YOL VE YÜK-SEKLİK
Sümeyye Öztaş
24/07/2026 17:10 | Son Güncelleme : 05/11/2026 20:01 | Sümeyye Öztaş
YOL VE YÜK-SEKLİK
Olmamışlığın Kibri: İnsanın kendini olduğundan büyük sandığı yük
İnsan bir yola çıktığında, ilk fark ettiği şey taşımak zorunda kaldığı yüklerdir. Sırtında taşıdıkları, omzuna ağırlık verenler, yürüdükçe adımlarını yavaşlatanlar… Oysa asıl ağırlık çoğu zaman insanın üstünde değil; içinde taşınır. Ve bu yükler, diğerleri gibi kolayca indirilemez. Çünkü insan bazı yükleri yük olarak görmez. Onları kendi benliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görür; hatta gücünün bir göstergesi zanneder.
İşte kibir, tam da böyle sinsi ve ağır bir yüktür.
İnsan onu yüklendiğini bilmeden taşır. Hatta çoğu zaman onunla yükseldiğini, onun sayesinde ayakta durduğunu düşünür. Oysa fark etmez ki kibir, insanı yükseltmez; sadece onu yere daha sert düşeceği bir noktaya çıkarır. Ve insan en çok, kendini en sağlam sandığı yerden sarsılır. Hacı Bayram Veli’nin dediği gibi:
‘’Kibir bele bağlanan taş gibidir; onunla ne yüzülür ne uçulur.’’
Yol, insanı sadece yürütmez; aynı zamanda içindekileri ortaya çıkarır. Hele bir de sert bir rüzgârla karşılaşınca insanın sakladıkları aşikâr olur, etrafa saçılır. Kimi yükler yolda hafiflerken, kimi yükler de insanı tüketir. Kibir de böyledir. Başlangıçta asil bir duruş gibi görünür; zaman ilerledikçe bir ağırlığa dönüşür. Ve insan, kendisini taşıdığını sandığı şeyi aslında kendi taşıdığını fark eder. Binek sandığı şeyin, üstünde ağırlık yaptığını idrak eder.
Kibir, dışarıdan görünen şekliyle ‘’üstünlük iddiası’’ değildir sadece. En derinlerde, insanın kendi eksikliğiyle kurduğu kırılgan bir bağdır. İnsan bazen kendini yeterince güçlü hissetmediği için büyür, yeterince değerli hissetmediği için kendini yüceltir. Böylece kibir, insanın içinde sessizce taşıdığı o eksiklik duygusunun zırhına; yetersizliğinin maskesine dönüşür.
Bu yüzden kibirli insan, sanıldığı gibi güçlü değildir. Aksine en çok korunmaya muhtaç, en kırılgan en zayıf odur.
Kendini üstün görme hâli güçsüzlükle baş edemeyen insanın kurduğu bir savunmadır. Bu haliyle incinmekten kaçınmanın bir yoludur. Başkalarını küçük görmek, kendini ayakta tutma çabasından ibarettir. Çünkü insan kendisiyle ilgili kurduğu hikâyede gerçekle yüzleşip kendi kırılganlığını kabul etmek yerine, onun üstünü büyüklük duygusuyla örter. Tıpkı terazisi fazla tartsın diye elini gizlice kefeye koyan tüccar gibi… Böylece hem kendine hem de hakikate mesafe koyar. Bir süre sonra kendine yabancılaşır.
Ama yol, bu mesafeyi uzun süre taşımaz.
İnsan bazen başkalarına bakarak kendini büyültür ya da küçültür. Başkalarının hızı, vardığı yer ona kendi gecikmişliği gibi görünür. Oysa her yol, kendi yüküyle, kendi ritmiyle yürünür. Başkasının yolu, senin ölçün değildir. Kıyas, insanı ya sahte bir yüksekliğe çıkarır ya da gereksiz bir eksikliğe indirir. Her iki durumda da insan, kendi yolundan uzaklaşır.
İnsan hakikatten uzaklaştıkça kendine suni bir yükseklik inşa eder. Bu yükseklik, çoğu zaman dışarıdan bakıldığında heybetli görünür; ama içi boştur. Tıpkı Firavun’un Haman’a kule yaptırması gibi… Göğe ulaşmak, yukarıdan bakmak, hükmetmek ister. Oysa kurduğu her kat onu hakikatten biraz daha uzaklaştırır. Çünkü insan yükseldikçe değil; yükseldiğini sandıkça ve o yüksekliği nefsinden bildikçe kaybolur. Ve en nihayetinde o kule, insanı hakikate yaklaştırmak yerine kendi boşluğuna hapseder.
Kibir büyüdükçe, insanın içindeki ‘’ben bilirim.’’ sesi de yükselir. İnsan kendi sesini hakikatin önüne koyar. Bu ses susmadıkça, kalp başka bir sesi duyamaz. Gurur ve inat, bu hâlin en sessiz yoldaşları olur. İnsan eksikliğini göremedikçe onu yok sayar; attığı her adımda biraz daha eksilir. Böylece kibir, kalbe kilit vurur. Anahtarını da yine nefsin eline teslim eder.
Yol ise kilitli kalpleri sevmez.
Yol yürüdükçe insanı törpüler, fazlalıklardan arındırır, gerçeğe yaklaştırır. Eğilmeyeni eğer, görmek istemeyene gösterir, kabullenmeyeni kendiyle yüzleştirir. Kibir de bu yolculukta en çok kırılan, en çok dağılan yerlerden biridir. Çünkü kibir insana kendine ait olmayan sahte bir gerçeklik sunar. Hakikat yaklaşınca sahteliklerin bir hükmü de kalmaz.
Tasavvufta kibir, insanın kendi beniyle kurduğu en sert bağlardan biri olarak görülür. Kalpte zerre kadar bile kibir bulunmasına müsaade edilmez. Nefis ise kendini merkezde tutmak isteyen bir yapıdır. Her şeyin kendine göre ölçülenmesini ister. Oysa hakikat insanın nefsinden bağımsızdır. Bu yönüyle kibir, insanın yalnızca insanlarla değil; varlıkla, hatta yolun sahibiyle arasına perde çeker. Ve insan, perdeyi gerçek zannettikçe hakikatten uzaklaşır. Oysa yol, perdeyi kaldırmak içindir.
İnsan büyüdükçe değil; eğildikçe derinleşir. Meşhur sözdeki gibi buğday başakları içleri boş olunca başları havadadır içleri doldukça eğilirler. İnsan da buğday başağı misali içini ne kadar hakikat ile doldurursa o kadar eğilir; o kadar mütevazı olur. Hakikatle dolan insanın başıyla birlikte kalbi de eğilir. Ve eğildikçe ağırlaşmaz; hafifler.
Yoldaki insanın yaşadığı fırtınaların en çok temas ettiği yer, insanın kendini en güçlü sandığı yerdir. İnsan kendini makamla değerlediğinde, koltuğu çöker. Sağlığına güvendiğinde hastalıkla tanışır. Gücüne güvendiğinde güçsüzlüğüyle karşılaşır. Çünkü yol, insanın kendine kurduğu sahte yükseklikleri yerle yeksan eder. Böylece insan, ilk kez hakikatle yüz yüze gelir.
Gerçekle temas etmek kolay değildir.
İnsan, kibriyle yüzleşince önce kendine yabancılaşır. ‘’Ben böyle biri miyim?’’ sorusu, kendisine dair duyduğu şüphe onu bir yıkıma değil; bir hakikatle yüzleşmeye götürür. Çünkü insan, kendini olduğundan büyük görmekten vazgeçtiği an, olduğu hâline yaklaşmaya başlar.
İşte dönüş burada başlar.
Kibir kırıldıkça, insan yumuşar. İçteki boşluğun yankısı sustukça insan kendini dinler. Kendini dinleyen kendini görür. Gördükçe kabul eder. Kabul başlayınca insan hafifler. Çünkü insan, savunma hâlinden çıkınca yorgunluğu da azalır. Olduğu hâliyle barışınca, başkalarının değil, kendi hakikatinin peşinden koşar.
Tevazu, insanın kendini küçültmesi değil; kendini olduğu yere koymaktan korkmamasıdır. Kendisini hakikat nazarında doğru tartmaktır. Ne eksik ne fazla… Gecesiyle ve gündüzüyle… Doğrusuyla ve yanlışıyla… Sadece olduğu gibi…
Nitekim Yunus’un dediği gibi:
‘’Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil.’’
Ve insan bunu öğrendiğinde, artık yürüyüşü değişir. Ayetin ifadesiyle: ‘’Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma! Ne yeri yarabilir ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin.’’ (İsra/37)
Artık insan daha sessiz, daha derin, daha sahici adımlar atar. Çünkü artık yük taşımıyor; yüklerinden arınıyordur.
Bir dağ düşün…
Heybetli, mağrur, yüksek. Ama yol üstünden geçer gider. Büyüklük yükseklikte değil, ulaşılabilir olmakta gizlidir.
Bir gün insan dönüp baktığında şunu anlar:
Onu yavaşlatan şey yolun zorluğu, fırtınası, taşları değil, içinde taşıdığını fark etmediği bir ağırlıktır. Kendi içinde kurduğu yüksekliklerdir.
Bir zamanlar kendine güven diye ördüğü duvarların, aslında korku taşlarından yükseldiğini fark eder. Güç sandığı şeyin, kırılganlığının bir maskesi olduğunu görür. Ve o an anlar ki insanı yoran, kendini olduğundan büyük tutma çabasıdır. Çünkü o büyüklük, hakikate ulaşmak için kurulmamıştır. Bu yüzden insan, o yüksekliğin içinde yapayalnız kalır. Bir gün o kuleden çıkmaya cesaret ettiğinde kendiyle karşılaşır.
İşte o an başlar gerçek yolculuk.
İnsan, kibri bıraktığında aslında bir şey kaybetmez. Aksine kendine adım atmanın huzurunu yaşar. İlk defa eğilmeyi, alçalmayı ve olduğu yere inmeyi öğrenir.
Çünkü anlar ki bu yol, yükselerek değil; eğilerek ilerleyenlerin yoludur.
Yolda kendine ait olmayan yükleri bırakabilmek ve en hafif şekilde ilerleyebilmek dileğiyle…
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci Kaleme Aldı: Trump’ı Kırsalın Sessiz İsyanı ve Tarım Krizi Yıktı
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, sosyal medya hesabından yaptığı kapsamlı değerlendirmede, 2026 ABD ara seçim sonuçlarını tarım ekonomisi ve kırsal seçmen dinamikleri üzerinden analiz etti.
3 saat önceFenerbahçe'nin Liverpool Zaferi Avrupa Basınında Yankı Uyandırdı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde temsilcimiz Fenerbahçe, iki kez geriye düştüğü karşılaşmada İngiliz devi Liverpool'u 3-2 mağlup ederek unutulmaz bir geri dönüşe imza attı. Sarı-lacivertlilerin bu tarihi zaferi, başta İngiltere olmak üzere İspanya ve İtalya basınında geniş yankı buldu.
4 saat önceSON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
1 gün önce


