YOL VE YAREN
Yol bir hazırlık gerektirir. İnsan adımını attığı ilk andan itibaren karşılaşabileceği şeyleri düşünmeye başlar. Yanına ne alacağını, neyi geride bırakacağını, nasıl yürüyeceğini hesap eder. Havanın sertliğini, yolun uzunluğunu, karşısına çıkabilecek engelleri göz önünde bulundurur. Çünkü yol yalnızca adım atmak değil; aynı zamanda hazırlanmaktır.
Fakat insan ne kadar hazırlık yaparsa yapsın, yolda karşılaşacağı her şeyi önceden bilemez. Hesap edilmeyen engeller, beklenmeyen duraklar ve ansızın çıkan yokuşlar mutlaka olur. İşte o zaman yolcu anlar ki her ihtiyacı heybesine koymak mümkün değildir.
Yola çıkanın azığı kadar yoldaşa da ihtiyacı vardır. Çünkü yol yalnız yüründüğünde daha uzun görünür. İnsan tek başına yürüyebilir; fakat her zaman tek başına yürümek istemez. Yanındaki yoldaşı onun dayanağı olur.
İnsan yol boyunca birçok kişi ile karşılaşır. Kimisi bir durağa kadar yanında olurken; kimi menzile kadar sadakatini gösterir. Kimiyle bir azığını paylaşırsın, kimiyle içindeki kor ateşini. Kimi ile sadece tanışırsın, birkaç adımına eşlik eder; bir dönemeçte kaybolur gider. Bazısıyla selamlaşır, bazısına yol verirsin. Bazısıyla ise hiç karşılaşmamış olmayı dilersin. Yolun ve yolcunun kaderi böyle karmaşıktır. Fakat insanın bir yolda yürürken en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de yoldaştır.
İnsan bazen yol boyunca birçok şey bulur; fakat gönlüne denk düşen bir yaren bulamaz. Oysa bazı yollar yarenle kısalır, bazı hakikatler yarenle görünür olur.
Yarenlik çoğu zaman konuşmaktan çok anlamaktır. Yol en çok da anlaşılarak anlam kazanır. Eskilerin dediği gibi: ‘’Evvel refik, ba’del tarik.’’
Önce yol arkadaşı, sonra yol…
Çünkü yolun kendisi kadar kimin yanında yürüdüğü de önemlidir. Yol düzken herkes eşlik eder. Asıl mesele rüzgâr sertleştiğinde, yollar çamura bulandığında ve ufuk görünmez olduğunda kimin yanında kaldığıdır.
İşte burada anlaşılır yolun yoldaşla olan o bağı. Hayatta bir yolcunun sahip olabileceği en önemli varlığıdır. Dostu, refiki, yareni, yoldaşı…
Yaren ile adımlarımız daha güvenli olur, yürüyüşümüz daha dik, kalbimiz daha ferah. Bir menzile beraber yürümenin tadını her adımda yeniden alırız. Birlikte aynı manzara seyredilir bazen. Bazen ufkun karanlığına kandil olur yaren. Aynı yağmurun altında ıslanılır, aynı yokuşlarda nefes nefese kalınır. Bazen bir lokma bölüşülür, bazen bir sessizlik…
Yaren yolu kolaylaştırır. Çünkü yolun gerçek yüzü, zorluklar başladığında ortaya çıkar.
Dostluk biraz da zor zamanların aynasıdır.
İnsan başka bir insanın yanında kendini tanır. Dost bazen eksik bıraktığımız taraflarımızı gösteren bir ayna olur. Bazen düştüğümüzde uzanan şefkatli bir el, bazen yorulduğumuzda yaslandığımız omuz, bazen bir bakışında huzur bulduğumuz göz olur.
Kimi zaman bir söz ile içimizdeki karmaşık düğümleri çözer.
Kimi zaman hiçbir şey söylemez ama varlığı yeter.
Bu yüzden gerçek dostluk kalabalıkların içinde bulunmak değil; birinin kalbine dokunmaktır. İnsanın en büyük arzularından biridir: Anlaşılmak.
Fakat yol insana başka hakikati de öğretir.
Herkes seninle konuşabilir; herkes seni tanıdığını zannedebilir. Fakat çok az insan gönlünün derinliklerine ulaşabilir.
Mesnevi’de geçen şu söz bunun ne güzel ifadesidir:
‘’Herkes kendince benimle dost oldu; fakat hiç kimse içimdeki sırları araştırmadı.’’
Çünkü anlaşılmak başka, bilinmek başkadır. İnsan bazen anlatılır; fakat anlaşılmaz. Dinlenir; fakat duyulmaz. Kalabalıkların içinde bulunur; fakat gönlüne dokunan ses bulamaz.
İnsan bazen en kalabalık zamanlarda bile yalnız hisseder kendini. Çünkü yanında insanlar vardır; ama gönlüne yaklaşan yoktur.
Gerçek yaren ise sözlerin arkasındaki suskunluktan da haberdardır. Anlatılmayanı sezebilir. Kalbinin yüküne ortaktır. Yüzündeki mağrur duruşun kaç hayal kırıklığından oluştuğunu bilir.
Belki de bu yüzden insanlık tarihi yarenlik hikâyeleriyle doludur.
Hz. Muhammed (s.a.v) hicret yolculuğuna çıktığında yanına Hz Ebubekir’i aldı. Sevr mağarasında karanlığın, belirsizliğin ve örümcek ağının ortasında bir dostun sadakati vardı. O dostunun sözüne gölge düşürmeyen bir sadakat abidesiydi. O yol yalnızca Mekke’den Medine’ye giden bir yol değildi; aynı zamanda yarenliğin, sadakatin, teslimiyetin tarihin bağrına nakşedildiği bir yoldu.
Hz. Musa’ya peygamberlik verildiğinde ise Rabbinden kardeşi Harun’u yanına yardımcı kılmasını istemişti. Çünkü insan bazen en büyük vazifeleri bile tek başına sırtlanmaya zorlanır. Yük hafiflemez belki; ama paylaşınca taşınabilir hâle gelir. Rabbi de Musa’nın yoluna kardeşi Harun’u yoldaş kılmıştır.
Asırlar sonra Mevlânâ’nın yoluna Şems çıktı. Bir dost bazen omuz vermek için değil; insanın içine ayna tutmak için gelir. Şems, Mevlânâ’nın yalnız yol arkadaşı değil, gönül ufkunu genişleten bir yaren oldu. Kimi dost elinden tutar; kimi ise ruhuna ayna olur. İnsan bazen kendisini bir dostun bakışında keşfeder.
Tasavvuf yolunda da insanın mana ehli bir rehberin izini sürmesi bundan dolayıdır. Yunus biraz da Tapduk Emre’dir. Çünkü bazı yollar aranarak değil; hâl ehli bir yolcunun izinden gidilerek öğrenilir. Nice engeller vardır ki kitaplarda bulunmaz, sözlerle anlaşılmaz, akılla uğraşılmaz; ancak yürüyenlerin tecrübesiyle aşılır.
Demek ki insan yalnızca yol aramaz. Çünkü insan yolu tek başına bulabilir; fakat yolu tek başına taşımakta zorlanabilir.
Kendisine yol arkadaşlığı edecek, düştüğünde kaldıracak, unuttuğunda hatırlatacak ve bazen de kendisini kendisine gösterecek bir yaren arar.
İşte bu yüzden yarenlik bir eşlik, bir yakınlık değil, bir nasiptir. Her karşılaşma dostluğa dönüşmez. Her dostluk da yarenliğe erişmez. Yaren, insanın yoluna emanet edilmiş bir rahmet pınarı gibidir.
Abdurrahim Karakoç’un dediği gibi:
‘’Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.’’
İnsan bu hakikati yaş aldıkça daha derinden idrak eder. İnsan gençliğinde yolu konuşur. Yaş aldıkça yoldaşı konuşmaya başlar. Çünkü zaman kısaldıkça insan menzilden çok yanında yürüyenleri hatırlar.
Yol uzundur.
Ufuk karanlık.
İnsan yorulur.
Bazı yükler ağır gelir.
Bazı geceler çok uzun sürer.
İşte böyle zamanlarda bir yarenin varlığı, uzun yolu biraz daha yürünebilir kılar.
Fakat yol insana yalnız dost edinmeyi değil, dost olmayı da öğretir. Çünkü herkes yaren arar; ama herkes yaren olamaz.
Sadakat ister.
Vefâ ister.
Fedakârlık ister.
Bir başkasının yüküne omuz vermeyi ister.
Belki de yolun sonunda insan şunu anlar:
Menzile tek başına erişmek marifet değildir. Mesele yalnızca iyi bir yaren bulmak da değildir.
Asıl mesele birilerinin yoluna iyi bir yaren olarak düşebilmektir.
Çünkü bazı insanlar yolu değiştirir, bazı insanlar ise yolcuyu.
Çünkü herkes anlaşılmak ister, fakat kaç kişi anlamaya gayret eder?
Herkes vefalı dost arar; fakat kaç kişi vefaya sadık kalabilir?
Herkes omuz verecek birini bekler; fakat kaç kişi bir başkasının yüküne omuz olur?
Yol insana dost seçmeyi öğrettiği kadar dost olmayı da öğretir.
Ve belki de menzile vardığında insanın bırakacağı en kıymetli iz, yürüdüğü yollar değil; dokunduğu gönüllerdir.
Çünkü ‘’Baki kalan bu kubbede bir hoş sadadan başkası değildir.’’
Yol boyunca iyi yarenlere rastlamak ve birilerine iyi bir yaren olabilmek dileğiyle…
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.
17 saat önceSAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ
Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.
17 saat önceKendinden Kaçarken Kendine Varmak
Yazar Soner Atabek Yazdı: Kendinden Kaçarken Kendine Varmak
2 gün önce


