YOL VE YÜK
Edebiyatçı Yazar Sümeyye Öztaş Yazdı: YOL VE YÜK
17/07/2026 18:44 | Son Güncelleme : 16/09/2026 17:46 | Sümeyye Öztaş
YOL VE YÜK
İnsan bir yola çıktığında, çoğu zaman sadece yürümeyi düşünür. Oysa yol, yürümekten önce taşımayı öğretir. Her yolcunun bir yükü vardır. Kimi bunu bir heybe gibi omzunda hissederken, kimi de kalbinin en derin yerinde bir ağırlık olarak taşır. Yolda boş yürümek mümkün değildir. Çünkü yüksüz bir hayat, kimseye verilmemiştir.
Ve insan, çoğu zaman yük taşıdığını unutarak yol alır.
Yük…
Sadece bir sorumluluktan ibaret değildir. Bazen unutulması mümkün olmayan bir geçmiştir. Bazen yarım kalmış bir söz, bazen bir kırgınlık, bazen de içten içe taşınan adı konulamayan bir eksiklik duygusu…
İnsan çoğu zaman yalnızca taşıdığını değil, bırakamadığını sırtlanır. İlk başta onu hiç yormayan yükler zaman geçtikçe ve üzerine yenileri yüklenmeye devam ettikçe ağırlaşır. Sorumluluklar çoğalır, beklentiler büyür. Böylece insanın omzuna eklenenler çoğu zaman taşıyabileceğinden fazlasına dönüşür. Kimi yükler insana verilir, kimi yükleri insan kendisi yüklenir. Bazıları da hiç fakına varmadan içine yerleşir.
Ve insan, hayatın zorluklarıyla ağır bir şekilde sınandıktan sonra şunu fark eder: Onu yoran şey yürüdüğü yol değil, taşıdığı yüktür. Ama mesele sadece taşınan yükle de alakalı değildir. Asıl sorun, o yükle kurulan ilişkidir. Çünkü insan yük ağır olduğu için değil; anlamını kaybettiği için yorulur.
Anlamlı bir yük insanı taşırken, anlamsız bir yük insanı ezer.
İşte bu yüzden herkesin taşıdığı yük aynı değildir. Aynı yük, birinin büyümesine vesile olurken bir başkasını altında ezebilir. Çünkü yükün ağırlığını belirleyen şey, yükün niteliğinden ziyade insanın ona nasıl baktığıdır.
Bazen de insan kendi sırtındaki yükleri unutur. Sürekli başkalarına omuz vermeye çalışır. Herkese yetişmeye, herkese iyi gelmeye…
Yardım etmek için attığı her adım onu ağırlaştırır; omuz verdiği her yük onun belini sessizce büker. Herkese iyi gelmeye çalışırken kendi yüküne yeni yükler ekler. Bir gün herkesin kendi yükünden sorumlu olduğunu anladığında, haddini bilmeye başlar. O zaman kendisine ait olmayan yükleri yerlerine bırakır.
Ve ilk kez kendi yüküyle hemhâl olmaya başlar.
Çünkü bazı yükler aslında bize ait değildir.
Başkalarının beklentileri…
Geçmişin bıraktığı tortular…
Güçlü olma zorunluluğu…
Herkesi memnun etme çabası…
İnsanın en çok belini büken, işte bu kendine ait olmayan fakat kendisiyle bütünleşen bu yüklerdir.
İnsan bazen başkasının yükünü taşır, bazen de kendi taşıdığı yükü gözünde büyütür. Bırakması gerekene sıkıca yapışır, tutması gerekenin farkına varmaz. Ve farkında olmadan, yürüyüşünü zorlaştırır.
Oysa her yük taşınmak için değildir. Bazı yükler bırakılmak içindir.
Ama insan, bırakmayı kolay öğrenemez.
Çünkü bırakmak, sadece bir şeyi geride bırakmak değildir. Bırakmak, aynı zamanda kontrolü terk etmektir. Kabullenmek ve güvendiğini göstermektir.
Tıpkı fırtınaya yakalanan bir gemi gibi…
Yük arttıkça gemi ağırlaşır, su alır ve batmaya yaklaşır.
Ve bazen gemiyi kurtarmanın tek yolu, taşınan yükün bir kısmını denize bırakmaktır.
Çünkü her yük kıymetli olsa da yolcu için, her yük gerekli değildir yolculuk için.
İnsan da böyledir. Tutunduğu her şey onu ayakta tutmaz; bazıları yavaş yavaş batırır.
İşte bu noktada yol değişir. Yürüyüş bir çaba olmaktan çıkar, bir teslimiyete dönüşür.
İnsan çoğu zaman her şeyi kendisi taşımak ister. Her şeyi kontrol etmek, her şeye çözüm bulmak, her şeyi sırtlanmak… Güçlü olmak ister ve güçlü kalmak. Ama bir süre sonra anlar ki, her şeyi taşımaya çalışan, bir süre sonra en çok yorulan olur.
Çünkü insanın gücü sınırlıdır. Ama yük ne kadar çok sırtlanırsan o kadar çok vardır. Ve insan kendi gücüyle her şeyi taşıyamayacağının farkına vardığında, başka bir kapı aralanır:
Yükü sahibine teslim etmek…
Ben yoruldum diyebilmek…
Ve kabul etmek:
‘’Bu yük bana ait değil… Ya da tek başıma taşımak zorunda değilim.’’
İşte hafiflik tam da burada başlar.
İnsan yükünü taşıdığını sanır; oysa çoğu zaman yük onu taşır. Ama yük, sahibine bırakıldığında hafifler. İnsan, taşıyıcı olmaktan çıkıp emanetçi olduğunu fark ettiğinde, içindeki ağırlık yerini ferahlığa bırakır.
Bu vazgeçmek değildir; kaçmak, pes etmek hiç değildir. Bu, yükün altında ezilmemek için onu doğru yere bırakabilmektir.
Bazen de insan sadece kendi yükünün ağırlığını görür. Sanki herkes hafif bir şekilde ilerlerken onu her adımı gittikçe ağırlaşır. Kendi yükünü gözünde büyüttükçe onu taşımaya dair ümidi sarsılır. Oysa herkesin kendi gücü nispetinde bir yükü vardır. Ve yükü yükleyen, kimseye kaldırabileceğinden daha fazlasını yüklememiştir.
İnsan, taşıyamadığını düşündüğü yerde durup şunu sormalıdır: ‘’Bu yük gerçekten bana mı ait yoksa bırakmam gereken bir şeyi mi hâlâ taşıyorum?
Çünkü insan çoğu zaman yükün ağırlığından değil, yanlış yükleri taşımaktan yorulur.
Yol, insanı sadece yürütmez; aynı zamanda arındırır. Atılan her adım insanın içindeki fazlalıkları döker. Kendine ait olmayan yükler yolda bırakılır. İnsan hafifledikçe yürüyüşü değişir. Adımları daha sağlam, kendinden emin, bakışı keskin olur.
Ve bir gün dönüp baktığında şunu anlar:
Onu yoran şey yol değil, taşımaya çalıştığı fazlalıklarıdır. İnsan en çok kendi yükünden yorulur. Çünkü başkalarının yükü omuzda taşınır; insanın kendi yükü ise kalbinde. Ama en çok da o yükle yüzleştiğinde değişir.
Çünkü yük, ya insanın belini büker ya da büyütür. Eğer insan yükünü tanırsa, ayırt ederse, bırakması gerekeni bırakırsa ve taşıması gerekeni kabul ederse işte o zaman yük, bir ağırlık olmaktan çıkar, bir anlam taşımaya başlar. Yükünü anlayan, kabullenen ve onu omzuna koyanın hikmetine sarılan yükünü severek taşır.
Belki de bu yüzden şöyle denilmiştir:
‘’Canı cana yüklemişler, adına ömür demişler.’’
Çünkü insan, yük taşımadan değil; taşıdığıyla anlam kurarak yaşar.
Nitekim tasavvufta insana yüklenen en ağır yük, kulluk vazifesidir. Dağların dahi çekinip geri durduğu o emanet, insana verilmiştir.
Ama bu yük, insanı ezmek için değil; onu kendine yaklaştırmak için verilmiştir. Çünkü insan, taşıdığıyla değil; taşıdığına nasıl yöneldiğiyle değer kazanır.
Şairin dediği gibi:
‘’Dağlar çekemezken bu ağır yükü
İki kat sırtımda pek güç getirdim.’’
Belki de bu yüzden mesele, yükten kurtulmak değildir. Yüküyle doğru yürümeyi öğrenmektir. Çünkü insan her yükü taşıyarak değil, doğru yükle yürüyerek menzile varır.
Yolunu kaybetmeden yürüyebilmek… Taşıdığını tanıyabilmek, bırakman gerekeni bırakabilmek ve sana emanet edileni hakkıyla taşıyabilmek dileğiyle…
Çünkü insan, yüklerinden kaçarak değil, yükünü tanıyarak hafifler.
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
Kurtlar Vadisi Dizisine Bilirkişi İncelemesi
2011 yılında Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin 2026 yılında yeniden açılan soruşturma, kapsamını genişleterek devam ediyor.
2 saat önceOKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.
1 gün önceSAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ
Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.
1 gün önce


