Arama

                                                

ZAMANIN KIYISINDA

Edebiyatçı Yazar Sümeyye Öztaş Yazdı: ZAMANIN KIYISINDA

05/06/2026 17:00 | Son Güncelleme : 05/11/2026 20:01 | Sümeyye Öztaş


ZAMANIN KIYISINDA
ad image
ad image

ZAMANIN KIYISINDA

İnsan bazen hayatın ortasında bir sarkaç misali sağa sola savrulur. Dengesini bulamaz, ne yapması gerektiğinin adını koyamaz. Sanki bir eşiğin önündedir. Adım atacak gücü vardır ama içinden bir ses ‘’biraz daha bekle’’ der.

Bu ses çoğu zaman yanlış anlaşılır. Dışarıdan bakıldığında atalet sanılır; oysa içeride olan şey çok daha kırılgan bir ruh hâlidir. İnsan, zamanın içinde değil; kıyısında duruyordur. Ve oradan geçmişi ve geleceği seyrediyordur. Harekete geçmek için kendinde takat bulamıyordur.

Geç kalmışlık hissi fark edildiğinde her şey bir anlığına donar. Zamanın akması, yaşanan değişimler, her şeyin başka bir yöne evrilmesi insanı çakılı kaldığı yerden oynatmaya yetmemiştir. Gerçeğin insanın yüzüne ansızın çarpmasıyla ‘’artık çok geç’’ cümlesi insanın zihnine hücum etmeye başlar.

Bu cümle içeride sessiz; ama bir o kadar da ağırdır. Yüksek sesle dile gelmez; çünkü söylenirse harekete geçmek gerekecektir. O yüzden beklenir. Başlamamak, yeniden yara almamak için seçilmiş bir korunma hâline dönüşür böylece.

Erteleme çoğu zaman irade eksikliğinden kaynaklanmaz. Erteleme, incinmiş bir umudun kendini muhafaza etme biçimidir. İnsan bir kez denemiş, bir kez başlamaya niyet etmiş; ya yarım kalmış ya da düşmüştür. O düşüşten sonra içte sessiz bir kabuğa çekilme başlar.

’Bir daha olmazsa?’’ sorusu, ‘’Ya yine başaramazsam?’’ endişesiyle büyür. Ve insan fark etmeden kendini hareketsizliğe ikna eder. Çünkü bazen insan başlamaktan değil, yeniden incinmekten korkar.

İnsan bu hâlde zamanla tuhaf bir yerde durur. Ne geçmişin içindedir ne geleceğin. Bulunduğu anla teması zayıflamıştır. Ayağı suya değiyordur ama yüzmüyordur. Islanıyordur ama hissetmiyordur. Zaman akarken o, kıyıda meçhul bir gemiyi bekleyen yolcu misali duruyordur. Ve en yorucu olan da şudur: İnsan beklerken bile tükenir. Çünkü yönü olamayan bir bekleyiş karşılığını çoğu zaman alamayacağınız yorucu, yıpratıcı bir iştir.

‘’Yemin olsun asra, ziyandadır insan.’’ Bu ziyan sadece zamanın geçmesi değildir. Ziyan, zamanın ertelenerek harcanmasıdır. İnsan mükemmel bir zamanı beklerken ‘’henüz değil’’ derken ‘’başka bir gün’’ kuruntularıyla avundukça fark etmeden zamanı ziyan eder. Çünkü zaman, kendisiyle pazarlık edenleri değil; yön alanları tanır. Bekleyenler değil, adım atanlar zamanla sahici bir ilişki kurar.

Ertelemenin en tehlikeli yanı, insanı masum hissettirmesidir. Çünkü insan kendi iç muhasebesini yaparken çoğu zaman şöyle der: ‘’İstemiyor değilim, sadece zamanı değil.’’ Oysa bazı şeylerin zamanı insanın cesaretinden geçer. Ve o cesaret, bekledikçe artmaz. Aksine, ertelendikçe geri çekilir. İnsan adım atmadıkça, içinde ‘’yapabilmeye’’ dair ümidin sesi kısılır. Ve umutsuzluğun ağırlığıyla göğsü daralır; bakışı bulanır.

Erteleme, insanın kendine söylediği en uzun yalanlardan biridir. ‘’Bir gün’’ der; o günün belirsizliğine sığınarak. ‘’Şartlar oluşunca’’ der; hiçbir zaman kusursuz şartların olmayacağını bilerek. ‘’Şu zaman’’ der ve o müphem zaman gelene kadar kendini oyalar. Ve insan fark etmeden, ertelediği hayatın seyircisi olur. Bir gün yedek kulübesinden çıkma ümidiyle oyalanan futbolcu gibi…

Erteleme bazen de mükemmeliyetçilikten beslenir. Her şeyin kusursuz olmasını beklemek, yapılacak şeylerin her adımını zihinde defalarca tartmak, ihtimaller arasında kaybolmak, senaryoların içinde savrulmak… Zihin sürekli analiz yaparken irade ağırlaşır. Hani kırkayak hikâyesinde olduğu gibi: ‘’Hangi ayağını önce atacağını nereden biliyorsun?’’ diye sorulduğunda, kırkayak o günden sonra yürüyemez. Fazla düşünmek bazen hareketi değil, felci doğurur.

Oysa insana düşen hiçbir zaman zafer değil; seferdir. Sonucu oldurmak elimizde olmasa da sebepler dairesinde iradeyi ortaya koymak bizim sorumluluğumuzdur. Bu yüzden bazen zihnin bu tuzağına karşı harekete geçmek, yolda öğrenmek ve kervanı yolda düzmek gerekir.

Bazen de bir şeyi yapamayacağımızdan değil, o şeyi yaparken hissedeceğimiz ‘’yetersizlik’’ duygusundan korktuğumuz için erteleriz. Aslında ertelemenin kökeninde kaygı saklıdır. Hata yapma ihtimali, eksik görünme endişesi, içteki kırılgan benliği ürkütür. Böylece eylem değil; eylemin bizde uyandırdığı histen dolayı harekete geçemeyiz. Erteleme ‘’yetersizlik’’ hissimizin konforlu ama bir o kadar da huzursuz edici kılıfına dönüşür. Sonuçta eylemsizlik ile onun oluşturduğu suçluluk duygusuyla baş başa kalır insan.

Eylemsizlik hâlinde zihin ihtimaller üretir, çoğaltır, karmaşıklaştırır. İnsan düşündükçe yönünü netleştirdiğini sanır; oysa bazen pusula tam burada şaşar. Bu zihinsel karmaşanın ortasında Kur’an’ın sade ama yön veren çağrısı yankılanır: ‘İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. (Necm/39) Bu çağrı açık, sade ve nettir. Ve insanı ayağa kaldırmak ve harekete geçirmek için yeterlidir. İnsan için bazı zamanlar içe çekilme, eylemsizlik, erteleme mazur görülebilir. Fakat ertelenen şeyler hayatı ıskalamaya dönüşünce orada artık harekete geçme zamanı gelmiştir.

Oysa insan, zamanın kıyısında durmak için yaratılmamıştır. Suya girmek ürkütücü olabilir; ama kıyıda bir ömür tüketmek insanı içten içe kurutur. Geç kalmışlık bir son değildir. Erteleme bir kader değildir. Bunlar yalnızca içeriden gelen uyarılardır.

Bazen insan kıyıda beklerken suyun sesine alışır. Dalgaların gelip gitmesi sıradanlaşır. Başkalarının suya girip yüzdüğünü görür; ama kendisi hâlâ kıyıda beklemektedir. Oysa su hep aynı su değildir; akıp gider. Bekleyen insan, güvenli saydığı kıyıdan yavaş yavaş sürüklenir. Çünkü bazen kıyıda kalmak bir seçim değil, fark edilmeden yaşanan bir sürükleniştir.

Tam da bu yüzden insanın içinden yükselen o sessiz uyarı önemlidir.

Eğer insan bu çağrıyı duyabiliyorsa, demek ki zaman bütünüyle geçmemiştir. Belki de artık bekleme değil, küçük ama sahici bir adım atma vaktidir.

Belki de mesele hayatı bir anda değiştirmek; okyanuslara açılmak değildir. Bazen insanı kıyıdan kurtaran şey, büyük sıçrayışlar değil; suya değen küçük bir adımdır. Suya ayağını sokabilme cesaretini taşıyan o ilk adım…

Çünkü insan bazen zamanın kıyısında beklediğini sanır; meçhul geminin bir gün limana yanaşacağı hayaliyle oyalanır. Oysa zaman çoktan akıp gitmiştir. Ve insan, bekleyerek değil; adım atarak yetişir kendisine.

Belki de mesele tam olarak budur:

İnsan hayatı bekleyerek değil, yürüyerek yakalar.

Zamanın kıyısında bekleyenlerden değil; korksa da suya adım atanlardan olabilmek dileğiyle…

Edebiyatçı Yazar Sümeyye Öztaş

 

Etiketler : Zamanın Kıyısında deneme Bilgi Gazetesi Sümeyye Öztaş beklemek ertelemek geç kalmışlık
Beğendim
Bayıldım
Komik Bu!
Beğenmedim!
Üzgünüm
Sinirlendim
Bu içeriğe zaten oy verdiniz.

ad image
ad image

Bunlar da ilginizi çekebilir

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı

Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.

3 saat önce
Fenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı

Fenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı

UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.

4 saat önce
SON DURAĞIN AYNASI

SON DURAĞIN AYNASI

Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI

1 gün önce
Yorumlar

Other Posts
06.11.2026 - KENDİNDEN KAÇARKEN KENDİNE YAKLAŞMAK 30.10.2026 - YOLUMUZ GURBETE DÜŞTÜ 23.10.2026 - YOL VE VUSLAT 16.10.2026 - YOL VE MENZİL 09.10.2026 - YOL VE HİKÂYE 02.10.2026 - YOL VE İSTİKAMET 25.09.2026 - YOL VE KÖR NOKTA 18.09.2026 - YOL VE ÇİLE 11.09.2026 - YOL VE GÖLGE 04.09.2026 - YOL VE YAREN 28.08.2026 - YOL VE AZIK 21.08.2026 - YOL VE BEKLENTİ 14.08.2026 - YOL VE KONTROL 07.08.2026 - YOL VE ÖFFFKE 31.07.2026 - YOL VE ACELE 24.07.2026 - YOL VE YÜK-SEKLİK 17.07.2026 - YOL VE YÜK 10.07.2026 - YOL VE RÜZGÂR 03.07.2026 - YOL VE YOLCU 26.06.2026 - EŞİĞİN ÖTESİ 19.06.2026 - GECİKMENİN RAHMETİ 12.06.2026 - ASKIDA KALMAK 05.06.2026 - ZAMANIN KIYISINDA 29.05.2026 - UÇURTMAYA KÜSMEK 22.05.2026 - SEN UÇUŞU HATIRLA 15.05.2026 - KUTSAL ARAYIŞ 08.05.2026 - KENDİ OLMA CESARETİ 06.02.2026 - KI-RIL-MA 30.01.2026 - BALTANIN DEĞDİĞİ YER 23.01.2026 - HİÇ 16.01.2026 - HZ. İNSAN 09.01.2026 - ALGI KAFESİ 02.01.2026 - DAMLANIN SADAKATİ 26.12.2025 - AFTAN ÖTE: FAİLİN SİLİNDİĞİ YER 19.12.2025 - NOKSAN DA OLUR 12.12.2025 - ÖZE YOLCULUK 05.12.2025 - KOŞMADAN VARMAK 28.11.2025 - KABUĞUN ÇATLADIĞI YER 21.11.2025 - İNCİNME ÂŞIK 14.11.2025 - KADERİN DANTELASI 07.11.2025 - TEVEKKÜL VE ‘’BU BÖYLEDİR’’ KONFORU 31.10.2025 - YOL AYRIMI 24.10.2025 - EL DEĞMEMİŞ SEVDALAR 17.10.2025 - ARAYIŞ VE İÇİMİZDEKİ PUTLARI KIRMAK 10.10.2025 - YA TAHAMMÜL YA SABIR 03.10.2025 - YETİM KALMIŞ DUYGULAR 26.09.2025 - Nefsin Uzun Soluklu Yolu 19.09.2025 - AŞKIN ELİNDEN 12.09.2025 - YAZININ TANIKLIĞI 04.09.2025 - YALNIZLIKLA BARIŞMAK 20.08.2025 - YARIM KALANLAR 27.12.2024 - ASLA DÜŞÜNME! 21.09.2024 - SÖZÜN BÜYÜSÜ 12.09.2024 - En ‘’NARİN’’ Yerimizden Kırdılar 25.08.2024 - YAŞAMAK SANCISI 09.03.2024 - SU KASİDESİ'NDEN SEÇME BEYİTLER 17.02.2024 - İÇİMDEKİ GURBET 12.02.2024 - BİR NEFES SIHHAT 11.02.2024 - ZAMANIN ÇARKLARI 11.02.2024 - UMUDA TUTUNMAK 11.02.2024 - YİTİK MONA’YA AĞIT 11.02.2024 - SEVGİ İKLİMİNİN NEVBAHARI 11.02.2024 - KÖR KUYU 11.02.2024 - KOR ATEŞ 11.02.2024 - GÖNÜL ŞAİRİ
ad image
ad image