Arama

                                                

Hakikatin Soğuk Çıplaklığı: Bizi Ayakta Tutan O Sancılı Bağ

Yazar Soner Atabek Yazdı: Hakikatin Soğuk Çıplaklığı: Bizi Ayakta Tutan O Sancılı Bağ

27/06/2026 11:39 | Son Güncelleme : 05/11/2026 17:01 | Soner Atabek


Hakikatin Soğuk Çıplaklığı: Bizi Ayakta Tutan O Sancılı Bağ
ad image
ad image

Hakikatin Soğuk Çıplaklığı: Bizi Ayakta Tutan O Sancılı Bağ

Yolunu kaybetmiş bir fırtınanın ortasındayız sanki; hepimiz bir yerlere yetişmeye, bir şeyleri tamir etmeye çalışıyoruz. Canımız yanıyor, çokça kırılıyoruz. Ama biliyor musun, bizi asıl yıkan, o derin gecelerde canımızı yakan o keskin acı değil aslında. İnsanı asıl yıkan şey, avuçlarının arasından gerçeğin kayıp gitmesi, insanın kendi hikayesine körleşmesidir. Birini kaybedersin, gençliğini uğruna harcadığın bir hayal darmadağın olur, yılların bir çırpıda akıp gider… Bunların her biri insanın göğsüne oturan kocaman birer taştır, doğru. Ama gözün hala gerçeği görüyorsa, o taş sadece omuzlarına yüktür; ayaklarını yere bağlayan bir zincir değil. Unutma dostum; "Acı omuzlarımızda bir yük, hakikat ise ayaklarımızı yere basan bir güçtür. İnsan sahte bir cennetin kölesi olmaktansa, gerçeğin ayazında özgür kalmalıdır."

Oysa bugün etrafımıza bir bak; modern dünya bize sürekli süslü yalanlar, pembe gözlükler ve sahte cennetler vaat ediyor. İçimiz kan ağlarken "gülümse" diyor, her şey altüst olurken "pozitif kal" diye fısıldıyor. İşte asıl tehlike tam bu noktada, insanın o derin acıdan kaçmak için hakikatin yerine kendi arzularını, görmek istediği illüzyonları koymasıyla başlıyor. İnsan artık gerçeğe değil, sadece kendi inanmak istediği o konforlu masala inanıyor. Kur'an-ı Kerim’de Kehf Suresi'nde ne kadar zarif ve sarsıcı bir şekilde uyarılıyoruz bu konuda: "De ki: Size, yaptıklarında en çok ziyana uğrayanları haber verelim mi? Onlar, güzel şeyler yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatındaki çabaları boşa giden kimselerdir." Kendi yarattığı yanılsamayı gerçek sanıp onun peşinden koşan insan, aslında kendi düşüşünü hazırlar. Çünkü zihnimiz, her seferinde o tatlı arzular vasıtasıyla şimdiki zamanın çıplaklığından kaçar. Bilge mistik Osho’nun da dediği gibi: "Arzu ettiğin sürece gerçeği göremezsin; çünkü görmek istediğin hayali, olanın üzerine yansıtırsın." Sosyal medyadaki o kusursuz hayatlara, vitrinlerdeki sahte parıltılara bakıp kendi içimizdeki yalnızlığı ve eksikliği gizlemeye çalışırken, aslında gerçeği kaybediyoruz. Oysa "Gerçeğin açtığı yara acıtır ama öldürmez; insanı asıl öldüren, yalanların şefkatli koynunda uyuyakalmaktır."

Hayatın geçici olduğunu, bazen işlerin yolunda gitmeyeceğini unutup unvanlarımıza, başarılarımıza veya bizi sevmeyen birinin gölgesine sığınarak bir ömür tüketebiliyoruz. Sonra o sığınak yıkıldığında, sadece sığınağı değil, bütün dünyamızı kaybediyoruz. Buda’nın o kadim sözü geliyor akla: "Acı kaçınılmazdır, ıstırap ise bir seçimdir. Istırap, geçici olan şeyleri kalıcı zannetmekten ve gerçeğe direnmekten doğar."

Peki, bu teşhisi koyduk, acıyı ve yanılsamayı gördük de ilaç nerede? Bu ruhsal hastalıktan, bu tatlı ama öldürücü uykudan nasıl uyanacağız?

İlacın ilk dozu, cesaretle itiraf etmektir. Kendimize söylediğimiz o en konforlu yalanı bulup çıkarmakla başlar iyileşme. "Beni seviyor", "Bu iş düzelecek", "Ben çok mutluyum" derken arkasına saklandığın o paravanı kendi ellerinle yıkmalısın. İlacın ikinci dozu, yasa izin vermektir. Gerçek canını yaktığında, o acıdan kaçmak için hemen yeni bir arzuya, yeni bir tüketime, yeni bir illüzyona sarılma. Bırak canın yansın. O acının sızısını hissetmek, ruhun bağışıklık sistemini güçlendirir. Jiddu Krishnamurti'nin her zaman fısıldadığı gibi: "Kendini ancak olanı değiştirmeye çalışmadan, olduğu gibi gözlemlediğinde anlayabilirsin."

İlacın son ve en güçlü dozu ise, "şimdi ve burada" olanı kabul etmektir. Ne geçmişin pişmanlığı ne geleceğin hayali; şu an elinde ne kalmışsa, o çıplak gerçekle yüzleşmek ve "Evet, durum bu, şimdi ne yapabilirim?" diyebilmektir. İllüzyonları serbest bırakıp gerçeğin o sarsıcı toprağına ayak basmaktır özgürlük.

İşte tam bu yüzden, bilge insan her şeye rağmen gözünü hakikatten ayırmayandır. Kalbi darmadağın olmuşken, yarınlara dair umudu azalmışken bile gerçeğin o soğuk ve çıplak yüzüne bakabilendir. Çünkü bilir ki, sahte bir baharın sıcağında uyumaktansa, kışın ayazında uyanık kalmak ve o ilacı acı da olsa yutmak daha değerlidir. Hz. İsa’nın o eşsiz ifadesindeki gibi: "Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak."

Günümüzün karmaşasında bizi ayakta tutacak olan şey yapay bir mutluluk oyunu değil, gerçeğin ta kendisi ve onu kucaklayacak cesaretimizdir. Zemin ne kadar kaygan, fırtına ne kadar sert olursa olsun, bu reçeteyi hayatına uygulayan insan sarsılır ama asla devrilmez. Çünkü onun ruhu yalanların esaretinden kurtulmuş, gerçeğin sarsılmaz, şifalı ve özgür zeminine basmıştır bir kere.

 Yazar Soner Atabek

soneratabek@bilgigazetesi.org

Etiketler : Soner Atabek Yazar KöşeYazarı Makale Eğitim Kültür Dünya SonDakika Haber Haberler
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.

57 dakika önce
Fenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı

Fenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.

1 saat önce
SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

1 gün önce
Yorumlar

Other Posts
23.10.2026 - Bütün Yollar Nereye Çıkıyor? 10.10.2026 - Tüm Kapılar Kapandığında Açılan O Tek Yol 26.09.2026 - Yorulmadın mı Her Şeyle Savaşmaktan? 19.09.2026 - Yol, Dua ve Şifa 13.09.2026 - Kendinden Kaçarken Kendine Varmak 29.08.2026 - Sahip Olduklarımızın Sahibi Midir İrademiz? 22.08.2026 - Kazandım Derken Ne Bıraktın Arkanda? 15.08.2026 - Kendi Kendine Geç Kalma 01.08.2026 - Kapılar Kapandığında Kimsin? 25.07.2026 - Kendi Yalnızlığına Hoş Geldin 18.07.2026 - Kapı Aslında Hiç Kapanmadı: Modern Zamanlarda Hakikate Uyanmak 11.07.2026 - İÇİNDEKİ SULTAN 04.07.2026 - İçerideki Kapıları Kapatmak: En Büyük Özgürlük 27.06.2026 - Hakikatin Soğuk Çıplaklığı: Bizi Ayakta Tutan O Sancılı Bağ 19.06.2026 - Kalabalıktan Uzak, Hakikate Yakın 13.06.2026 - Büyük Kapılardan Önce Geçilen Dar Yollar 06.06.2026 - Görünmeyen Güven ve Kalbin Evi 30.05.2026 - Ruhun Özgürlük Yürüyüşü 23.05.2026 - Karakteri Hür Olanı Hangi Korkuyla Yeneceksiniz? 16.05.2026 - Zamanın Sessiz Bilgisi ve Kaderle Yeniden Tanışmak 09.05.2026 - Korku Panayırında Uyanmak 01.05.2026 - Kaderin Kapısını Kalbiyle Çalanlar 06.02.2026 - Kaybederken Kendini Bulmak: En Güzel Yenilgi 24.01.2026 - Aynadaki Yüzümüz 09.01.2026 - Asanın Kırıldığı Yer 26.12.2025 - Aidiyetin Sessiz Çöküşü 06.12.2025 - Büyük Davaların Yuttuğu Vicdan 07.11.2025 - Kul Olanın Boyun Eğmezliği 26.10.2025 - AH BURSAM... GÖNLÜMÜN YARASI 17.10.2025 - Bizi Bize Bırakmıyorlar 03.10.2025 - Hani O Efendi, Namuslu Ülke Nerede? 24.09.2025 - Hizmetkâr Olması Gerekenler Efendi Oldu! 13.09.2025 - Vicdanın Enkazı 07.09.2025 - Kötülüğün Sıradanlığına Alışmak: Vicdanımız Nereye Gidiyor? 03.09.2025 - Ateş Çemberinin Kenarında 24.08.2025 - Liyakatsizliğin Acı Faturası 15.08.2025 - Kalbimiz Neden Sustu? 07.08.2025 - Kendimize Söylediğimiz Yalanlar 27.07.2025 - Hayat Filminde Sen Yönetmensin 22.07.2025 - Yaşamak Diye Bir Korku Var İçimizde... 12.07.2025 - Hayatımın En Zor Yazısı... 23.06.2025 - Uygarlığın Kanlı Çelişkisi 12.06.2025 - Suskunluğun Ferhanesi 31.05.2025 - Kötülere İyi Demenin Bedeli 25.05.2025 - Koltuk Mu İnsan Mı? Masanın İki Yüzü ve Onur Sınavı 21.05.2025 - Allah Bizi Duyuyor mu? Kalbin Sessiz Çığlıkları 17.05.2025 - Kalbi Kırık Aynalar: Kaybolan Güvenin Gölgesinde 09.05.2025 - Cenneti Cehennemde Aramak! 02.05.2025 - Yorgun Kalplerin Sessiz Çığlığı 25.04.2025 - Kalplerimiz Neden Çoraklaştı? 16.04.2025 - Ödünç Alınan Hayatlar 21.02.2025 - İyilerin Kenarda Kaldığı Türkiye 05.01.2025 - Sahte Dünya Oyunları 24.11.2024 - Asla Düşünme! 01.11.2024 - "Eğitim Sistemimiz: Bizi Hangi Hayvana Benzetiyor?" 17.10.2024 - Vur Vatandaşın Sırtına! 21.09.2024 - Gerçekten Din Kardeşi miyiz? 12.09.2024 - Bize Ne Oluyor? 24.08.2024 - Biz neden bu kadar beceriksiziz? 08.08.2024 - Öfkeli insanlar ülkesi! 18.07.2024 - Kaosu Ve Ölümü Kim Çağırıyor? 11.07.2024 - Çürümenin sonu hep aynıdır, yok olmaya mahkûmdur! 02.06.2024 - Harese 17.05.2024 - Bu Ülkeye Ne Oldu Böyle? 10.05.2024 - Kimse Unutamaz! 23.04.2024 - Türkiye'nin Trajikomik Hayatı 13.04.2024 - Çocuklarımızı Kim Ateşin İçine Atıyor? 04.04.2024 - Neden Öldürüyoruz? 24.03.2024 - Türkiye Yorgun mu? 15.03.2024 - ‘’İncinmişsin’’Dedi 09.03.2024 - Değerlerini Kaybeden Bir Toplum 17.02.2024 - DIŞ GÜÇLER 12.02.2024 - Aydınlık ile karanlığın kavgası 11.02.2024 - UMUTLA BAK 11.02.2024 - ÜLKEMİ ÖZLÜYORUM 11.02.2024 - SÜRÜDEN AYRILMAK 11.02.2024 - KÖLELERE İYİ DAVRANIN 11.02.2024 - İŞİ EHLİNE VERMEK 11.02.2024 - ÇAĞDAŞ KÖLELİK 11.02.2024 - BU YOL BİZİ KAVGAYA GÖTÜRÜR 11.02.2024 - BEN NE YAPIYORUM 11.02.2024 - BEN NE DERSEM O 11.02.2024 - BEDELİNİ ÖDEYENLER 11.02.2024 - AH BURSAM AH!
ad image
ad image