Arama

                                                

Yaşamak Diye Bir Korku Var İçimizde...

Yazar Soner Atabek Yazdı: Yaşamak Diye Bir Korku Var İçimizde...

22/07/2025 15:38 | Son Güncelleme : 05/11/2026 17:57 | Soner Atabek


Yaşamak Diye Bir Korku Var İçimizde...
ad image
ad image

Yaşamak Diye Bir Korku Var İçimizde...

Hiç düşündünüz mü? İçimizdeki en derin korku ne? Ölüm mü dersiniz? Aslında hayır, bence çok daha sinsi, çok daha dokunaklı bir korku var içimizde: yaşamak. Evet, yanlış duymadınız, yaşamak. Şaşırtıcı gelebilir ama bir an durup, kalbinizin sesini dinlerseniz, bu cümlenin yankılandığını duyacaksınız. Tıpkı büyük üstat Osho'nun fısıldadığı gibi: "Ölümden korkmuyoruz. Yaşamdan korkuyoruz. Yaşamı ertelediğimiz ve yaşamadığımız için korkuyoruz." Sanki hayat, bir türlü cesaret edemediğimiz, hep bir sonraya ertelediğimiz bir hediye gibi...

Farkında mıyız bilmem ama içimizdeki inançların çoğu bize dışarıdan giydirilmiş, değil mi? Ama en acısı ne biliyor musunuz? Bu inançların birçoğuyla, farkında bile olmadan, adeta bir antlaşma yapmışız. Sanki ruhumuzun derinliklerinde "evet" demişiz onlara. Ve bu anlaşma o kadar güçlü ki, aslında onların kocaman bir yalan olduğunu aklımızla bilsek bile, kurallarına karşı gelmek, içimizde tarifsiz bir suçluluk ve utanç duygusu uyandırıyor. Tıpkı bir şehrin yasaları nasıl o şehrin hikayesini yazarsa, bizim de inanç sistemimiz, o en özel, en kırılgan rüyamızı, yani kendi iç dünyamızı yönetiyor. Bu kurallar zihnimizde öyle bir yer edinmiş ki, içimizdeki o sessiz yargıç, hep onlara göre karar veriyor. Yargılıyor, hüküm veriyor ve biz de kurban olup durmadan cezamızı çekiyoruz. Peki, sizce bu rüyada gerçekten adalet var mı? Ben yüreğimle soruyorum, var mı?

Gerçek adalet dediğimiz şey, bir hata yaptığımızda bedelini bir kez ödetir, değil mi? Bir kere ağlarız, bir kere öğreniriz, biter. Ama ya adaletsizlik? Ah, o nasıl da acımasız! Aynı hatanın bedelini bize tekrar tekrar ödetiyor, içimizi dağlıyor. Kaç kez öderiz sizce bir hatanın bedelini? Binlerce kez desek, abartmış olmayız herhalde. Düşünsenize, bu dünyada aynı hatanın bedelini binlerce kez ödeyen tek canlı biziz. Diğer canlılar bir yanlış yaptıklarında cezasını bir kez çeker ve geçer. Ama biz? Ah, bizim o çok güçlü, bazen de lanet gibi olan belleğimiz yok mu! Bir hata yaparız, kendimizi yargılarız, suçlu buluruz, ceza veririz. Eğer adalet buysa, tamam, bir daha yapmayız. Ama ne yazık ki, o hatayı her hatırladığımızda kendimizi yeniden yargılıyoruz, yeniden suçlu buluyoruz ve ruhumuzu yeniden cezalandırıyoruz. Hele bir de yanımızdaki sevdiklerimiz, eşimiz ya da dostumuz, bu hatayı bize sürekli hatırlatıyorsa, bu ceza sanki hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor. Yüreğinizle söyleyin, bu adil mi?

Aynı şekilde, biz de başkalarına aynısını yapmıyor muyuz? Eşimize, çocuklarımıza, anne babamıza… Onların bir yanlışını her hatırladığımızda, o an içimizde biriken tüm öfkeyi, tüm o duygusal zehri onlara akıtıyor, aynı hatanın bedelini defalarca ödetiyoruz. Bu mu yani adalet? Kalbiniz rahat mı bu duruma?

Zihnimizdeki bu yargıcın yanlış kararlar vermesinin nedeni basit aslında: çünkü inanç sistemimiz, yani o "yasa kitabımız" temelden yanlış. Tüm o rüya, bir yalanın, bir sahteliğin üzerine kurulu. Zihnimizde depoladığımız inançların yüzde doksan beşi koskoca bir yalan ve biz bu yalanlara sımsıkı tutunduğumuz için acı çekiyoruz. Düşünün bir kere…

Toplumsal rüyada insanların acı çekmesi, korku içinde yaşaması, duygusal dramalar yaratması aslında ne yazık ki "normal" kabul ediliyor. Ama gelin görün ki bu toplumsal rüya pek de hoş, pek de sevimli bir rüya değil; tam tersi, şiddetin, korkunun, savaşın, adaletsizliğin ta kendisi. İnsanların bireysel rüyaları farklılık gösterse de, çoğu zaman içimizde büyüyen birer kâbus gibi. İnsanlık ailesine bir bütün olarak baktığımızda, yaşamın neden bu kadar zor olduğunu anlıyoruz: çünkü korkular, adeta bir canavar gibi yaşamı yönetiyor. Dünyadaki insan toplumlarında gördüğümüz şey, muazzam bir ıstırap, kızgınlık, intikam, bağımlılıklar, sokaklarda kol gezen şiddet ve devasa boyutlarda adaletsizlik. Ülkeden ülkeye boyutları değişse de, toplumsal rüya hep korku tarafından yönetiliyor.

Toplumsal rüyayı, dinlerin bize anlattığı cehennemle bir kıyaslayalım mı? Şaşıracaksınız, çünkü aslında aynılar, tıpatıp benziyorlar. Dinler cehennemi, korku dolu, acı ve ıstırap çekilen, ateşin sizi yaktığı bir cezalandırma yeri olarak tarif eder, değil mi? O ateş dediğimiz şey ise korkudan kaynaklanan duygularla oluşuyor. Öfke, kıskançlık, nefret gibi duyguları hissettiğimizde, içimizde bir ateşin bizi yaktığını hissetmez miyiz? İşte o an, kendi cehennem rüyamızı yaşıyoruz demektir. Buda'nın bilgece sözleri bunu ne güzel anlatır: "Acıdan korkma, acıdan kaçma. Acıyı anla, böylece özgürleşebilirsin."

Eğer cehennemi bir zihin durumu olarak düşünürsek, o zaman zaten cehennemle kuşatılmış durumdayız. Bazen başkaları bizi "böyle yapmazsan cehenneme gidersin" diye uyarır. Ama size kötü bir haberim var, içimizi acıtan bir gerçek bu: Biz zaten cehennemdeyiz. Buna, bize cehenneme gideceğimizi söyleyenler de dâhil! Hiç kimsenin, bir başka kişinin cehenneme gideceğini söylemeye hakkı yoktur, çünkü zaten buradayız, bu ateşteyiz. Başkaları bizi daha da derin bir cehenneme çekebilir mi? Elbette, ama unutmayın, bu sadece bizim iznimizle olur. Her insanın kendine ait bir bireysel rüyası var. Ve bu bireysel rüyalar da çoğu kez korkuların esiri altında yönetiliyor. Kendi yaşamımızda cehennem rüyası görmeyi öğreniyoruz, içselleştirdik sanki bunu. Elbette aynı korkular, her insanda farklı şekillerde kendini gösteriyor. Ama hepimiz kızgınlık, kıskançlık, nefret, çekememezlik gibi olumsuz duyguları deneyimliyoruz. Bireysel rüyamız, korkuların kıskacında geçen, bitmek bilmeyen bir kâbusa da dönüşebilir. Ama durun bir dakika! Bu kâbusu yaşamaya gerek yok ki! Haz dolu bir rüyayı da yaşamak mümkün. Kalbiniz buna inanıyor mu?

İnsanlık olarak sürekli gerçeğin, adaletin ve güzelliğin peşindeyiz, değil mi? Dışarıda arayıp duruyoruz, sanki bir hazine sandığı gibi. Gerçeği arıyoruz çünkü zihnimizde depoladığımız yalanlara inanıyoruz, bizi kör eden o perdelere. Adaleti arıyoruz çünkü inanç sistemimizde adalet yok, vicdanımız sızlıyor. Güzelliği arıyoruz, çünkü kişi ne kadar güzel olursa olsun, o kişinin güzelliğine gerçekten inanmıyoruz, içimizdeki şüphe kurt gibi kemiriyor. Krishnamurti'nin o derin sözleri, bu durumu ne kadar da güzel özetler: "Hakikat, gidilecek bir yer değildir. O, sizin kendi varlığınızdadır."

Aslında her şey zaten içimizde olduğu halde, gerçeği, adaleti, güzelliği umutsuzca dışarıda aramayı sürdürüyoruz. Arıyoruz, arıyoruz, arıyoruz… Ama bulunacak bir gerçek yok ki! Başımızı nereye çevirsek çevirelim, gerçeği her şeyde görebiliriz, o her yerdedir. Ama zihnimizde depoladığımız o anlaşmalar ve inançlar, sanki gözümüze inen bir perde gibi, gerçeği görmemizi engelliyor. Gerçeği göremiyoruz çünkü körüz. Sahte inançlar gözlerimizi kör etmiş durumda. Bu yüzden sürekli haklı olmaya ihtiyaç duyuyoruz. Başkaları haksız, biz haklıyız! İçimizdeki o haklı olma arzusu, bizi kendimize kapatıyor. İnandığımız şeylere güven duymaya ihtiyaç duyuyoruz. Ve ironik olan şu ki, bu inançlar, bizim acılarımızı, en derin yaralarımızı yaratıyor. Adeta bir sisin içinde yaşıyoruz ve bu sis burnumuzun ötesini görmemizi engelliyor. Bu sis, bir rüya, sizin hayatla ilgili o en özel, en kırılgan bireysel rüyanız. Bu rüya, kim olduğunuzla ilgili inanç ve kavramlarınızdan, kendinizle, başkalarıyla hatta Tanrı'yla yaptığınız o görünmez anlaşmalardan oluşuyor.

Soner Atabek Der ki: "En büyük korkumuz ölüm değil, kendi hayatımızı cesurca yaşamaktan vazgeçişimizdir."Bütün zihniniz, o sisin ta kendisi.

İşte bu yüzden insanlar hayata karşı çıkıyor. Yaşamak insanların en büyük korkusu. Ölüm, sahip olduğumuz en büyük korku değil; en büyük korkumuz, yaşamak için risk almaktan korkmamız. Gerçekte kim olduğumuzu ifade ederek, tüm benliğimizle var olabilme riskini almaktan korkuyoruz. Sadece kendimiz olmaktan, kendi benzersiz ışığımızı parlatmaktan korkuyoruz. Hayatımızı, başka insanların taleplerini, beklentilerini karşılamaya çalışarak yaşamayı öğrendik. Başka insanların bakış açılarına uygun olarak yaşamayı öğrendik. Neden mi? Çünkü kabul edilmemekten, başkası için yeterince iyi olamamaktan korkuyoruz. Bu korku, bizi kendi içimize hapsediyor.

Soner Atabek Der ki: "Hayat, korkuların sis perdesini aralayıp gerçekte kim olduğunu yaşama cesaretini gösterdiğin an başlar."

Peki siz ne dersiniz? Yüreğinizle konuşun şimdi. Bu korkularımızla yüzleşip, gerçekten, ama gerçekten yaşamanın zamanı gelmedi mi sizce? Kendimize bu şansı vermeyecek miyiz?

 

Etiketler : Soner Atabek Yazar KöşeYazısı KöşeYazarı Edebiyat SonDakika Haber Haberler
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.

1 saat önce
Fenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı

Fenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.

2 saat önce
SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

1 gün önce
Yorumlar

Other Posts
23.10.2026 - Bütün Yollar Nereye Çıkıyor? 10.10.2026 - Tüm Kapılar Kapandığında Açılan O Tek Yol 26.09.2026 - Yorulmadın mı Her Şeyle Savaşmaktan? 19.09.2026 - Yol, Dua ve Şifa 13.09.2026 - Kendinden Kaçarken Kendine Varmak 29.08.2026 - Sahip Olduklarımızın Sahibi Midir İrademiz? 22.08.2026 - Kazandım Derken Ne Bıraktın Arkanda? 15.08.2026 - Kendi Kendine Geç Kalma 01.08.2026 - Kapılar Kapandığında Kimsin? 25.07.2026 - Kendi Yalnızlığına Hoş Geldin 18.07.2026 - Kapı Aslında Hiç Kapanmadı: Modern Zamanlarda Hakikate Uyanmak 11.07.2026 - İÇİNDEKİ SULTAN 04.07.2026 - İçerideki Kapıları Kapatmak: En Büyük Özgürlük 27.06.2026 - Hakikatin Soğuk Çıplaklığı: Bizi Ayakta Tutan O Sancılı Bağ 19.06.2026 - Kalabalıktan Uzak, Hakikate Yakın 13.06.2026 - Büyük Kapılardan Önce Geçilen Dar Yollar 06.06.2026 - Görünmeyen Güven ve Kalbin Evi 30.05.2026 - Ruhun Özgürlük Yürüyüşü 23.05.2026 - Karakteri Hür Olanı Hangi Korkuyla Yeneceksiniz? 16.05.2026 - Zamanın Sessiz Bilgisi ve Kaderle Yeniden Tanışmak 09.05.2026 - Korku Panayırında Uyanmak 01.05.2026 - Kaderin Kapısını Kalbiyle Çalanlar 06.02.2026 - Kaybederken Kendini Bulmak: En Güzel Yenilgi 24.01.2026 - Aynadaki Yüzümüz 09.01.2026 - Asanın Kırıldığı Yer 26.12.2025 - Aidiyetin Sessiz Çöküşü 06.12.2025 - Büyük Davaların Yuttuğu Vicdan 07.11.2025 - Kul Olanın Boyun Eğmezliği 26.10.2025 - AH BURSAM... GÖNLÜMÜN YARASI 17.10.2025 - Bizi Bize Bırakmıyorlar 03.10.2025 - Hani O Efendi, Namuslu Ülke Nerede? 24.09.2025 - Hizmetkâr Olması Gerekenler Efendi Oldu! 13.09.2025 - Vicdanın Enkazı 07.09.2025 - Kötülüğün Sıradanlığına Alışmak: Vicdanımız Nereye Gidiyor? 03.09.2025 - Ateş Çemberinin Kenarında 24.08.2025 - Liyakatsizliğin Acı Faturası 15.08.2025 - Kalbimiz Neden Sustu? 07.08.2025 - Kendimize Söylediğimiz Yalanlar 27.07.2025 - Hayat Filminde Sen Yönetmensin 22.07.2025 - Yaşamak Diye Bir Korku Var İçimizde... 12.07.2025 - Hayatımın En Zor Yazısı... 23.06.2025 - Uygarlığın Kanlı Çelişkisi 12.06.2025 - Suskunluğun Ferhanesi 31.05.2025 - Kötülere İyi Demenin Bedeli 25.05.2025 - Koltuk Mu İnsan Mı? Masanın İki Yüzü ve Onur Sınavı 21.05.2025 - Allah Bizi Duyuyor mu? Kalbin Sessiz Çığlıkları 17.05.2025 - Kalbi Kırık Aynalar: Kaybolan Güvenin Gölgesinde 09.05.2025 - Cenneti Cehennemde Aramak! 02.05.2025 - Yorgun Kalplerin Sessiz Çığlığı 25.04.2025 - Kalplerimiz Neden Çoraklaştı? 16.04.2025 - Ödünç Alınan Hayatlar 21.02.2025 - İyilerin Kenarda Kaldığı Türkiye 05.01.2025 - Sahte Dünya Oyunları 24.11.2024 - Asla Düşünme! 01.11.2024 - "Eğitim Sistemimiz: Bizi Hangi Hayvana Benzetiyor?" 17.10.2024 - Vur Vatandaşın Sırtına! 21.09.2024 - Gerçekten Din Kardeşi miyiz? 12.09.2024 - Bize Ne Oluyor? 24.08.2024 - Biz neden bu kadar beceriksiziz? 08.08.2024 - Öfkeli insanlar ülkesi! 18.07.2024 - Kaosu Ve Ölümü Kim Çağırıyor? 11.07.2024 - Çürümenin sonu hep aynıdır, yok olmaya mahkûmdur! 02.06.2024 - Harese 17.05.2024 - Bu Ülkeye Ne Oldu Böyle? 10.05.2024 - Kimse Unutamaz! 23.04.2024 - Türkiye'nin Trajikomik Hayatı 13.04.2024 - Çocuklarımızı Kim Ateşin İçine Atıyor? 04.04.2024 - Neden Öldürüyoruz? 24.03.2024 - Türkiye Yorgun mu? 15.03.2024 - ‘’İncinmişsin’’Dedi 09.03.2024 - Değerlerini Kaybeden Bir Toplum 17.02.2024 - DIŞ GÜÇLER 12.02.2024 - Aydınlık ile karanlığın kavgası 11.02.2024 - UMUTLA BAK 11.02.2024 - ÜLKEMİ ÖZLÜYORUM 11.02.2024 - SÜRÜDEN AYRILMAK 11.02.2024 - KÖLELERE İYİ DAVRANIN 11.02.2024 - İŞİ EHLİNE VERMEK 11.02.2024 - ÇAĞDAŞ KÖLELİK 11.02.2024 - BU YOL BİZİ KAVGAYA GÖTÜRÜR 11.02.2024 - BEN NE YAPIYORUM 11.02.2024 - BEN NE DERSEM O 11.02.2024 - BEDELİNİ ÖDEYENLER 11.02.2024 - AH BURSAM AH!
ad image
ad image