Arama

                                                

YOL VE BEKLENTİ

Sümeyye Öztaş

21/08/2026 17:25 | Son Güncelleme : 16/09/2026 17:49 | Sümeyye Öztaş


YOL VE BEKLENTİ
ad image
ad image

YOL VE BEKLENTİ

Boş Avuç

Bir yolun menziline yürüyen insan yalnızca taşıdıklarıyla değil; bekledikleriyle de yürür. Kimi zaman bir vuslat arzusunu içinde büyütür. Kimi zaman bir söz bekler, kimi zaman anlaşılmayı umar. Bazen bir umudu hayaline katık eder. Bazen bir yaraya merhem bekler. Bazen de bir duaya ‘’amin’’ üstüne ‘’amin’’ ekler.

İnsan çoğu zaman sırtındaki ağırlıkları bir şekilde taşısa da gönlüne yük ettikleri en büyük suskunluğu olur. Bekleyip kavuşamadıkları, el atıp erişemedikleri, düşleyip buluşamadıkları hayallerinin sancısıyla baş başa kalır. Böylece insan dikkatini elindekilerden uzaklaştırır. Gözünü sürekli olmayana çevirir. Bu şekilde insan, sahip olduğu nice nimeti unutmaya başlar. Beklenti insanda bir çeşit nisyan doğurur.

İnsan beklentiye girince kendini görünmez bir bağa teslim eder. Fark etmeden kalbini bir ihtimalin eline bırakır. O ihtimal gerçekleşmediğinde sadece zihnindeki hayal sarsılmaz; kalbindeki anlam dünyası da yıkıma uğrar. Böylelikle insan bazen olan şeyde değil; olmasını umut ettiği şeyin yokluğunda kaybolur.

Beklemek insana dair en eski hâllerden biridir. Bir bebek büyümeyi bekler. Bir mahkûm mektup bekler. Asker tezkereyi, aşık maşuğundan bir çift iltifatı, çiftçi yağmuru…

Gökyüzü bulutu, şair ilhamı, anne evladını, yol ise yolcusunu bekler.

İnsan çoğu zaman hayatı yaşayarak değil; bir gün yaşayacağı günlerin geleceğini bekleyerek tüketir ömrünü… Ve böylelikle insan, yaşayacağı hayatı beklerken elindekini kaçırır. Yaşamın kıyısından kendi hayatının seyircisi olur.

Yol, insana her bekleyişin bir kavuşmayla hitama ermeyeceğini öğretir. Çünkü bazı yollar insanı istediğine değil; ihtiyacına götürür. Çünkü yolun sahibi yolcusunun en gizli ihtiyaçlarına bile nigehban olandır; onu en iyi tanıyandır.

İnsan en çok burada zorlanır, kırılır ve sarsılır. Kalbiyle sıkı sıkı sarıldığı ihtimalin gerçekle uyuşmadığını gördüğünde… İnsan zihninde bir hayat kurar. İnsanları, sözleri, ihtimalleri oraya oturtur. Gerçek hayat onun kurduğu yere uğramadığında kırılır. Varsayımlar tutmaz, ihtimaller yetmez ve işler istediği gibi gitmez. O anda varlığın işleyişine karşı içerler.

Şairin: ‘’Geç fark ettim taşın sert olduğunu.’’ deyişi, insanın gerçekle ilk sert karşılaşmasının sesidir. Beklenti böylece insanın içindeki en sessiz kırgınlıklardan birini büyütür.

Tasavvuf ehli insanın dünyayla kurduğu bağı ‘’sahip olmak ve tutunmak’’ üzerinden anlatır. İnsan tuttuğu şeyi kendine ait zanneder. Oysa dünya avuçta kalmak için yaratılmamıştır. Ekilip, biçilip, gidilecek bir mezradır. Su nasıl sıkılan elde durmazsa hayat da zorla tutmaya çalışıldığında eksilir. Peşinden koşarsan senden kaçar; müstağni olursan sana yük olmaktan çıkar. Dünya geçiciliği idrak edip yolcu misali geçip gidenler için bir misafirhane mesabesindedir.

Bu yüzden bazı kayıplar, gerçekleşmeyen ihtimaller, tutmayan hesaplar insanın elinden bir şeyin alınması değil; zaten elinin boş olduğunu fark etmesidir. Aslında dünya seni terk etmeden senin dünyayı terk etmendir.

Fakat insan avucunun boş kalmasından korkar. Çünkü boş avuç ona yokluğu hatırlatır. Oysa bazen boşluk, mahrumiyet değil hazırlıktır.

Tohum boş toprağa ekilir. İlahi rahmet boş kalbe iner. Dua, boş avuçlarla edilir. Kuşlar boşlukta süzülür.

Belki de insanın en samimi hâli, avuçlarının boş olduğunu fark ettiği andır. Çünkü dua, insanın kendi kudretinin sınırını idrak edip acziyetini kabul etmesidir. İnsan ellerini semaya kaldırdığında aslında yalnızca bir şey istemez; gücünün eksikliğini de itiraf eder. Bu yüzden boş avuç, yalnızca yokluğun değil; kulluğun da nişanesidir. İnsan avucunun boş olduğunu kabul etmeden rahmet dolmaz içine. Çünkü hakiki teslimiyet, insanın kendi elindeki kudretin sınırlı olduğunu anlamasıyla başlar. Böylece beklenti, insanı kendi acziyetinden kulluğun idrakine taşıyan bir duaya dönüşür.

Belki de insanın en büyük yorgunluğu sürekli dolu kalmaya çalışmasıdır. Sürekli bir şey beklemek, bir şey olsun istemek, bir karşılık ummak… Kalp her beklentiyle biraz daha gerilir. Ve insan fark etmeden hayatı olduğu gibi değil; umduğu gibi görmeye başlar. Bu yüzden bazı kırgınlıklar yaşananlardan değil; insanın içinde sessizce büyüttüğü beklentilerden doğar.

Fakat insan yürüdükçe ve yüklerini bıraktıkça önünde gerçekler yürümeye başlar. Gerçeklerle yoldaş olduğunda şunu öğrenir:

Her bekleyiş kötü değildir. Her nasip vaktine esirdir. Bazen olur; bazen olmaz. Ummak; bulmak değildir. Ve her istek karşılanmak zorunda değildir. Yaratıcı seni senden çok daha iyi bilendir. Ne olmuşsa o hayırlıdır, ne olmamışsa o kadere yazgılı değildir. Ama insan umuda sıkıca tutunmakla mükelleftir; oldurmak insana ait değildir.

Hz. Nuh bir peygamberdi. Verilen emirle su olmayan bir yerde gemi inşa etti. Gönlü Hakk’a sımsıkı bağlıydı. Fakat o gönül, eşinin ve evladının iman etmesine yetmedi. Tufan geldiğinde iman edenler için yapılan gemiye oğlunu bindiremedi. Bir babanın kalbi evladını kurtarmak isterdi; ama her dua insanın istediği şekilde karşılık bulmazdı. Çünkü Allah, iman etmeyen oğlunun onun ehlinden olmadığını bildirdi.

Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a.v)’in gönlünden geçenlerden biri de kendisini himaye eden Ebu Talib’in iman etmesiydi. Fakat bazı beklentiler, peygamber gönlünden geçse dahi kaderin hükmüne dönüşmez.

Beklenti bazen insanın içindeki kontrol arzusundan beslenir. İnsan hayatı avucunda tutmak, ihtimalleri hesaplamak, sonucu önceden belirlemek ister. Oysa hayat, insanın varsaydığı şekilde akmaz. Hayatın yolu düz bir çizgide ilerlemez. İnsan menziline inişli yokuşlu yollardan geçerek varır. Hayatta en küçük değişken, en sağlam hesabı bile değiştirebilir. En sarsılmaz sanılan zalim Nemrut bile bir sinekle yere serilebilir.

İnsan zihni ise belirsizliğe dayanamadığı için sebeplerin ipini sıkıca tutarak sonuç beklentisine girer. Ve bu, insanın ruhunda derinleşen bir yorgunluğa dönüşür. Zaten taşıması zor olan dünya yüküne beklentiye girerek ağırlık üstüne ağırlık ekler.

Beklenti, hayatı kendimize göre şekillendirme arzusudur; her şeyin gönlümüze göre cereyan etmesini istemektir. Umut ise sonucu zorlamadan bekleyebilmektir. Beklenti insanı daraltır ve yorar. Umut ise insanın nefesini açar.

İnsan yolun bakışı derinleştirdiği bir yerinde şunu anlar: Bazı şeyler avuçta sımsıkı tutmak için değil; kalpten geçirilmek içindir. İşte o zaman eli yavaşça gevşer. Kaygısı azalır. İçindeki ısrar yumuşar. Kalbi hayatla kavga etmeyi bırakır. İnsan ilk kez boş avuçla yürümeyi öğrenir.

Çünkü bazı yollar eller açılıp sallanınca rahatlar.

Ve insan…

Hiçbir şeyin elinde kalmadığını kabul ettiğinde değil; her şeyin zaten emanet olduğunu hatırladığında hafifler.

Boş avuçlarla da eksilmeden ve eksiltmeden huzurla yürüyebilmek dileğiyle…

Sümeyye Öztaş

Etiketler : Yol ve Beklenti Beklemek Boş Avuç Hz. Nuh Deneme Bilgi Gazetesi Sümeyye Öztaş
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

Kurtlar Vadisi Dizisine Bilirkişi İncelemesi

Kurtlar Vadisi Dizisine Bilirkişi İncelemesi

2011 yılında Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybeden eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin 2026 yılında yeniden açılan soruşturma, kapsamını genişleterek devam ediyor.

2 saat önce
OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

OKUL BİLGİSAYARLARI BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR, VELİLER İSYANDA

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devlet okullarında her öğrenciye bir dijital cihaz dağıtılmasıyla başlayan "dijital dönüşüm", beklenenin aksine akademik başarıyı olumsuz etkiliyor.

1 gün önce
SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

SAMSUNSPOR'DAN GELECEĞİN TARAFTARLARINA ANLAMLI DOKUNUŞ: 35 BİN ÖĞRENCİYE HEDİYE PAKETİ

Samsunspor Kulübü, şehir ile kulüp arasındaki bağları güçlendirmek ve yeni nesillere Samsunspor sevgisini aşılamak amacıyla başlattığı "Bu Şehrin Çocukları Samsunsporludur" projesinde mutlu sona ulaştı.

1 gün önce
Yorumlar

Other Posts
11.09.2026 - YOL VE GÖLGE 04.09.2026 - YOL VE YAREN 28.08.2026 - YOL VE AZIK 21.08.2026 - YOL VE BEKLENTİ 14.08.2026 - YOL VE KONTROL 07.08.2026 - YOL VE ÖFFFKE 31.07.2026 - YOL VE ACELE 24.07.2026 - YOL VE YÜK-SEKLİK 17.07.2026 - YOL VE YÜK 10.07.2026 - YOL VE RÜZGÂR 03.07.2026 - YOL VE YOLCU 26.06.2026 - EŞİĞİN ÖTESİ 19.06.2026 - GECİKMENİN RAHMETİ 12.06.2026 - ASKIDA KALMAK 05.06.2026 - ZAMANIN KIYISINDA 29.05.2026 - UÇURTMAYA KÜSMEK 22.05.2026 - SEN UÇUŞU HATIRLA 15.05.2026 - KUTSAL ARAYIŞ 08.05.2026 - KENDİ OLMA CESARETİ 06.02.2026 - KI-RIL-MA 30.01.2026 - BALTANIN DEĞDİĞİ YER 23.01.2026 - HİÇ 16.01.2026 - HZ. İNSAN 09.01.2026 - ALGI KAFESİ 02.01.2026 - DAMLANIN SADAKATİ 26.12.2025 - AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER 19.12.2025 - NOKSAN DA OLUR 12.12.2025 - ÖZE YOLCULUK 05.12.2025 - KOŞMADAN VARMAK 28.11.2025 - KABUĞUN ÇATLADIĞI YER 21.11.2025 - İNCİNME ÂŞIK 14.11.2025 - KADERİN DANTELASI 07.11.2025 - TEVEKKÜL VE ‘’BU BÖYLEDİR’’ KONFORU 31.10.2025 - YOL AYRIMI 24.10.2025 - EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR 17.10.2025 - ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK 10.10.2025 - YA TAHAMMÜL YA SABIR 03.10.2025 - YETİM KALMIŞ DUYGULAR 26.09.2025 - Nefsin Uzun Soluklu Yolu 19.09.2025 - AŞKIN ELİNDEN 12.09.2025 - YAZININ TANIKLIĞI 04.09.2025 - YALNIZLIKLA BARIŞMAK 20.08.2025 - YARIM KALANLAR 27.12.2024 - ASLA DÜŞÜNME! 21.09.2024 - SÖZÜN BÜYÜSÜ 12.09.2024 - En ‘’NARİN’’ Yerimizden Kırdılar 25.08.2024 - YAŞAMAK SANCISI 09.03.2024 - SU KASİDESİ'NDEN SEÇME BEYİTLER 17.02.2024 - İÇİMDEKİ GURBET 12.02.2024 - BİR NEFES SIHHAT 11.02.2024 - ZAMANIN ÇARKLARI 11.02.2024 - UMUDA TUTUNMAK 11.02.2024 - YİTİK MONA’YA AĞIT 11.02.2024 - SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI 11.02.2024 - KÖR KUYU 11.02.2024 - KOR ATEŞ 11.02.2024 - GÖNÜL ŞAİRİ
ad image
ad image