SEN UÇUŞU HATIRLA
Edebiyatçı Yazar Sümeyye Öztaş Yazdı: SEN UÇUŞU HATIRLA
22/05/2026 17:00 | Son Güncelleme : 05/11/2026 14:36 | Sümeyye Öztaş
SEN UÇUŞU HATIRLA
İnsan dünyayla hemhal oldukça görünmez iplerle bağlanmaya başlar. Elde ettiklerine, kurduğu hayata, konforuna, hatta çektiği çilelere… Zaman geçtikçe tutunduğu şeylerin sandığı kadar sağlam olmadığını fark eder. Değişmeyen tek hakikatin değişim olduğunu görür.
İnsan, faniliği bilmesine ve onu sürekli müşâhade etmesine rağmen kalıcılık vehmiyle yaşar. Emellerini büyütür, geçip gideceği günü zihninde öteler. Çünkü geçiciliği kabul etmek yalnızca eşyadan değil, kendine ait vehimlerden de vazgeçmeyi gerektirir.
Peygamber Efendimizin (s.a.v) ashabına bir çizgi çizip, biraz ötesine başka bir çizgi daha çizerek yaptığı temsili anlatım bu hakikati veciz bir biçimde ortaya koyar. İlk çizgi insanın ömrüdür; hemen ötesindeki ikinci çizgi ise emelleri… İnsan çoğu zaman emellerine ulaşamadan ecel tarafından yakalanır. Geçici bir dünyaya bel bağlayıp bütün varlığıyla ona tutunmaya çalışan insan için, filmin yönetmeni ‘’kestik’’ dediğinde geriye çoğu zaman yalnızca aldanış kalır.
‘’Kuş ölümlüdür; sen uçuşu hatırla.’’
Bu söz, bir şairin insanın yüzüne tuttuğu berrak bir ayna gibidir. Kuş bedendir; ölümlüdür. Uçuş ise ruhtur; yön, hâl, mânâ ve harekettir. İnsan çoğu zaman kuşu korumaya çalışır: Yaralanmasın, düşmesin, kaybolmasın diye… Oysa asıl hatırlanması gereken, kuşun ne kadar ve nasıl yaşadığı değil; uçuşu nasıl bildiğidir. Çünkü kuş gider; uçuş kalır.
Bir başka şair faniliğin içindeki bâkî tarafı fısıldar: ‘’Ben ki zamansız bahçeleri kucakladım, güzeller bende kaldı.’’
Kalbinin yönünü fenâdan bekâya çevirenler için kuş gider uçuş kalır. Güzel gider, güzellik kalır.
Ruh, zamansız ve mekânsız olana meftun olduğunda, geçiciliğin içindeki kalıcılığı sezebilir. Zamansız bahçelerin güzelliğinde kaybolabilir.
Kur’an’ın açık hükmü de bunu söyler:
‘’Küllü men aleyhâ fân.’’ Yeryüzünde olan her şey fanidir.
Bu ayet, yalnızca ölümün kaçınılmazlığını değil, bağlanmanın geçiciliğini de bildirir. İnsan, fani olanı merkeze aldığında kaçınılmaz bir hayal kırıklığına sürüklenir. Çünkü faninin omzuna, bakinin yükünü koyar. Ve bu yük, hiçbir varlık tarafından, hiçbir surette taşınamaz.
Psikoloji de insanın bu bağlanma ihtiyacını inkâr etmez. Aksine, bunun insan ruhu için zorunluluk olduğu vurgulanır. İnsan güven duygusunu, süreklilik hissini ve anlam ihtiyacını bağlandığı yerden devşirir. Fakat sorun bağlanmakta değil; neye bağlandığımızdadır. Psikolojide güvenli bağlanma, kişinin bağlandığı şeyin, tutarlı, ulaşılabilir ve yıkıcı olmamasıyla mümkündür. Oysa fani olan hiçbir şey bu şartları bütünüyle karşılayamaz. Bağlanılan her şey zamanla değişir, kaybolur, elden gider. İnsan fani bir varlığın omzuna güven duygusunu tümüyle bıraktığında istinat noktasını yanlış tayin etmiş olur. Çünkü geçici olan, kalıcılık vaadini taşıyamaz.
Bu yüzden insan, farkında olmadan bağlandığı şey yıkıldığında yalnızca onu kaybetmez, onunla birlikte kendini de kaybeder. Güven dağılıp gider, zemin çöker. Hayatla kurduğu bağ sarsılır. İşte bu noktada, bağlanma ihtiyacı yön değiştirir ya da insanı yaralar. Tasavvufun ‘’bâkîye yönel’’ çağrısı, insanı dünyadan koparmak için değil; bağlanma ihtiyacını yaralayacak yerlere bırakmamak içindir. Çünkü bâkî olan, insanın tutunma ihtiyacını kırmadan ve dağıtmadan taşıyabilen tek merkezdir.
Aşık Veysel’in ‘’İki kapılı bir han’’ benzetmesi de aynı hakikati dillendirir. İnsan bu hana bir misafir olarak gelir. Misafirliğin şartları da, süresi de bellidir. Bir kapıdan doğar, diğerinden çıkar. Ne gelişiyle ilgili bir tasarruf sahibidir ne de gidişinin vaktini belirleyebilir. Ama hanın içinde nasıl yürüdüğü, hangi yükleri taşıdığı, neye ve nasıl bağlandığı, neyi merkeze aldığı kendi mesuliyetindedir. Asıl imtihan, handa kalıcıymış gibi yaşamamaktır.
Geçiciliği idrak etmek insanı karamsarlığa sürüklemez. Çünkü ölüm herkesin bildiği bir hakikattir; fakat bu bilgi tek başına insanı dünyanın cazibesinden alıkoymaz. Asıl dönüştürücü olan, geçiciliği içselleştirmektir.
‘’Ne dem bâkî, ne gam bâkî’’
Bu idrake sahip olan insan, mutlu anlarını doya doya yaşar; gamlı hâllerinin de misafir gibi gideceğini bilir. Bu bilinç, insanı hem kendine hem başkasına karşı daha merhametli kılar. Kibir çöker, öfke yumuşar, hırs yerini sükûnete bırakır. İnsan, kaybetme korkusuyla değil; emanet bilinciyle yaşamaya başlar. Sahip olduğu her şeyin bir süreliğine yanına verildiğini bilen insan, onları kaybettiğinde yıkılmaz; elindeyken de mutlaklaştırmaz.
Bu idrak, ‘’hiçbir şeyin önemi yok’’ demek değildir. Tam tersine, her şeyin kıymetini yerli yerine koymaktır. Faniliği bilen insan, anı daha dikkatli yaşar; sözü daha ölçülü söyler; sevgiyi daha sahici kurar. Çünkü bilir ki tekrar yoktur. Aynı bakış, aynı hâl, aynı zaman bir daha gelmeyecektir.
Bu yüzden geçicilik, bir eksilme değil; bir arınmadır. İnsan, kalıcı olma iddiasından vazgeçtiğinde gerçeğe temas eder. Kendini değil, yönünü önemser. Bedenin değil, mânânın izini sürer.
Ve belki de asıl olgunluk burada başlar:
Can kuşunu kaybetme korkusuyla titremeden uçabilmekte…
Gidenin ardından, kalan mânâyı taşıyabilmekte…
Faniliği inkâr etmeden, bakiyi işaret edebilmekte…
Çünkü kuş ölümlüdür.
Ama uçuş, hatırlanmayı bekler.
Bu dünyadan geçerken geride anlamlı bir uçuş bırakmak dileğiyle…
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
SON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
22 saat önceMeteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.
22 saat önceTarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.
22 saat önce


