Arama

                                                

Ruhun Özgürlük Yürüyüşü

Yazar Soner Atabek Yazdı: Ruhun Özgürlük Yürüyüşü

30/05/2026 11:02 | Son Güncelleme : 16/09/2026 14:01 | Soner Atabek


Ruhun Özgürlük Yürüyüşü
ad image
ad image

 

Ruhun Özgürlük Yürüyüşü

Görmek için kendisine sürekli bir otorite, bir lider, bir reis arayan insanın zihni zamanla başkasının hapishanesine dönüşür. En büyük körlük, düşünmeyi tamamen başka insanların aklına bırakmaktır. Bugün modern insan olarak bizler, kendi hayatımızın direksiyonunu bir "kanaat önderine", bir "influencer'a" ya da karizmatik bir lidere bırakma eğilimindeyiz. Kendi adımıza düşünme zahmetinden, o tatlı sorumluluktan kaçtıkça, zihnimizin anahtarını hiç tanımadığımız insanların ellerine teslim ediyoruz. Jiddu Krishnamurti’nin o sarsıcı uyarısını kulak ardı ediyoruz sanki: "Birini takip ettiğiniz an, hakikati takip etmeyi bırakırsınız." Oysa insan, kendi karanlığında kendi ışığı olmak zorundadır; bir başkasının gölgesinde yürümeyi seçenler, kendi gölgelerinin büyüklüğünü ve benzersizliğini asla keşfedemezler.

Çünkü bizim gerçek sadakatimiz, işlerimize geldiği, konforumuzun yerinde olduğu zamanlarda değil; tam da bir bedel ödememiz gerektiğinde ortaya çıkar. Neye gerçekten bağlı olduğumuz, içimizdeki o en derin korkuyla ya da cezbedici bir çıkarla karşılaştığımızda fısıldar kendini. Hatırlayın; Hz.Musa, Firavun’un sarayındaki o muazzam konforu, gücü ve göz kamaştıran lüksü reddedip, halkıyla birlikte kızgın çöle doğru yürümeyi seçtiğinde bu bedeli çoktan göze almıştı. Onun sadakati sarayın geçici ihtişamına değil, ruhunun derinliklerindeki hakikatedir. Benzer şekilde Hz. İsa, çarmıha gerilme pahasına Kudüs’ün tozlu sokaklarında sevgiyi ve adaleti haykırırken, sadakatin küçük hesaplarla değil, adanmış bir canla ölçüldüğünü tüm insanlığın kalbine kazıyordu.

Bizler ise ne yazık ki kendimizden daha aşağıda olan, ruhumuzu beslemeyen sığ arzuların peşinden gitmeye başladığımızda kendi içimizdeki o saf cevheri de beraberinde düşürüyoruz. İnsan zamanla uzun uzun baktığı, özendiği şeye benzemeye başlar çünkü. Ve bizi aşağı çeken şey, sandığımız gibi dışarıdaki azılı düşmanlarımız değil; uğruna kendimizi küçülttüğümüz, karakterimizden ödün verdiğimiz o küçük, bencil arzularımızdır. Bugünün dünyasında bizi bu girdaba çeken en büyük tuzak, tüketim toplumunun ruhumuza fısıldadığı o sığ hevesler değil mi? Daha lüks bir araba, daha popüler bir hayat, ekranlardan gelecek daha çok alkış uğruna bazen en güzel değerlerimizi bir kenara fırlatabiliyoruz. Kendimizden daha sığ heveslerin peşinde koşarken, fark etmeden ruhumuzu da o sığlığın seviyesine indiriyoruz.

İşte tam bu noktada bilge Buda, acının ve ruhsal çöküşün yegane kaynağının bu bitmek bilmeyen, bizi köleleştiren arzular olduğunu söyler. Onun koskoca bir sarayı, tahtı ve unvanları arkasında bırakıp bir ağacın altında, mutlak bir yalnızlığa çekilmesi; insanın ancak kendi arzularını terbiye ederek gerçek rütbesini, yani kendi özgürlüğünü kazanabileceğinin en somut kanıtıdır.

Zaten insan, uğruna kendisini küçülttüğü sığ arzuların kölesi; arkasına bakmadan yürüdüğü kalbinin ise hükümdarıdır. Aslında her birimiz, her gün o ışıltılı alışveriş merkezlerinde ya da sanal mağazalarda kendimize modern birer saray hapishanesi inşa ediyoruz. Aldığımız her yeni eşya, peşinden koştuğumuz her sahte statü bizi özgürleştirmek yerine kalbimize biraz daha yabancılaştırıyor.

İşte tam da bu kör taklitçiliği ve maddiyata olan teslimiyeti Kur'an-ı Kerim bizi sarsarak uyarır: "Onlara, 'Allah’ın indirdiğine uyun' denildiğinde, 'Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız' derler. Ya ataları aklını hiç kullanmamış ve doğru yolu bulamamışlarsa?" Bu ayet, sadece asırlar öncesinin bir kabile zihniyetini anlatmıyor; bugün popüler kültür önümüze neyi koyuyorsa sorgulamadan onu giyen, onu yiyen, onun gibi hisseden ve onun gibi düşünen biz modern insanları da kalbinden vuruyor. Kendi aklımızı ve kalbimizin sesini rehber edinmek yerine vitrinlerin ve kitlelerin peşinden sürüklenenlerin ruhsal düşüşü, Furkan Suresi 44. ayette adeta bir ayna gibi yüzümüze tutulur. Kendi sığ arzularının peşinden giden, düşünmeyi bırakan kalabalıklar için, "Onlar hayvanlar gibidir, hatta tuttukları yol itibariyle daha da sapkındırlar" denilerek, insanın kendi özünden ne kadar uzaklaşabileceği çarpıcı bir şekilde resmedilir.

Bu keskin düşüşün en organize hali ise bugün her an gözümüzün önünde, ellerimizin arasında yaşanıyor. Kalabalıklar her zaman korkularıyla, anlık çıkarlarıyla ve en çok da birbirlerini onaylama, kitleye ait olma ihtiyacıyla hareket eder. Bu durum günümüzde, sosyal medya mecralarında tam bir akıl ve ruh tutulmasına dönüşmüş durumda. Ekran başındaki milyonlarca insan, aynı anda aynı yapay şeye öfkeleniyor, aynı anda aynı sahteliği çılgınca alkışlıyor, birbirinin kopyası kalıplarla konuşup tamamen yapay hayat tarzlarını benimsiyor. Algoritmaların kölesi haline gelen modern insan, "trend" olanın, popüler olanın peşinden koşarken aslında dijital bir sürünün parçası haline geldiğini, kendi biricikliğini kaybettiğini fark bile etmiyor. Sırf o topluluğa uyum sağlamak, dışlanmamak için kendi vicdanının sesini kısmak, bugünün insanını içten içe kemiren en büyük ruhsal girdaptır.

Oysa bilge Osho bu illüzyonu ne kadar zarif özetler: "Sürü psikolojisi içinde güvende hissedersiniz ama asla kendiniz olamazsınız. Yalnızlık ise sizin egodan özgürleştiğiniz, saf varoluşunuzla buluştuğunuz tapınaktır."

İşte bu yüzden, milyarlarca insanın sabah uyanır uyanmaz o soğuk telefon ekranına bakıp "başkaları benim hakkımda ne düşünmüş, kaç beğeni almışım" diye kaygılanması modern bir kölelikten başka bir şey değildir. O gürültülü onay mekanizmalarından, bitmek bilmeyen bildirim seslerinden biraz olsun uzaklaşmadıkça, kalbimizin o kırılgan, o saf sesini duyabilmemiz imkansızdır. Çünkü yalnız kalan, kitlelerin onayından vazgeçen insanın kaybedecek bir şeyi, dolayısıyla korkacağı bir gücü kalmaz. İşte bu nedenle insan en net, en berrak görüşe; her şeyden vazgeçtiğinde ama en çok herkesten ve dijital dünyanın o sahte alkışlarından uzaklaştığında ulaşır. Kadim doğu felsefesinde, Bhagavad Gita’da Krishna, savaşçı Arjuna’nın zihnini yatıştırırken tam olarak bu berraklıktan bahseder. İnsanın dış dünyadaki sahte bağlarından, kalabalıkların onayından, unvanlarından ve beklentilerinden vazgeçtiğinde asıl gücüne ve o tertemiz görüşüne ulaşacağını söyler.

Peki sevgili dostum, bu gürültülü girdaptan, bu görünmez zindanlardan nasıl çıkacağız? Kendimizi nasıl kurtaracağız bu kalabalığın hırpalayan elinden? Yanıt, içimizde bir yerde hep bizi bekliyor: Ruhun ait olduğu yere, yani kendi kalbine yapacağı o büyük, o sessiz yolculukla...

İnsan bazen gerçekten ait hissettiği yere gitmediği sürece, ne yaparsa yapsın o içsel huzura ulaşamaz. Çünkü ruhunun gitmek istediği yerle—yani hakikatle, dinginlikle, saf bir vicdanla—bedeninin takılıp kaldığı yer—yani sosyal medyanın sahteliği, güç savaşları ve gösteriş dünyası—farklıysa, insan zamanla kendi içinde görünmez çatlaklarla parçalanmaya başlar. Bazen o telefon ekranını kapatmak, o sahte kalabalıklara sessizce arkanı dönmek ve gitmek; bir pes ediş, bir vazgeçiş değildir. Aksine, kendini yeniden doğurmak, kendini yeniden bulmaktır. Çünkü gitmek bir vazgeçiş değil; dijital sürüyü terk edip kendi kalbine hicret etmektir.

Kalbe gitmek düştüğünde, o his içine doğduğunda arkana bakmadan gideceksin. Kalmayacaksın o seni tüketen yerlerde. Çünkü insan bazen bulunduğu o gürültülü, alkışlı sahnelerde değil; ait olduğu o sessiz, o samimi ve iddiasız köşelerde iyileşir. Ve bazı yollar da korkuyla değil; içindeki o saf, o ilahi sesi daha fazla susturamadığın için, sadece onun rüzgarıyla yürünür. Eğer ruhun sürekli başka bir yere, daha derin bir anlama ve hakikate bakıyorsa, bedenini zorla tuttuğun hiçbir popüler çevre, hiçbir sahte alkış, hiçbir konforlu ülke sana asla yuva olmaz.

Tıpkı Hz. Muhammed’in kalabalıkların o yorucu ahlaki çöküşünden kaçıp sığındığı Hira Mağarası’nın sakinliği gibi... Tıpkı Hz. Musa’nın Tur Dağı’ndaki o büyük sessizliği, Buda’nın o gürültülü saraydan kaçıp sığındığı Bodhi ağacının gölgesi gibi... Gitmek; sürüyü terk etmek, sığ arzuları susturmak ve nihayet asıl yuvaya, yani kalbe dönmektir. Unutma, sen ancak ait olduğun yerde iyileşebilirsin.

 Yazar Soner Atabek

soneratabek@bilgigazetesi.org

 

 

Etiketler : Soner Atabek Yazar KöşeYazısı Makale Eğitim Dünya Siyaset SonDakika Haber Haberler Özgürlük
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.

20 saat önce
SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.

20 saat önce
Kendinden Kaçarken Kendine Varmak

Kendinden Kaçarken Kendine Varmak

Yazar Soner Atabek Yazdı: Kendinden Kaçarken Kendine Varmak

2 gün önce
Yorumlar

Other Posts
13.09.2026 - Kendinden Kaçarken Kendine Varmak 29.08.2026 - Sahip Olduklarımızın Sahibi Midir İrademiz? 22.08.2026 - Kazandım Derken Ne Bıraktın Arkanda? 15.08.2026 - Kendi Kendine Geç Kalma 01.08.2026 - Kapılar Kapandığında Kimsin? 25.07.2026 - Kendi Yalnızlığına Hoş Geldin 18.07.2026 - Kapı Aslında Hiç Kapanmadı: Modern Zamanlarda Hakikate Uyanmak 11.07.2026 - İÇİNDEKİ SULTAN 04.07.2026 - İçerideki Kapıları Kapatmak: En Büyük Özgürlük 27.06.2026 - Hakikatin Soğuk Çıplaklığı: Bizi Ayakta Tutan O Sancılı Bağ 19.06.2026 - Kalabalıktan Uzak, Hakikate Yakın 13.06.2026 - Büyük Kapılardan Önce Geçilen Dar Yollar 06.06.2026 - Görünmeyen Güven ve Kalbin Evi 30.05.2026 - Ruhun Özgürlük Yürüyüşü 23.05.2026 - Karakteri Hür Olanı Hangi Korkuyla Yeneceksiniz? 16.05.2026 - Zamanın Sessiz Bilgisi ve Kaderle Yeniden Tanışmak 09.05.2026 - Korku Panayırında Uyanmak 01.05.2026 - Kaderin Kapısını Kalbiyle Çalanlar 06.02.2026 - Kaybederken Kendini Bulmak: En Güzel Yenilgi 24.01.2026 - Aynadaki Yüzümüz 09.01.2026 - Asanın Kırıldığı Yer 26.12.2025 - Aidiyetin Sessiz Çöküşü 06.12.2025 - Büyük Davaların Yuttuğu Vicdan 07.11.2025 - Kul Olanın Boyun Eğmezliği 26.10.2025 - AH BURSAM... GÖNLÜMÜN YARASI 17.10.2025 - Bizi Bize Bırakmıyorlar 03.10.2025 - Hani O Efendi, Namuslu Ülke Nerede? 24.09.2025 - Hizmetkâr Olması Gerekenler Efendi Oldu! 13.09.2025 - Vicdanın Enkazı 07.09.2025 - Kötülüğün Sıradanlığına Alışmak: Vicdanımız Nereye Gidiyor? 03.09.2025 - Ateş Çemberinin Kenarında 24.08.2025 - Liyakatsizliğin Acı Faturası 15.08.2025 - Kalbimiz Neden Sustu? 07.08.2025 - Kendimize Söylediğimiz Yalanlar 27.07.2025 - Hayat Filminde Sen Yönetmensin 22.07.2025 - Yaşamak Diye Bir Korku Var İçimizde... 12.07.2025 - Hayatımın En Zor Yazısı... 23.06.2025 - Uygarlığın Kanlı Çelişkisi 12.06.2025 - Suskunluğun Ferhanesi 31.05.2025 - Kötülere İyi Demenin Bedeli 25.05.2025 - Koltuk Mu İnsan Mı? Masanın İki Yüzü ve Onur Sınavı 21.05.2025 - Allah Bizi Duyuyor mu? Kalbin Sessiz Çığlıkları 17.05.2025 - Kalbi Kırık Aynalar: Kaybolan Güvenin Gölgesinde 09.05.2025 - Cenneti Cehennemde Aramak! 02.05.2025 - Yorgun Kalplerin Sessiz Çığlığı 25.04.2025 - Kalplerimiz Neden Çoraklaştı? 16.04.2025 - Ödünç Alınan Hayatlar 21.02.2025 - İyilerin Kenarda Kaldığı Türkiye 05.01.2025 - Sahte Dünya Oyunları 24.11.2024 - Asla Düşünme! 01.11.2024 - "Eğitim Sistemimiz: Bizi Hangi Hayvana Benzetiyor?" 17.10.2024 - Vur Vatandaşın Sırtına! 21.09.2024 - Gerçekten Din Kardeşi miyiz? 12.09.2024 - Bize Ne Oluyor? 24.08.2024 - Biz neden bu kadar beceriksiziz? 08.08.2024 - Öfkeli insanlar ülkesi! 18.07.2024 - Kaosu Ve Ölümü Kim Çağırıyor? 11.07.2024 - Çürümenin sonu hep aynıdır, yok olmaya mahkûmdur! 02.06.2024 - Harese 17.05.2024 - Bu Ülkeye Ne Oldu Böyle? 10.05.2024 - Kimse Unutamaz! 23.04.2024 - Türkiye'nin Trajikomik Hayatı 13.04.2024 - Çocuklarımızı Kim Ateşin İçine Atıyor? 04.04.2024 - Neden Öldürüyoruz? 24.03.2024 - Türkiye Yorgun mu? 15.03.2024 - ‘’İncinmişsin’’Dedi 09.03.2024 - Değerlerini Kaybeden Bir Toplum 17.02.2024 - DIŞ GÜÇLER 12.02.2024 - Aydınlık ile karanlığın kavgası 11.02.2024 - UMUTLA BAK 11.02.2024 - ÜLKEMİ ÖZLÜYORUM 11.02.2024 - SÜRÜDEN AYRILMAK 11.02.2024 - KÖLELERE İYİ DAVRANIN 11.02.2024 - İŞİ EHLİNE VERMEK 11.02.2024 - ÇAĞDAŞ KÖLELİK 11.02.2024 - BU YOL BİZİ KAVGAYA GÖTÜRÜR 11.02.2024 - BEN NE YAPIYORUM 11.02.2024 - BEN NE DERSEM O 11.02.2024 - BEDELİNİ ÖDEYENLER 11.02.2024 - AH BURSAM AH!
ad image
ad image