YOL VE MENZİL
Yola çıkan insan menzili çoğu zaman ileride zanneder. Hayat yolculuğunda eksiklerinin bir gün tamamlanacağını sanır. Bir sonraki durakta onu toz pembe bir gerçeklik karşılayacağını umar. Sürekli ilerlemek ister ve vardığı yerde rahat etme ümidi üzerine bir hayat tasavvuru düşler. Kendisini tamamlanmış hâliyle hep başka bir yerde hayal eder.
Diplomada…
Evde…
Evlilikte…
Çocukta…
Emeklilikte…
Fakat bir süre sonra vardığı her yer yeni bir yolun başlangıcı olur. Her varış, yeni bir yürüyüşün eşiğine dönüşür. Acaba insan gerçekten menzile mi yürür; yoksa menzil sandığı duraklarda mı oyalanır?
İnsan her durağın gerçek bir menzil olmadığını anlayınca yolun dışarıda değil içeride olduğunu anlar. Asıl yol ayakların değil kalbin yürüyüşüdür… İnsan Mekke’ye gider. Dağlara çıkar. Denizleri aşar. Yedi iklim dolaşır. Ama kendi içine inmedikçe hiçbir yere varamaz. Çünkü hakiki yol insanın kendinden Rabb’ine olan yoludur.
Menzile herkes aynı yoldan gitmez. İnsan adedince yol vardır. Kimsenin yolu birbirine benzemez. Kimisi kuyuya düşer. Kimi ateşe girer. Kiminin yolu balığın karnından geçer. Kimisi kırk yıl çölde yürür. Yollar değişse de menzil değişmez.
Menzile varırken insanın taşıdığı en ağır yük benliktir. Nefsin zıddına hareket etmeden gerçek yol fark edilmez. Kapılardan bilgiyle, azıkla ve güçle değil; kırılarak geçilir. Nefis hakikat aynasında boyunun ölçüsünü almadan kalbe yer açılmaz. İnsan eksilmeden hakikat dolmaz. Nefis kabı boşalmadan marifet yer bulmaz.
Tasavvuf ehli bu yüzden hakikat kapısına ‘’ben’’ diyerek girilemeyeceğini söyler. Kapının eşiğinde en önce insanın benliği kalır. Necip Fazıl’ın ifadesiyle: ‘’Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez.’’ Çünkü Hakk’a yürüyen yolcu, yol boyunca dünyayı değil; en çok kendisini terk eder.
İnsan nefsini taşıdığı müddetçe yolu kendi yürüdüğünü zanneder. Oysa hakikat yolunda en büyük dönüşüm, insanın yürüyüşünün değişmesi değil; yürüyenin değişmesidir. Nefis eksildikçe teslimiyet çoğalır. İnsan kendine güvenmeyi bıraktıkça, yolun sahibine güvenmeyi öğrenir.
Menzilin en önemli azığı teslimiyettir. Olanda ve olmayandaki hayrı görebilmektir. Menzil sahibinin şah damarından daha yakın olduğunun itminanına ermektir. İşte bu yüzden insan menzile, yalnızca istediği şeylere kavuşarak değil; kendisinden esirgenenlerin de bir rahmet olduğuna inanarak yürür. Muhyiddin Şekur’un şu sözü bu hakikati ne güzel ifade eder:
‘’Nasip olmayan her şeyden mahrum değil de muhafaza edildiğinize iman edince kalbinize olan eziyetiniz bitiyor.’’ Kader bazen vermeyerek korur. İnsan bunu idrak ettiğinde, kader bir yük olmaktan çıkar; sığınılacak bir rahmet olur. Nitekim insan kaderi yeni alınmış bir bayramlık gibi çocuksu bir sevinçle üstünde taşıyarak menzile kavuşur.
Yol uzadıkça insan anlar ki, hakikatin kapısı bilgiyle değil; teslimiyetle açılır. Yolun sahibine güvenmeyen, her dönemeçte başka bir yola sapar.
Teslimiyet yalnızca kadere razı olmak değildir. Teslimiyet, yolun sahibinin hükmünü kendi hükmünün önüne koyabilmektir. İnsan bazen önündeki yolu çöl görür. Fakat Hak yolunda yürüyen, kendi gözünden önce Rabbinin gösterdiği hakikate itimat etmeyi öğrenir.
Bu yüzden Necip Fazıl’ın şu mısraları, hak yolcusunun taşıması gereken hâli anlatır.
‘’Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür.
Sana çöl gibi gelen o göl diyorsa göldür.’’
İşte teslimiyet, insanı bu bakışa hazırlayan en büyük terbiyedir.
Yola çıkan insan başlangıçta çok şey ister. Gönlü olmayanların telaşında ezilir. Elde ettikleri edemediklerini gözüne diktirir. Hep daha fazlasını kazanınca mutlu olacağını zanneder. Çok şey bekler. Yollar uzadıkça insan, gerçeklerle karşılaşır; istediği birçok şeyin aslında gerekli olmadığını fark eder. Yol ilerledikçe fazlalıklarını bırakmaya başlar. Kalbinde yer eden birçok şeyden kurtulur. Bir gün gelir ki artık Allah’tan başka hiçbir şeyi istemediğini fark eder. Yunus’un: ‘’Aşık Yunus seni ister. Lutfeyle cemalin göster.’’
deyişi işte bu hâlin ifadesidir.
Ve hakikat bütün perdeleri kaldırdığında:
‘’Ballar balını buldum.
Kovanım yağma olsun.’’ der.
Çünkü artık bal bulunmuştur. Kovanın hükmü kalmamıştır.
Hakikati bulan için artık vasıtalar susar. Vuslat konuşur. Yolun kendisi bile sessizleşir.
Dünya tutulacak bir yurt değil; geçilecek bir handır. Artık yolun da mesafelerin de hükmü kalmamıştır. Yolcu hanlarda ömür boyu kalmak için değil, dinlenip yoluna devam etmek için konaklar.
‘’Ömür dediğin nedir?
Üç gün hilal, üç gün bedir.’’
Asıl yurt menzilin sahibine ermektir.
İnsan ömrü boyunca bir menzil arar. Sonunda anlar ki…
Menzil hiçbir zaman gittiği şehir değildir.
Kazandığı makam değildir.
Ulaştığı başarı değildir.
Menzil…
Allah’ın razı olduğu kalple O’na dönebilmektir.
Çünkü insan yolun sonunda Rabb’ini bulmaz; yol boyunca şah damarından daha yakın olan Rabb’ini fark eder.
‘’İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.’’
(O’ndan geldik ve yine O’na döneceğiz.)
O’ndan geldik.
Ve aslında…
Bütün yolculuk O’naydı.
Çünkü yolun sonunda ulaşılacak yer değil; varılacak bir huzur vardır.
Bütün yollar sahibini bulduğu yerde biter.
Menzile razı olan ve razı olunan bir kalple erişebilmek duasıyla…
Sümeyye Öztaş
Bunlar da ilginizi çekebilir
SON DURAĞIN AYNASI
Yazar Amine Demir Yazdı: SON DURAĞIN AYNASI
22 saat önceMeteoroloji’den Türkiye Genelinde Alarm: Sıcaklıklar Aniden Düşüyor, Zirai Don ve Sağanak Uyarısı!
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), Türkiye genelinde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının batı kesimlerden başlayarak hissedilir derecede düşeceğini açıkladı.
22 saat önceTarım Uzmanı Ergin Kahveci’den Yeni Zelanda Analizi: Süt Üretiminde Rekor Geldi
Tarım Politikaları Uzmanı Ergin Kahveci, Yeni Zelanda’nın 2025/2026 sezonu süt üretimi verilerine ilişkin kapsamlı bir analiz paylaştı.
22 saat önce


