YOL VE KONTROL
İpi Bırakmak
Hayat insanı yolun içinde türlü zorluklarla sınar. Rüzgârı, taşı, toprağı, yokuşu ve engeli derken insan bu sınanmaların sarsıntısından korunmak için kendine bazı yollar seçer. Bir savunma mekanizması kurarak sebep-sonuç dairesi içinde yaşadıklarına karşı önlem almaya çalışır. Zanneder ki sebepleri yeterince hesaplayabilirse sonuçları da kontrol etmeye yetecektir. Olanların ışığında olacakları kurgulamaya başlar. Bunun için hayatın ipine sıkıca yapışır. Sanki ne kadar sağlam tutarsa o kadar güvende olacaktır.
Heyhat…
Kontrol arttıkça sonuç değişmez; sadece yorgunluk artar. Korkuları, kaygıları ve güvensizlikleriyle baş edemeyen insan hayatı sağdan-soldan sıkıştırarak kendi kalıbına sokmaya çalışır. Her şeyi hesaplamaya çalışan zihninin hesabı tutmayınca; işler istediği gibi gitmeyince telaşa kapılır. Eliyle sımsıkı tuttuğu o ipi bırakmak aklına bile gelmez. Oysa eli kızarmış, nefesi sıklaşmış; göğsü daralmıştır.
Kendini bir tespihin imamesi gibi düşünen insan, sanki o ipi bıraksa hayatındaki tüm taneler dağılacak, bir daha toplanamayacaktır. Kendini merkeze koyar. O olmazsa dünyanın duracağına, işlerin yürümeyeceğine, düzenin bozulacağına inanmıştır. Oysa bu, sadece bir yanılsamadır. Kontrolün verdiği sahte güç dışında elinde bir şey olmayan insan işte bu yüzden hiçbir zaman ipi bırakmak istemez. Ta ki bir gün elleri kanayana, onların acısını derinden hissedene kadar…
İnsan çoğu zaman kontrol ettikçe güçlü olduğunu zanneder. Oysa hakikat, bu düşüncenin aksine akar.
Sebep ile sonuç arasındaki bağ, düşünüldüğü kadar düz ve ölçülebilir değildir. Kaderin değişkenleri hesap edilenden çok fazlasıdır. İnsan hesap eder; fakat hayat o hesaba göre akmaz. Bazen ebabiller filleri yener. En hazırlıklı olan korunmaz, en doğru plan yapan sonuca ulaşamaz. Nice az topluluklar çok kalabalıklara galebe çalar.
Talut’un az sayıdaki ordusu, Calut’un görkemli kuvvetinin karşısında görünürde güçsüzdü. Fakat zafer yalnızca sayının, kuvvetin ve hazırlığın sonucu değildi. Çünkü bazen insanın hesapladığı değil; hakikatin murad ettiği gerçekleşir.
Nitekim deniz en güçlü hâlinde olan Firavun ve ordusunu içine alırken; en zayıf anında Hz. Musa ve kavmine bir yol olur. Güç ve sebepler, her zaman sonucu belirleyen şeyler değildir. Çünkü kaderin matematiği, insanın kurduğu denklemlerden çok farklı şekillerde işler.
İnsan tedbir alır; fakat sonuç her zaman tedbirin doğrusal karşılığı olarak gelmez. Hz. Yakup, Yusuf’u kardeşleriyle gönderirken tembih eder, ihtimallere karşı uyarır ve korumaya çalışır. Aynı şekilde Bünyamin’i gönderirken de söz alır, antlar içtirir. Ama her iki durumda da sonuç, onun gönlünden geçtiği gibi gerçekleşmez. Çünkü sevgiyle, şefkatle ve koruma içgüdüsüyle kurulan bağ bile sonucu kontrol etmeye yetmez.
Bedir’de sayı azdır, imkân sınırlıdır; ama sonuç zafer olur. Uhud’da tedbir vardır, okçular tepesinde yerleşim vardır; ama küçük bir ihmal büyük kırılmaya kapı aralar.
Bütün bunlar insana şunu fısıldar:
Sebepler önemlidir ama tek başına belirleyici değildir. İdrak edebilenler için:
‘’Kaderin üstünde bir kader vardır.’’
İnsan ise çoğu zaman bu hakikati kabul etmek istemez. Çünkü kontrol etmek, insana sahte bir güç ile birlikte güven hissi verir. Bu his, nefsin en çok beslendiği yerlerden biridir. Belirsizliğe teslim olmak ise insana ağır gelir. Bu yüzden insan sonucu kontrol edemeyeceğini bildiği hâlde, yine de ipi bırakmaz. Bu yüzden hakikat yolunda yürüyenler, ipin her zaman insanın elinde olmadığını hatırlatır:
‘’Tedbirini terk eyle takdir Hüda’nındır.
Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümanındır.’’
Kontrol etme çabası çoğu zaman korkunun başka bir adıdır.
Kaybetme korkusu, dağılma korkusu, yetememe korkusu…
İnsan korktukça daha çok sıkar, sıktıkça daha çok yorulur. Ve bir gün bu yükün ağırlığını fark edince anlar ki; tuttuğu şey aslında hayatı değil, kendi korkularıdır.
İşte o an başka bir kapı aralanır.
Bırakmak…
Ama bırakmak kolay değildir. Çünkü bırakmak, sadece kontrolü terk etmek değildir. Aynı zamanda sonuçta itminana ermektir.
Bir anne düşün…
Hz. Musa’yı kucağında tutarken güvende hisseden; ama aynı çocuğu kendi elleriyle suya bırakmak zorunda kalan bir anne…
Hz. Musa’nın annesi, evladını korumak için yanında tutmanın artık çare getirmeyeceği yerde ondan ayrılmayı göze alır. Çünkü bilir ki bazen tutmak korumaz, bazen bırakmak kurtarır. Nil’in akışına bıraktığı şey sadece bir bebek değildir; korkusu, kaygısı, şefkati ve kontrol etme arzusudur. O an, bir anne için en zor olan şeyi yapar: Bırakır…
Güvendiğini bırakmakla gösterir. Kalbine ilham edilen korunma vaadine, zorlanarak da olsa teslimiyetle tutunur. Ve o bırakış, bir kayıp değil; ilahi bir korunmanın başlangıcı olur.
En güçsüz ve çaresiz bebek Musa, kendi düşmanının sarayında korunur. Akla ve hesaba sığmayan bu korunma, ilahi iradenin hükmüyle gerçekleşir.
İnsan da böyledir.
Hayat bazı anlarında ona en çok sarıldığı şeyi bırakması gerektiğini salıklar. Bıraktığında kaybetmediğini asıl koruyanın kendisi olmadığını idrak eder.
İnsan ipi bıraktığında, ilk başta her şey dağılacak gibi hisseder. Oysa zamanla fark eder ki; hayat onun tuttuğu için değil, zaten kendi mecrasında usul usul akmaktadır.
Tespih taneleri, imameyi insan tuttuğu için değil; bir düzen üzere dizildiği için bir aradadır.
Hayatta her şeyi ayakta tutan insanın kendisi değildir. Bu yüzden kontrolü bırakmak, dağılmak değil; aslında yerine yerleşmektir.
İnsan bıraktıkça hafifler. Hafifledikçe görür. Gördükçe güvenir.
Ve güven, kontrolün yerini aldığında insan ilk kez gerçekten yürümeye başlar. Çünkü bu yol, her şeyi tutanların değil; gerektiğinde güvenle bırakabilenlerin yoludur.
Yolda kontrolün yükünü bırakabilmek ve ipi gerektiği yerde çözebilecek ferasete erişebilmek dileğiyle...
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.
3 saat önceFenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.
4 saat önceSON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önce


