Kendinden Kaçarken Kendine Varmak
Yazar Soner Atabek Yazdı: Kendinden Kaçarken Kendine Varmak
13/09/2026 16:38 | Son Güncelleme : 16/09/2026 10:44 | Soner Atabek
Kendinden Kaçarken Kendine Varmak
Hiç durup düşündün mü sevgili okuyucum; hayatında neden sürekli aynı duvara çarptığını, neden hep benzer çaresizliklerin eşiğinde sıkışıp kaldığını? Bazen günümüzün o bitmek bilmeyen hengamesinde bir köşeye çekilip "Neden ben?", "Neden hiçbir şey istediğim gibi gitmiyor?" diye fısıldarken buluyorsun kendini, biliyorum. Tam da orada, o cevapsız ve yalnız soruların ortasında sarılmamız gereken bir gerçek duruyor: Bazen aradığımız o derin huzur, hayatımıza yeni bir şey eklemekle gelmiyor. Aksine, yıllardır omuzlarımızda taşıdığımız o ağır yükleri sessizce yere bırakmakla geliyor. Gel, kaçışlarımızın, bitmek bilmeyen beklentilerimizin ve zihnimizin bize oynadığı o tatlı oyunların arkasındaki hakikate—yani kendi içimize—birlikte, dostça bakalım.
Bazen istediğin o huzurlu hayata ulaşmanın bedeli bir şeyler satın almak ya da kazanmak değildir; kendi ellerinle kurduğun, güvende hissettiğin o konforlu düzenin yıkılmasıdır. Modern dünya bize sürekli daha fazlasını istemeyi, hep daha yükseğe koşmayı öğretti ama bedel ödemenin olgunluğunu unutturdu. Oysa bazı insanlara ya da hayallere ne sunduğun değildir önemli olan; onlar uğruna neleri kaybetmeyi göze aldığındır. Her bedeli hayata ya da karşındakine ödetmeye alıştıysan, gün gelip hayat senden radikal bir kabul istediğinde bütün ezberin bozulur, çaresiz kalırsın.
Şehirden kaçabilirsin, işini değiştirebilirsin, ekranlarını kapatıp geçmişini arkanda bıraktığını sanabilirsin... Ama kendinden kaçamazsın ki. İçinde helalleşmediğin, "Neden ben?" diye hesabını kesemediğin ne varsa, gittiğin her yere seninle birlikte gelir, aynı valizde taşınır. Dünyayı dolaşmak, yeni şehirlerde kaybolmak kolaydır; asıl cesaret isteyen, o kalabalıklar çekilip gece başladığında kendi içine bakabilmektir. Büyük düşünür Fârâbî’nin de dediği gibi; insanın en büyük, en lütuflu mücadelesi dış dünyayı fethetmek değil, kendi zihninin ve nefsinin karanlık labirentlerinde yolunu bulabilmesidir.
Bugün kalbimizi en çok ne yoruyor biliyor musun? Başına gelen olaylardan ziyade, kendi kendine anlattığın o acımasız, o yargılayıcı hikâyeler. "Neden olmuyor?" diye için içini yerken; yaşanan bir vedayı kesin bir son, bir gecikmeyi kahredici bir yenilgi, bir yalnızlığı ise terk edilmişlik olarak görüyorsun. Ve hayatın getirdiği o doğal acının üzerine, kendi zihninin kıyaslama ve yetersizlik yükünü bindiriyorsun. Çünkü insan çoğu zaman hayatın kendisine hazırladığı güzelliklere ulaşmak için değil, zihninde geçmişe kestiği faturayı ödememek için yorulur.
Oysa bir an durup ilahi akışa kulak verdiğinde, Kur'an-ı Kerim’deki o şefkatli fısıltıyı duyarsın; Bakara Sûresi 216. ayette ne der Rabbimiz: "Olur ki, bir şeyden hoşlanmazsınız fakat o hakkınızda hayırlıdır. Ve olur ki, bir şeyi seversiniz ama o sizin için şerdir." Sen o dar pencerenden bakıp "Kapı kapandı, bittim ben" derken; belki de o kapı seni mahvedecek bir fırtınadan korumak için kapatılmıştır. Zihnimizin kısıtlı algısıyla "yenilgi" dediğimiz şey, bazen kaderin bizim için çizdiği en korunaklı, en güzel virajdır.
Bir şeyi kaybetmenin acısını kabul etmek, hayata küsmek ya da kalanları sevmeyi bırakmak demek değildir. İnsan birinin ya da bir hayalin yokluğunu içinde sessizce, saygıyla taşıyabilir ve yine de sabaha umutla uyanabilir. Geçmişe sadık kalacaksın diye bugününü ve geleceğini cezalandırmak zorunda değilsin dostum.
Bizler hep bir şeyler ekleyerek iyileşeceğimizi sanıyoruz: daha çok başarı, daha çok eşya, daha çok unvan, daha çok onay... Oysa ulaşmak istediğin o olgun ve huzurlu insana dönüşmek için bir şeyler kazanmak zorunda değilsin çoğu zaman. Bazı şeyleri eksiltmek, kırılan gururunu geride bırakmak zorundasın. Eski alışkanlıklarını, "Ya başaramazsam" korkularını, başkalarının gözündeki değerine olan bağımlılığını, hatta yıllardır "Ben böyleyim işte" diye sarıldığın o savunma maskelerini... Fârâbî ve İbn Tufeyl’in o güzel arayışlarında gördüğümüz gibi; hakikat ve ruhsal yetkinlik, üzerine bir şey yığarak değil, fazlalıklardan arınıp sadeleşerek bulunur.
İbnü’l-Arabî’nin Vahdet-i Vücud ve "tecellî" derinliğinde anlattığı gibi; varlık ve hayat kesintisiz bir akış, muazzam bir dönüşüm halindedir. Eskiyi yıkıp teslim olmadan, ruhunda yeni bir güzelliğin tecellisine alan açamazsın. Dönüşüm her zaman sana yeni bir şey katmaz; bazen senden "sen" sandığın o ağır yükleri çekip alır. Ve günün sonunda olmak istediğin o güzel kişiye dönüşürken tebessümle anlayacaksın ki; bazen kaybettiğin şey bir yenilgi değil; olmak istediğin insana dönüşürken arkanda bırakmak zorunda kaldığın eski sensindir.
Hayat ileriye doğru yaşanır, ama ne yazık ki ancak geriye bakınca anlaşılır. Yürürken sadece önümüzdeki birkaç adımı görebiliyoruz; o yüzden geciken şeyi talihsizlik, kapanan kapıyı felaket sanıyoruz. Oysa yıllar sonra dönüp baktığında, seni yıktığını, mahvettiğini düşündüğün o "Neden ben?" dediğin kırılma anlarının; aslında seni bugün durduğun o güçlü, o olgun yere getiren birer gizli dönüm noktası olduğunu göreceksin.
Şimdi senden tek bir şey istiyorum: Derin bir nefes al ve sımsıkı tuttuğun o kontrol iplerini biraz gevşet. Hayat, senin zihninde kurduğun felaket senaryolarından çok daha merhametli, çok daha şefkatli bir akışa sahip. Bugün sana bir son, bir yıkım gibi görünen şey; belki de ruhunun yeniden nefes alması için açılmış ilk penceredir. Yolculuğunun her anını kucakla; çünkü kırıldığın yerler, aslında içine ilahi ışığın girdiği yerlerdir. Kendine yük olmak yerine kendinle barıştığında, kaybettiğini sandığın her şeyin yerini nasıl daha hakiki bir huzura bıraktığını göreceksin. Unutma, bu yolda kendine dönüştüğün an, kazanabileceğin en büyük zaferdir.
Yazar Soner Atabek
soneratabek@bilgigazetesi.org
Bunlar da ilginizi çekebilir
OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.
17 saat önceSAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ
Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.
17 saat önceKendinden Kaçarken Kendine Varmak
Yazar Soner Atabek Yazdı: Kendinden Kaçarken Kendine Varmak
2 gün önce


