KI-RIL-MA
Hayat hiçbir zaman düz bir çizgide ilerlemez. İnişleri vardır bazen, yokuşları… Rahat nefes aldığımız zamanlar da olur, tık nefes kaldığımız anlar da. Yoruluruz bazen; dinlendiğimiz de olur. Bulanırız bazen; durulduğumuz da olur. Sert bir kışın ardından, sükûnetli bir bahar gelir; bazen de güzel bir yaz havası, zemheriye gebedir. Hayat, insanlar arasında gece ve gündüzün durmaksızın deveran ettiği bir yerdir. Başkasının karanlığı bizim aydınlığımız olur. Bizim gecemiz, başkasının kandiline döner. ‘’İşte (iyi ve kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz.’’ (Âl-i İmrân, 140) ayeti bu hakikatin en derin ifadesidir.
Ve bazen… Hayat, bütün bu akışın tam ortasında durur. Hiç beklemediğin bir anda bir balta iner hayatın ortasına. Alıştığın zemin altüst olur. Nereden geldiğini, neden tam oraya isabet ettiğini anlayamazsın; ama darbe yerini bulmuştur. Kimi zaman bir kayıp, kimi zaman bir yüzleşme, kimi zaman da hiç hesapta olmayan bir kırılma… İnsan, hayatını ‘’öncesi’’ ve ‘’sonrası’’ diye ayıracağı bir yol ayrımına girmiştir. Ve o an anlar ki; içinde yıllardır kendisini ayakta tuttuğunu sandığı şey, düşündüğü kadar sağlam değildir. Balta bir kez değmiştir hayatın tam ortasına; artık geri dönüş de yoktur.
İlk kırılma anında kocaman bir boşluğa düşmüş gibi hisseder insan, yer ayağının altından kaymış gibi. Ne yapacağını bilemez, ne yöne gideceğini tayin edemez. Ses çıkarmak ister; kelimeler boğazında düğüm düğüm olmuştur. Adım atmak ister, sendeler. Akıl tartamaz olup bitenleri, zihin o anın içinde kilitlenir. Duygular, bir heyula misali insanın üzerine çöker.
Sesine ses değse çığlığa dönecektir; ama çıt çıkmaz. Sözü karşılık bulmaz. Dün yaşadığı hayat ona yabancılaşır. Tanıdıkları, bağlandıkları, uğruna çırpındıkları bir çırpıda ‘’yok gibi’’ olmuştur. Gerçekten yaşadığı hayal mi, gelip geçecek midir; yoksa bu gerçekliğin içinde kaybolup gidecek midir, bilemez. Geriye dönüş yolu kapanmıştır, yeni yol ise bir çıkmaz sokağa bağlanmıştır. Artık bir ömür hüznü yoldaş edineceği bir kırılmanın eşiğindedir insan. Gücü yetene, sabrı bitene kadar ‘’ha gayret’’ ile yaşamaya alışacağı durağa varmıştır. Ve hayat ona başka bir yol bırakmamıştır.
Hayatın kırılmayla iç içe oluşu yeni bir hakikat değildir. İlk kırılma, Hz. Adem’in cennetten dünya hayatına indirilmesiyle başlamıştır. İnsanoğlu, yaşadığı her imtihanda o ilk kırılmanın izlerini taşır. Dünya, baştan beri kırılmaya açık bir yerdir. Ve bu sürgün yerine düşen insan, bundan nasibini alacaktır.
Ziya Paşa, hayatın bu gerçeğini şöyle dile getirir:
‘’Âsûde olam dersen eğer gelme cihâna
Meydâna düşen kurtulamaz seng-i kazâdan.’’
(Eğer huzurlu bir hayatım olsun diyorsan bu dünyaya hiç gelme. Bu dünya meydanına düşen kişi kaza taşlarından, dertten, tasadan kurtulamaz.)
Çünkü bu dünya bir meydandır. Bu meydana çıkan herkes, eninde sonunda kaderin taşına çarpar. O taş, insanın hayatında bir iz bırakmakla kalmaz; çoğu zaman onu geri dönülemez bir biçimde değiştirir. Seng-i kazâ, yalnızca can yakan bir darbe değil; insanın kendini kurduğu yerden dağılmasıdır. Bu yüzden insan hayatında kırılma, hayatın istisnası değil; bir gerçeğidir. Asıl mesele kırılıp kırılmamak değil, kırıldığında ne olacağına karar verebilmektir.
İşte tam bu noktada, hiç tanımadığımız bir yüzüyle karşılaşırız hayatın. Ve hayat da bizim, hiç göstermediğimiz yüzümüzü görür. O an buzdan ev yıkılır. İnsan, kendini koruduğunu sandığı duvarların aslında ne kadar ince olduğunu fark eder. Yıllarca inşa ettiği o soğuk yapı, küçük bir ısıya bile dayanamamıştır. Bir kırılma ile ışık içeri sızmıştır. Ve buzdan ev, gürültüyle değil; sessiz bir çözülmeyle dağılmıştır.
Bir şey kırıldı içimde
‘’Çat’’ demedi, ‘’çıt’’ çıkmadı
Görülmedi yangını kalbimin
Ve duyulmadı sessiz çığlığı
Nihayetsiz ruhumun…
Bu yıkım, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında anlaşılmaz. Çünkü insanın içi yıkılırken, dışı her şeye rağmen ayakta durmayı öğrenmek zorunda kalmıştır. Konuşur, yürür, gündelik hayatına devam eder. Ama içeride bir şey geri dönülmez bir biçimde değişmiştir. Artık eskisi gibi değildir. O ‘’ben’’ dediğimiz merkez, o güvenli alan, o alışıldık cümleler çalışmaz hâle gelmiştir. İnsan, kendi hayatının içinde bir yabancı gibi dolaşmaya başlar. Ne kendisini tanır; ne de büsbütün yabancıdır.
Derin kırılmalar tam da burada başlar.
Çünkü asıl kırılma, yaşanan olay değildir; o olayla birlikte insanın kendisiyle ilgili kurduğu hikâyedir. ‘’Ben buyum’’ dediği yer dağılmıştır; ‘’ben böyleyim’’ sandığı yer. Güçlü sandığı tarafları zayıflamış, zayıf sandığı tarafları derinleşmiştir. Yapabildiğini düşündüğü şeyler, bir hayal olurken, asla yapamayacağını sandığı şeyler onu çağırmaya başlamıştır. Ve insan, ilk defa kendisine ve hayata dair kesin cümleler kurmaması gerektiğini bu kırılmayla anlamıştır.
Bu hâl rahatsız edicidir. Çünkü insan zihni belirsizliği sevmez. Boşluğu hemen doldurma peşindedir. Tanımlamak, yargılamak bir hikâye kurup ona tutunmak ister. Kırılan benliğin yasını tutmadan yerine daha sert, daha mesafeli, daha temkinli bir ben koyar. Acıdan ve kırılmadan korunmak için sert kabuklar örer ve ona sığınır. İnsanlardan ve hayattan daha uzak bir yerde kendini konumlandırır. Geriye çekilirse yara almayacağını sanır. Oysa yeniden inşa etmeye çalıştığı bu benlik de eski buzdan evin daha kalın duvarlarla yeniden inşa edilmesinden başka bir şey değildir.
Oysa her kırılma, yeni bir ben kurulsun diye değil; eski ben sürdürülemesin diye gelir. Hayat bazen insanı yıkmaz; yalnızca aynı şekilde devam etmesine izin vermez. Aynı savunmalarla, aynı tanımlarla, aynı korku ve kaygılarla yaşamasını imkânsız hâle getirir. Çünkü o benlik artık dar geliyordur. İnsan büyümüştür; ama henüz farkında değildir. Kırılma, bu yüzden bir kabuk değişiminin çağrısıdır.
İşte bu yüzden kırılmadan sonra gelen o boşluk çok kıymetlidir. Bu boşluk, neyin yıkıldığını değil; neyin artık taşınmayacağını gösterir. İnsan bu aşamada ‘’güneşi evine sokan’’ı sorgulamak yerine güneşin hangi çağrıya icabet ettiğini anlamaya çalışırsa yeni bir dönüşümün hazırlığına başlar. Fakat acele edip boşluğu kendine ait olmayan şeylerle doldurursa muhtemelen başka bir kırılmada o gereksiz şeyler de yıkılıp gidecektir. Ta ki insan kendini dinleyip özüne ait değerlerle yeni bir inşa süreci başlatana kadar.
Benliğin çözülmesi bir çöküş değil; bir gevşemedir. İnsan, ilk defa her şeyi kontrol edemediğini fark eder. Güçlü olmak zorunda olmadığını hisseder. Geçmişe ve geleceğe dair kesin cümleler kurmanın gereksizliğini idrak eder. Ve bu hâl sanıldığı gibi bir zayıflık değil; hakikate en açık ve en yakın noktadır. Sınanmışlığın, kırılmışlığın, dağılmışlığın getirdiği sakinlik, temkin ve tevazu hâli paha biçilemez bir ders olmuştur insana.
Yeni ben, işte bu idrakle inşa edilmelidir.
Ama bu inşa; daha yüksek duvarlar, daha keskin sınırlar, daha sert kimlikler üzerine değil… Daha sade, daha esnek, daha sahici ve daha az iddialı bir merkez üzerine kurulmalıdır. Hayatla kavga eden değil; hayatla temas eden bir ben… Her şeye tutunmaya çalışan değil; neyi bırakacağının ayrımına varan bir ben…
Derin kırılmalar insana şunu öğretir;
Her şeyini kaybedebilirsin ama yönünü kaybetmek zorunda değilsin. Ev yıkılabilir, merkezin dağılabilir; ama gökyüzü hâlâ oradadır.
Ve belki de insanın asıl olgunluğu burada başlar.
Buzdan ev yıkıldığında, durup düşünebildiğinde…
Baltayı tutan ele değil, açılan boşluğa bakabildiğinde…
Kırılmanın kendisini değil, davet ettiği hakikati okuyabildiğinde…
Güneşi evine sokana şükredebildiğinde…
Çünkü bazı yıkımlar, insanı yok etmek için değil; onu kendi gerçeğine yaklaştırmak için meydana gelir.
Dilerim ki kırıldığımız yer, yolumuzu kaybettiğimiz yer olmasın; açacağımız yeni yolun ilk durağı olsun.
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
SON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
22 saat önceMeteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.
22 saat önceTarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.
22 saat önce


