. Bu korku bizi yönetiyor, bizi sevgisizliğe mahkum ediyor. Hemen bir basamak üstünde, potansiyelimizin önüne etten bir duvar ören o tanıdık ses yankılanıyor: Yapamam korkusu. Adım atmaktan, denemekten, kendi ışığımızı görmekten korkuyoruz. “Ben kimim ki, zaten başaramam” dediğimiz an, kendi irademizin iplerini başarısızlık ihtimaline teslim ediyoruz.
Ama korkular durmuyor, yukarıya doğru tırmanmaya devam ediyor. Toplumun, mahallenin, sosyal medyanın görünmez hapishanesine adım atıyoruz sonra: El alem ne der korkusu. Hayatlarımızı başkalarının alkışlarına veya ayıplamalarına göre dizayn etmeye başladığımızda, özgürlüğümüzün üzerine kocaman bir kilit vurmuş oluyoruz. Başkalarının gözündeki değerimiz, kendimize verdiğimiz değerin önüne geçiyor.
İşte tam bu noktada, yazımın başında bahsettiğim o kadim kural işlemeye başlıyor: Korkular azaldıkça tehditler etkisini kaybeder. Arzular azaldıkça, o parıltılı vaatler tüm cazibesini yitirir.
Çünkü bu merdivenin daha yukarısında, bizi modern dünyanın kölesi yapan daha büyük canavarlar var: Makam korkusu ve beklenti korkusu. Oturduğumuz koltukları, sahip olduğumuz etiketleri kaybetmemek için karakterimizden, doğrularımızdan ödün veriyoruz. Geleceğe dair beslediğimiz o devasa beklentiler, bugünün huzurunu bir girdap gibi yutup götürüyor. Birileri önümüze bir makam vaadi koyduğunda arzumun kölesi, o makamı kaybetme tehdidi savurduğunda ise korkunun esiri oluyoruz.
Böylece dışarıdaki insanlar ve olaylar, bizim kararlarımızı bir kukla gibi yönetmeye başlıyor. Oysa bana göre, insanı güçlü yapan avuçlarında daha fazla şey tutması değil, daha az şeyin onu yönetebilmesidir. Gerçek özgürlük, dışarıdaki kapıları açmakla değil, içerideki zaaf kapılarını kapatmakla başlar.
Peki sevgili okurum, buraya kadar her şey tamam da biz bu kapıları nasıl kapatacağız? İçimizi kemiren o korkuları, hiç bitmeyen beklentileri ve başkalarına görünme arzusunu nasıl bırakacağız?
Her şeyden önce, o korkularla savaşmayı bırakarak başlayacağız işe. Çünkü neyle savaşırsan onu beslersin. Korkuyu, el alem ne der sızısını, makam hırsını yenebilmenin yolu; onlarla kavga etmek değil, onları şahitlikle uğurlamaktır. İçindeki o "yapamam" sesini duyduğun an, ona körü körüne inanmak yerine bir yabancıyı dinler gibi uzaktan bakabilmektir. Kendine şu can alıcı soruyu sorma cesaretidir: "Bu korku gerçekten bana mı ait, yoksa çocukluğumdan beri sırtımda taşıdığım bir başkasının yükü mü?"
Bırakmak, aslında hiçbir şeyi arkaya itmek değildir; her şeyi olduğu gibi kabul edip serbest bırakmaktır. Beklentileri yenmenin sırrı, yarının illüzyonundan çıkıp bugünün çıplak gerçeğine razı olmaktır. Görünme, alkışlanma arzusunu terk etmek ise ancak insanın kendi özüyle barışmasıyla mümkündür. Sen kendi kalbine dönüp "Ben, ben olduğum için değerliyim; kimsenin onayına ihtiyacım yok" diyebildiğin gün, o sinsi "görünme" kapısı gürültüyle kapanır. İşte o an, insan ruhunun en muazzam evresi başlar: Saf ve temiz bir öz haline dönmek. Tıpkı yeni doğmuş bir bebeğin berraklığı gibi; ne geçmişin pişmanlığı kalır kalpte, ne geleceğin kaygısı. Ruh, o ağır bagajları yere indirdikçe hafifler, hafifledikçe durulur ve yıkanır.
Binlerce yıl öncesinden seslenen Buda da bu yüzden boşuna dememiş: “Tüm acıların ve esaretlerin kaynağı, içindeki o doymak bilmeyen arzulardır. Arzuyu söndürdüğünde, seni dünyaya bağlayan zincirler kendiliğinden erir.” Ne kadar haklı değil mi? İçimizdeki o beklenti ve makam arzusu söndüğünde, bizi neyle tehdit edebilirler ki?
Büyük mutasavvıf İbnü'l-Arabî de aynı hakikatin altını başka bir pencereden çizer: “Ey insan, kalbini neye bağlarsan, onun kölesi olursun. Kalbini Allah’tan gayrı her şeyden arındır ki, gerçek hürriyete kavuşasın.” Kalbi arındırmak, tam da o saf temizliğe, yani hiçbir dünyevi sıfatın seni kirletemediği o bozulmamış öze geri dönmektir.
İnsan, iradesini o ham korkularının ve sığ arzularının üstüne çıkardığında, dış dünya artık onu yönetmekte zorlanır. Kur'an-ı Kerim’in o sarsıcı uyarısında belirtildiği gibi; şeytan insanı ancak “kendi dostlarıyla ve fakirlikle” korkutabilir. Ama kalbini o duru teslimiyete açan, içindeki o zayıflık kapılarını kapatan bir insana hiçbir gücün hükmü geçmez.
Çünkü her zaman inandığım gibi; insanı teslim alan dışarıdaki fırtınanın büyüklüğü değil, içeride ona açılan kapıların varlığıdır. Seni yönetecek kapılar içeriden kapanınca, en büyük baskılar bile yolunu kaybeder.
İradesini korkularının ve arzularının üstüne çıkaran insan, dışarıdaki fırtınalar ne kadar sert olursa olsun ayakta kalır. O saf temizliğe ulaşmış bir ruhu, hangi tehdit sarsabilir?
Bugün kendimize bir iyilik yapalım. İçimize dönelim ve o kapıları kontrol edelim. Korkuları ve beklentileri birer birer sevgiyle uğurlayalım. Unutmayın; seni yönetecek kapılar içeriden kapanınca, dışarıdan gelen hiçbir baskı eskisi kadar etkili olamaz.
Yazar Soner Atabek
Bunlar da ilginizi çekebilir
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.
4 saat önceFenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.
4 saat önceSON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önce


